Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Dünya Ekonomisi

Küresel ekonomi yüksek faiz dönemine hazırlanıyor: Enflasyon artık geçici değil

Fed ve BoJ faiz artırırken piyasalar yeni döneme hazırlanıyor. Kalıcı enflasyon, daha yüksek faiz ve sermaye maliyetlerini beraberinde getiriyor.

21 Eylül 2026

Küresel ekonomi yüksek faiz dönemine hazırlanıyor: Enflasyon artık geçici değil

Dünyanın önde gelen merkez bankaları, kalıcı hale gelen enflasyona karşı yeniden aynı yönde hareket etmeye başladı. Fed üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artırırken Japonya Merkez Bankası da sıkılaştırmaya devam etti. İngiltere Merkez Bankası şimdilik beklemede. Piyasaların verdiği mesaj ise giderek netleşiyor: Enflasyon pandemi sonrası geçici bir şok olmaktan çıkıyor ve küresel ekonomi daha yüksek faizlerin kalıcı olduğu yeni bir döneme hazırlanıyor.

Merkez bankaları yeniden aynı yönde

İleriye dönük yönlendirme eski önemini kaybetmiş olsa da geçen hafta dünyanın önde gelen merkez bankalarından büyük bir sürpriz gelmedi.

İngiltere Merkez Bankası (BoE) dışında para otoriteleri, kalıcı enflasyonu kontrol altına almak amacıyla giderek daha senkronize bir sıkılaşma sürecine giriyor.

Yatırımcılar da buna göre pozisyon almaya başladı. Yeni dönemin temel varsayımı, enflasyonun kısa sürede ortadan kalkmayacağı ve faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı yönünde.

Fed üç yıl sonra ilk kez faiz artırdı

Küresel para politikasındaki en önemli gelişme ABD Merkez Bankası'ndan geldi.

Fed geçen hafta üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artırdı. Karar, yeni Fed Başkanı Kevin Warsh açısından da önemli bir sınav niteliğindeydi.

Beyaz Saray'dan gelen faiz indirimi baskılarına rağmen enflasyon hedefin üzerinde seyrederken faiz artırımına gidilmesi tahvil yatırımcıları tarafından olumlu karşılandı.

Nitekim kararın ardından enflasyon ve para politikasına özellikle duyarlı olan uzun vadeli tahvil getirilerinde düşüş görüldü.

Fed üyelerinin faiz beklentilerini gösteren noktasal grafikler ise sıkı para politikasının kısa süreli olmayabileceğine işaret ediyor.

Fed yetkilileri bu yıl bir faiz artışı daha öngörürken, 2027 için herhangi bir faiz indirimi beklemiyor.

Enflasyon yüzde 2'ye ancak 2029'da dönebilir

Fed'in projeksiyonlarındaki belki de en önemli mesaj enflasyon cephesinden geldi.

Tahminlere göre enflasyonun Fed'in yüzde 2'lik hedefine dönmesi ancak 2029 yılında mümkün olacak.

Bu gerçekleşirse ABD ekonomisi sekiz yıl boyunca hedefin üzerinde enflasyon yaşamış olacak.

Dolayısıyla mevcut tabloyu yalnızca pandemi sonrasında ortaya çıkan geçici bir enflasyon şoku olarak değerlendirmek giderek zorlaşıyor.

Bunun yerine küresel ekonominin daha yüksek enflasyon ve buna eşlik eden daha yüksek sermaye maliyetleriyle karakterize edilen yeni bir rejime girmiş olabileceği tartışılıyor.

YZ yatırımları kritik rol oynayacak

Yeni faiz rejiminin ekonomi üzerindeki etkisini belirleyecek faktörlerden biri de YZ (yapay zekâ) yatırımlarının geleceği olacak.

Veri merkezleri, yarı iletkenler ve elektrik altyapısına yönelen devasa yatırım harcamaları artık ekonomik büyümeyi doğrudan etkileyebilecek büyüklüğe ulaşmış durumda.

Bu harcamaların devam etmesi halinde ekonominin hem büyümeyi hem de daha yüksek faizleri aynı anda taşıması mümkün olabilir.

Ancak YZ yatırım patlamasının sona ermesi durumunda tablo değişebilir. Yüksek faizlerin devam ettiği bir ortamda yatırım harcamalarının da gerilemesi, ekonominin geri kalanında sıkı finansman koşullarının etkisini hızla artırabilir.

Japonya'dan da faiz artışı

Geçen haftanın diğer önemli faiz kararı Japonya'dan geldi.

Japonya Merkez Bankası'nın faiz artışı piyasalar açısından sürpriz olmadı. Ancak bundan sonraki adımlar konusunda görüş birliği bulunmuyor.

Japonya'da politika faizi halen yüzde 1,25 ile diğer büyük ekonomilerin oldukça altında.

Hükümetin genişlemeci maliye politikası, devam eden enflasyon baskıları ve yenin kalıcı biçimde zayıf seyretmesi BoJ üzerindeki faiz artırma baskısını güçlendiriyor.

