Made in Europe: Avrupa, Kaybedecek Fazla Bir Şeyi Kalmayan Türkiye'ye Hazır mı?
AB'nin Made in Europe girişimi Türkiye'yi otomotiv teşviklerinin dışında bırakabilir. Gümrük Birliği, otomotiv ihracatı ve Avrupa-Türkiye ilişkileri risk altında.
25 Ekim 2026

Avrupa Birliği, Çin'in ucuz elektrikli otomobillerine ve ABD'nin devasa yeşil teknoloji teşviklerine karşı yeni bir korumacılık duvarı örmeye hazırlanıyor. Ancak “Made in Europe” (Avrupa'da Üretildi) girişimi kapsamında Türkiye'nin teşvik sisteminin dışında bırakılması, yalnızca Türk sanayisini değil, Avrupa'nın kendi otomotiv sektörünü de tehdit ediyor. Otuz yıllık Gümrük Birliği ortaklığının geleceği tartışmaya açılırken, Brüksel'in karşısında ekonomik olduğu kadar jeopolitik bir sorun da bulunuyor.
Avrupa Çin ile Ticaret Savaşına Giriyor, Ama Adını Koymak İstemiyor
Brüksel, Çin ile giderek sertleşen bir ticaret mücadelesinin içinde. Ancak Avrupalı yetkililer bunun açıkça bir ticaret savaşı olarak tanımlanmasından rahatsız.
Avrupa Birliği, Çin'den gelen ucuz elektrikli otomobillerin yerli üreticiler üzerindeki baskısını azaltmaya çalışırken, diğer taraftan ABD'nin yeşil teknoloji sektörüne sağladığı büyük ölçekli teşviklerle rekabet etmek zorunda.
Bu iki cepheli baskı, Avrupa'yı yeni bir sanayi korumacılığı dönemine sürüklüyor.
Brüksel'de hazırlıkları sürdürülen “Made in Europe” girişimi, kamu kaynaklarıyla desteklenecek stratejik ürünlerin nerede üretildiğini belirleyici bir koşul haline getirmeyi amaçlıyor.
Otomotiv, batarya üretimi ve temiz enerji teknolojileri bu yaklaşımın merkezinde yer alıyor.
Yeni düzenlemeler kapsamında devlet teşviklerinden, şirket filolarına yönelik desteklerden ve kamu alım sözleşmelerinden yararlanabilmek için ürünlerin belirli ölçüde Avrupa Birliği sınırları içinde üretilmesi gerekebilecek.
Ancak bu yaklaşım, Avrupa'nın ekonomik sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği sorusunu da gündeme getiriyor.
Ve Türkiye açısından yanıt son derece kritik.
Türkiye “Made in Europe” Kapsamının Dışında mı Kalacak?
Fransa ve Almanya tarafından hazırlanan gayriresmî bir politika belgesi, Ankara'da ciddi endişe yaratabilecek öneriler içeriyor.
Belgede otomotiv sektörüne yönelik teşviklerin Birleşik Krallık ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi öneriliyor.
Buna karşılık Japonya, Güney Kore ve Türkiye'nin kapsam dışında tutulması gündemde.
Türkiye açısından sorun yalnızca yeni teşviklerden yararlanamamak değil.
Böyle bir düzenleme, Avrupa Birliği ile 1995'ten bu yana yürürlükte bulunan Gümrük Birliği'nin ekonomik mantığını da tartışmalı hale getirebilir.
Çünkü Türkiye, Avrupa otomotiv sektörünün dışarıdan mal satın aldığı sıradan bir ticaret ortağı değil.
Türk fabrikaları, Avrupa merkezli otomotiv şirketlerinin üretim ağlarına ve tedarik zincirlerine derin biçimde entegre olmuş durumda.
Türkiye'de üretilen araçlar ve parçalar Avrupa pazarına ihraç edilirken, Avrupa'da üretilen bileşenler de Türkiye'deki fabrikalarda kullanılıyor.
Bu karşılıklı bağımlılık, yaklaşık otuz yılda oluşmuş bir sanayi ekosistemine dayanıyor.
Ömer Bolat: Türkiye'deki Üretim Avrupa'da 250 Bin Kişiye İş Sağlıyor
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye ile Avrupa arasındaki otomotiv entegrasyonunun boyutlarına dikkat çekerek önemli bir veri paylaştı.
Bolat'a göre Türkiye'de üretim yapan ve Türkiye'ye ihracat gerçekleştiren Avrupalı otomotiv şirketlerinin faaliyetleri, Avrupa'da yaklaşık 250 bin kişilik istihdamı destekliyor.
Bu rakam, Türkiye'nin Avrupa otomotiv sektörü açısından yalnızca bir ihracat pazarı olmadığını gösteriyor.
Bolat, Brüksel'de yürüttüğü temaslarda Türkiye'nin yeni teşvik sisteminin dışında bırakılmasının Gümrük Birliği'ne ve iç içe geçmiş tedarik zincirlerine zarar verebileceği uyarısında bulunuyor.
Sanayi temsilcileri de benzer endişeleri dile getiriyor.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) başkanlığı için öne çıkan adaylardan Ender Yılmaz, Avrupa'daki üretim ağlarıyla bütünleşmiş merkezlerin kapsam dışında bırakılmasının otomotiv sektörünün geleceği açısından önemli riskler taşıdığını belirtti.
Yılmaz'a göre katı yerli üretim koşulları, kritik parçaların tedarikini zorlaştırabilir, üretim maliyetlerini artırabilir ve sonuçta Avrupalı tüketicilere de zarar verebilir.
Dolayısıyla Türkiye'nin dışlanması, Avrupa sanayisini korumak için tasarlanan bir politikanın Avrupa sanayisinin kendisine zarar vermesi sonucunu doğurabilir.
Fransa ve Almanya Arasında Görüş Ayrılığı
Bununla birlikte Türkiye'nin yeni düzenlemenin dışında kalması henüz kesinleşmiş değil.
Söz konusu politika belgesi bağlayıcı bir Avrupa Birliği düzenlemesi niteliğinde bulunmuyor.
Avrupa Birliği'nin yasama süreci uzun ve karmaşık. Üstelik Fransa ile Almanya arasında sanayi politikalarının nasıl şekillendirilmesi gerektiği konusunda önemli görüş ayrılıkları var.
Fransa geleneksel olarak Avrupa sanayisinin daha güçlü korumacı önlemlerle desteklenmesini savunuyor.
Almanya ise küresel ihracata ve uluslararası tedarik zincirlerine daha fazla bağımlı olduğu için genellikle daha açık ve pragmatik bir yaklaşımı tercih ediyor.
Türkiye, özellikle Alman otomotiv şirketleri açısından önemli bir üretim ve tedarik merkezi konumunda.
Bu nedenle Berlin'in katı yerli üretim şartlarına yaklaşımı, Paris'in korumacı eğilimlerinden farklılaşabiliyor.
Avrupalı diplomatların değerlendirmeleri, mevcut müzakerelerin Türkiye açısından kolay ilerlemediğine işaret ediyor.
Ancak görüşmeler devam ettiği için kesin bir dışlanma senaryosundan söz etmek henüz erken.
Yine de Türkiye'nin kapsam dışında tutulmasının diplomatik belgelerde ciddi bir seçenek olarak tartışılması, Ankara açısından önemli bir uyarı niteliğinde.
Türkiye'nin Otomotiv Sanayisi İçin Büyük Risk
Türkiye'nin “Made in Europe” teşviklerinden dışlanması halinde ortaya çıkabilecek sonuçlar oldukça ağır olabilir.
Türkiye'de üretilen otomobiller ve otomotiv parçaları, başlıca ihracat pazarları olan Avrupa Birliği ülkelerinde rekabet dezavantajıyla karşılaşabilir.
Avrupa'da üretilen rakip ürünler kamu desteklerinden yararlanırken Türkiye'deki fabrikaların aynı avantajlara sahip olmaması, yatırım kararlarını da etkileyebilir.
Uluslararası otomotiv şirketleri yeni fabrika ve üretim hattı yatırımlarında teşviklerden yararlanabilecekleri AB ülkelerine öncelik verebilir.
Bu durum Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı yatırımları azaltabilir.
Mevcut üretim tesislerinin genişletilmesi ertelenebilir, yerli parça tedarikçileri sipariş kaybedebilir ve otomotiv sektöründe istihdam baskısı oluşabilir.
Daha uzun vadede Türkiye'nin Avrupa otomotiv değer zincirindeki konumu zayıflayabilir.
Bu riskler, Türkiye'nin sanayi üretimi ve ihracatı açısından stratejik önem taşıyan otomotiv sektörünün geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.
Asıl Soru: Avrupa Türkiye'yi Kaybetmeyi Göze Alabilir mi?
Tartışmanın ekonomik boyutu kadar önemli bir jeopolitik yönü de bulunuyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler yıllardır siyasi anlaşmazlıklarla karşı karşıya.
Demokrasi ve hukuk devleti konusundaki görüş ayrılıkları, göç politikaları ve dış politika sorunları ilişkileri zaman zaman ciddi biçimde gerdi.
Ancak ekonomik entegrasyon, bütün bu anlaşmazlıklara rağmen tarafları birbirine bağlayan güçlü bir çıpa işlevi gördü.
Büyük ticaret hacmi ve karşılıklı yatırımlar, Ankara ile Brüksel'i pragmatik davranmaya zorladı.
Şimdi Avrupa'nın korumacı sanayi politikaları bu çıpayı zayıflatma riski taşıyor.
Türkiye'nin Avrupa üretim sisteminin dışına itilmesi, Ankara'nın Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerden elde ettiği kazanımları azaltabilir.
Böyle bir gelişme, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerini sürdürme konusundaki ekonomik motivasyonunu da zayıflatabilir.
Dolayısıyla Brüksel yalnızca Türkiye'deki fabrikaların teşviklerden yararlanıp yararlanmayacağına karar vermiyor.
Aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerinin gelecekte hangi temeller üzerinde şekilleneceğini de belirliyor.
Ekonomik Korumacılığın Jeopolitik Bedeli
Avrupa Birliği'nin Çin ve ABD karşısında kendi sanayi kapasitesini korumak istemesi anlaşılabilir bir hedef.
Çin'in düşük maliyetli elektrikli otomobil üretimi ve ABD'nin kapsamlı sanayi teşvikleri, Avrupalı üreticiler üzerinde ciddi rekabet baskısı yaratıyor.
Ancak Avrupa'nın sanayisini korumak için kuracağı duvarın, kendi üretim ağlarıyla bütünleşmiş ülkeleri dışlaması farklı bir sorun yaratıyor.
Türkiye'nin kapsam dışında bırakılması, Avrupa otomotiv şirketlerinin maliyetlerini artırırken tedarik zincirlerini de daha kırılgan hale getirebilir.
Üstelik ekonomik ilişkilerde yaşanacak aşınma, Ankara ile Brüksel arasındaki siyasi iş birliğini de olumsuz etkileyebilir.
Avrupa açısından Türkiye yalnızca bir sanayi ortağı değil; göç yönetimi, bölgesel güvenlik, enerji koridorları ve jeopolitik dengeler bakımından da önemli bir ülke.
Ekonomik bağların zayıflaması, bu alanlarda ortak hareket etme kapasitesini de etkileyebilir.
Sonuç: Avrupa Kendi Sanayisini Korurken Türkiye'yi Dışlamamalı
“Made in Europe” girişiminin nihai kapsamı henüz belli değil.
Fransa ve Almanya arasındaki görüş ayrılıkları, Avrupa Birliği'nin karmaşık karar alma mekanizmaları ve sanayi kuruluşlarının itirazları nedeniyle müzakerelerin devam etmesi bekleniyor.
Ancak Türkiye'nin dışlanmasının ciddi biçimde gündeme gelmesi bile, otuz yıllık ekonomik ortaklığın geleceğine ilişkin soru işaretleri yaratıyor.
Brüksel'in karşı karşıya olduğu tercih, yalnızca hangi ülkelerin Avrupa sanayi teşviklerinden yararlanacağıyla sınırlı değil.
Avrupa, Çin ve ABD ile rekabet ederken Türkiye gibi üretim ağlarına derinden entegre olmuş bir ortağını dışarıda bırakmanın ekonomik ve siyasi maliyetlerini de hesaplamak zorunda.
Avrupa'nın kendi sanayisini koruması meşru bir hedef. Ancak bunu gerçekleştirmek için Türkiye ile otuz yılda oluşturduğu sanayi ortaklığını zayıflatması, elde edeceği kazançlardan çok daha büyük kayıplara yol açabilir.
Ve asıl soru hâlâ ortada duruyor: Avrupa, kendisiyle ekonomik bağları zayıflamış ve kaybedecek çok daha az şeyi kalan bir Türkiye'ye gerçekten hazır mı?
Turkiye Today
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