Bu nedenle Japonya'da sıkılaştırma sürecinin henüz sona ermediği düşünülüyor.

İngiltere beklemeyi tercih etti

Büyük merkez bankaları arasında geçen hafta farklı yönde hareket eden kurum İngiltere Merkez Bankası oldu.

BoE politika faizini yüzde 3,75'te sabit tuttu.

İngiltere'deki faiz seviyesinin diğer bazı gelişmiş ekonomilere göre zaten daha yüksek olması, merkez bankasına bir toplantı daha bekleme imkânı verdi.

Buna rağmen piyasalarda önümüzdeki 12 ay içerisinde en az dört faiz artışı yapılabileceği beklentisi güçleniyor.

İngiltere ekonomisinde büyüme şimdilik makul seviyelerde seyretse de yükselen enerji ve finansman maliyetleri görünümü zorlaştırıyor.

Avrupa ekonomisi petrol şokuna direniyor

Bu hafta merkez bankası kararlarının ardından gözler ekonomik aktivite göstergelerine çevrilecek.

Özellikle imalat ve hizmet sektörlerine ilişkin PMI verileri küresel ekonominin yüksek faiz ve enerji maliyetlerine ne ölçüde dayanabildiğini gösterecek.

Euro Bölgesi ekonomisi, petrol fiyatlarının temmuzdan bu yana yaklaşık yüzde 40 yükselmesine rağmen beklenenden daha dirençli bir görünüm sergiliyor.

PMI göstergelerinin büyüme ve daralma arasındaki eşik olan 50 seviyesinin üzerinde kalması ve yaklaşık dört yılın en yüksek düzeylerine ulaşması bekleniyor.

Japonya'da da imalat ve hizmet PMI'larının 50'nin üzerinde kalacağı tahmin ediliyor. Şirketlerin yeni ihracat siparişleri alması ve iş dünyası güvenindeki toparlanma, Japonya Merkez Bankası'nın daha fazla faiz artırabileceği beklentisini destekliyor.

İngiltere'de bütçe baskısı artıyor

İngiltere ekonomisinde ise gözler ekim ayında açıklanacak bütçeye çevrilmiş durumda.

Ekonomik büyüme şimdilik dirençli olsa da yükselen enerji ve borçlanma maliyetleri hükümetin hareket alanını daraltıyor.

Maliye politikasında bütçe kurallarına uyum için mevcut olan mali alanın yaz aylarında ciddi biçimde azalması, yeni vergi artışlarının gündeme gelebileceği beklentisini güçlendiriyor.

Borsalarda yükseliş ivmesi kayboluyor

Merkez bankalarının daha şahin bir çizgiye geçmesi hisse senedi piyasalarında da hissediliyor.

Küresel borsalar son dönemde ulaştıkları zirvelere yakın seyretmeye devam etse de yükseliş ivmesi belirgin biçimde zayıfladı.

Özellikle YZ temasına yönelik güçlü alımların yavaşlaması ve tahvil faizlerinin yükselmesi hisse senetleri üzerinde baskı yaratıyor.

Buna karşılık kredi risk primlerinin düşük seviyelerde kalması, yatırımcıların şirketlerin genel finansal görünümü konusunda henüz ciddi bir endişe taşımadığını gösteriyor. Şirket kârlarındaki güçlü büyüme de piyasaları desteklemeye devam ediyor.

Ancak teknik göstergeler piyasanın momentum kaybettiğine işaret ediyor. Şirketlerin yalnızca yüzde 29'u 50 günlük hareketli ortalamasının üzerinde bulunurken, yaklaşık yarısı 200 günlük ortalamasının üzerinde işlem görüyor.

Dot-com balonundan önemli fark

YZ hisselerindeki hızlı değer artışı geçmiş teknoloji balonlarıyla karşılaştırılmaya devam ediyor.

Ancak mevcut piyasa ile 2000 yılındaki dot-com balonu arasında önemli farklılıklar bulunuyor.

Şirket kârlarının güçlü biçimde artmaya devam etmesi sayesinde piyasa genelinde fiyat/kazanç oranları yaklaşık 20 seviyesinde bulunuyor. Bu nedenle mevcut değerlemeler tek başına klasik bir piyasa balonuna işaret etmiyor.

Asıl sorun, piyasaları yeni bir yükseliş dalgasına taşıyabilecek katalizörün giderek daha zor bulunması.

Merkez bankalarının faiz artırdığı, enerji maliyetlerinin yüksek kaldığı ve YZ yatırımlarındaki ivmenin sorgulanmaya başladığı bir ortamda yatırımcılar risk almaya devam ediyor, ancak daha temkinli davranıyor.

Küresel piyasaların önündeki temel soru artık yalnızca faizlerin ne kadar yükseleceği değil. Ekonomilerin ve şirket kârlarının, kalıcı enflasyonla birlikte gelen daha yüksek sermaye maliyetini ne kadar süre taşıyabileceği yeni dönemin belirleyici konusu olacak.

Fidelity International

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş