İsrail Seçime Gidiyor: Netanyahu’nun Kaderi Türkiye-İsrail Hattını da Etkileyecek
İsrail'de 27 Ekim seçimleri yaklaşırken Netanyahu anketlerde zorlanıyor. Sonuç, Suriye ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere Türkiye-İsrail ilişkilerini etkileyebilir.
5 Eylül 2026

İsrail'de 27 Ekim 2026'da yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi geleceği giderek daha belirsiz hale geliyor. Son anketler iktidar ve muhalefet bloklarının Knesset'te çoğunluğu elde etmekte zorlandığını gösterirken, Netanyahu'nun kampanyasında Türkiye'yi giderek daha fazla öne çıkarması Ankara açısından seçimleri ayrıca önemli hale getiriyor. Seçimin sonucu Suriye'den Doğu Akdeniz'e kadar Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini etkileyebilir.
İsrail, son yılların en kritik seçimlerinden birine hazırlanıyor.
27 Ekim'de yapılması planlanan genel seçimler yalnızca Başbakan Binyamin Netanyahu'nun iktidarda kalıp kalmayacağını değil, İsrail'in bölgesel güvenlik ve dış politika stratejisinin yönünü de belirleyebilir.
Türkiye açısından ise seçimlerin önemi daha da büyük.
Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler son dönemde hızla gerilirken, Suriye'deki askeri rekabet, Doğu Akdeniz'deki ittifaklar ve Netanyahu'nun Türkiye'yi seçim kampanyasının bir parçası haline getirmesi iki ülke arasındaki gerilimi İsrail iç siyasetinin de önemli unsurlarından biri haline getiriyor.
Anketler Netanyahu için rahat bir tablo çizmiyor
Son kamuoyu araştırmalarına göre İsrail siyasetinde belirgin bir kilitlenme yaşanıyor.
120 sandalyeli Knesset'te hükümet kurabilmek için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Ancak mevcut anketlerde ne Netanyahu liderliğindeki hükümet bloku ne de muhalefet bu çoğunluğa tek başına ulaşabiliyor.
Bazı son anketlerde Netanyahu karşıtı blok ile mevcut iktidar cephesi 53'er sandalye civarında görünüyor.
Bu durumda Arap partilerinin elde edeceği milletvekili sayısı ve seçim sonrasında küçük partilerin hangi koalisyona destek vereceği hükümetin kurulmasında belirleyici hale gelebilir.
Eisenkot'un partisi Likud'un önünde
Parti bazındaki araştırmalar da Netanyahu açısından alışılmadık bir tablo ortaya koyuyor.
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un liderliğindeki merkez çizgideki Yashar, bazı anketlerde 22-23 milletvekiliyle ilk sırada yer alıyor.
Netanyahu'nun Likud Partisi ise yaklaşık 20-21 sandalye ile ikinci sırada bulunuyor.
Ancak İsrail'in seçim sistemi nedeniyle en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderinin otomatik olarak başbakan olması gerekmiyor.
Asıl belirleyici unsur, seçimden sonra 61 milletvekilinin desteğini sağlayabilecek bir koalisyon kurabilmek.
Bu nedenle Netanyahu'nun Likud'u ikinci parti konumuna gerilese bile yeniden hükümet kurma ihtimali ortadan kalkmış değil.
Netanyahu liderlik yarışında da geride
Netanyahu açısından bir diğer uyarı işareti doğrudan başbakanlık tercihlerini ölçen anketlerden geliyor.
“Başbakanlığa kim daha uygun?” sorusunun yöneltildiği bazı araştırmalarda Gadi Eisenkot'un Netanyahu karşısında %47'ye %37 üstünlük sağladığı belirtiliyor.
Eski Başbakan Naftali Bennett'in de Netanyahu karşısında %43'e %39 önde olduğu anketler bulunuyor.
Bu rakamlar, uzun yıllardır İsrail siyasetinin merkezinde bulunan Netanyahu'nun önemli bir seçmen yorgunluğuyla karşı karşıya bulunduğuna işaret ediyor.
Ancak İsrail'deki parçalı parti sistemi nedeniyle kişisel popülarite ile hükümet kurabilme kapasitesi aynı şey değil.
Netanyahu'nun en önemli avantajlarından biri de burada ortaya çıkıyor.
Muhalefetin en büyük sorunu kendi parçalı yapısı
Netanyahu karşıtı cephe oldukça geniş ancak siyasi açıdan homojen değil.
Muhalefet içinde seküler sağdan merkeze ve sol partilere kadar birbirinden oldukça farklı siyasi aktörler bulunuyor.
Netanyahu'nun seçim stratejisinin önemli bölümlerinden birinin de bu farklılıkları kullanarak karşı blokun seçim sonrasında ortak bir hükümet kurmasını zorlaştırmaya dayanması bekleniyor.
Dolayısıyla anketlerde Netanyahu'nun geride görünmesi, iktidarı kaybetmesinin kesin olduğu anlamına gelmiyor.
Seçimin ardından yapılacak koalisyon görüşmeleri en az sandık sonuçları kadar önemli olabilir.
Netanyahu'nun seçim kampanyasında Türkiye öne çıkıyor
Seçimleri Türkiye açısından özellikle önemli hale getiren gelişmelerden biri Netanyahu'nun kampanyasında Ankara'ya giderek daha fazla yer vermesi.
İsrail'de kullanılan seçim reklamlarında ve Likud'un YZ destekli kampanya videolarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın görüntülerinin kullanıldığı bildiriliyor.
Netanyahu'nun kampanyasında verilen temel mesajlardan biri, “İsrail'in düşmanlarının Netanyahu'nun kaybetmesini istediği” iddiası.
Böylece Türkiye ile yaşanan bölgesel gerilim Netanyahu'nun iç politikadaki güvenlik söyleminin bir parçasına dönüşüyor.
Netanyahu açısından bu stratejinin amacı, seçimi ekonomi ve iç siyasi tartışmalardan çıkararak güvenlik ve dış tehditler eksenine taşımak olabilir.
Suriye iki ülke arasındaki en tehlikeli dosya
Türkiye açısından İsrail seçimlerinin belki de en önemli dış politika boyutunu Suriye oluşturuyor.
İki ülkenin Suriye'nin geleceğine ilişkin güvenlik öncelikleri giderek daha fazla ayrışıyor.
Türkiye, yeni Suriye yönetiminin ülke genelinde egemenliğini güçlendirmesini ve kendi güvenlik çıkarlarıyla uyumlu merkezi bir yapı kurulmasını desteklerken İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki askeri ve siyasi nüfuzunun genişlemesinden rahatsız.
İsrail'in Suriye'deki bazı askeri hedeflere yönelik operasyonları bu nedenle Ankara'da yakından takip ediliyor.
Özellikle İsrail'in Abu al-Duhur hava üssünü hedef alan saldırısı, Türkiye ile İsrail'in Suriye sahasında dolaylı rekabetinin daha tehlikeli bir aşamaya geçebileceği yönündeki kaygıları artırdı.
İsrail tarafı Türkiye'nin Suriye'deki askeri kapasitesinin genişlemesinin kendi hava operasyonlarının hareket alanını kısıtlayabileceğini düşünüyor.
Ankara ise İsrail'in Suriye'deki askeri faaliyetlerinin Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına zarar vermemesini istiyor.
Seçim kampanyası gerilimi daha da artırabilir
Buradaki önemli risk, İsrail'deki seçim süreci ile Suriye'deki askeri rekabetin birbirini beslemesi.
Netanyahu'nun kampanyasını giderek daha fazla ulusal güvenlik ve dış tehditler üzerine kurması, Türkiye ile yaşanan gerilimin seçimlere yaklaştıkça daha görünür hale gelmesine yol açabilir.
Bu durum iki ülke arasındaki normal diplomatik gerilimden daha riskli.
Çünkü Suriye'deki askeri unsurların birbirine yakın bölgelerde faaliyet göstermesi, yanlış hesaplama veya beklenmeyen bir olayın daha geniş bir krize dönüşmesi ihtimalini artırıyor.
Bu nedenle 27 Ekim'e kadar geçecek dönem Ankara-Tel Aviv ilişkileri açısından özellikle hassas olabilir.
Doğu Akdeniz'deki ittifaklar da Ankara'nın radarında
Türkiye'nin yakından izlediği bir diğer başlık İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği askeri ve stratejik ilişkiler.
Son dönemde İsrail, Yunanistan ve GKRY arasındaki savunma işbirliğinin genişlemesi Ankara'da dikkatle takip ediliyor.
Kaynaklarda yer alan değerlendirmelere göre bu işbirliği hava savunması, enerji güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki askeri koordinasyon gibi alanlara yayılıyor.
Netanyahu hükümetinin devam etmesi halinde bu üçlü ilişkinin daha da güçlenmesi beklenebilir.
Netanyahu'nun seçimleri kaybetmesi ise İsrail'in Yunanistan ve GKRY ile ilişkilerinin sona ereceği anlamına gelmez. Bunlar artık yalnızca Netanyahu'ya bağlı kişisel ilişkiler değil, önemli ölçüde kurumsallaşmış stratejik ortaklıklar.
Ancak yeni bir hükümetin Türkiye'ye yaklaşımı, bu işbirliğinin Ankara karşıtı bir eksen olarak ne ölçüde öne çıkarılacağını etkileyebilir.
Netanyahu giderse Türkiye-İsrail ilişkileri düzelir mi?
Ankara açısından asıl soru burada ortaya çıkıyor.
Netanyahu'nun seçimleri kaybetmesi Türkiye-İsrail ilişkilerinde otomatik olarak normalleşme anlamına gelmeyebilir.
İsrail'de Türkiye'nin bölgesel rolüne ilişkin güvenlik kaygıları Netanyahu hükümetiyle sınırlı değil. Suriye, Doğu Akdeniz ve bölgesel güç dengeleri konusunda iki ülke arasında yapısal çıkar farklılıkları bulunuyor.
Bununla birlikte Netanyahu'nun Türkiye'yi doğrudan seçim kampanyasında kullanması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı İsrail açısından dış tehdit söyleminin parçası haline getirmesi, ilişkileri kişisel ve siyasi açıdan da sertleştiriyor.
Netanyahu sonrası kurulabilecek daha merkezci bir hükümet bu söylemi yumuşatabilir ve iki ülke arasında kriz yönetimi için daha geniş bir diplomatik alan yaratabilir.
Netanyahu'yu henüz gözden çıkarmamak gerekiyor
Anketlerdeki olumsuz tabloya rağmen Netanyahu'nun siyasi kariyerinin sona erdiğini söylemek için erken.
Netanyahu geçmiş seçimlerde de zor koşullardan çıkmayı başardı ve İsrail'in parçalı siyasi sistemi deneyimli bir koalisyon kurucusuna önemli fırsatlar sunuyor.
Muhalefetin ideolojik açıdan dağınık olması ve Arap partilerinin gelecekteki hükümet denklemindeki rolü, seçim sonrası aritmetiği daha da karmaşık hale getiriyor.
Bu nedenle 27 Ekim'de yalnızca hangi partinin birinci çıktığına bakmak yeterli olmayacak.
Asıl mücadele sandıkların kapanmasından sonra başlayabilir.
Ankara için 27 Ekim neden önemli?
Türkiye açısından İsrail seçimlerinin sonucu üç temel dosyayı doğrudan etkileyebilir: Suriye'deki askeri rekabet, Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri ve iki ülke arasındaki diplomatik gerilimin yönetimi.
Netanyahu'nun yeniden hükümet kurması halinde mevcut sert çizginin devam etmesi, hatta seçim kampanyasında kullanılan Türkiye karşıtı söylemin dış politikaya daha fazla yansıması mümkün.
Muhalefetin iktidara gelmesi ise otomatik bir Ankara-Tel Aviv yakınlaşması yaratmayacak.
Ancak Türkiye'yi iç siyasette bir tehdit unsuru olarak kullanan mevcut söylemin zayıflaması ve Suriye dahil kritik dosyalarda daha pragmatik bir diplomasi için alan açılması mümkün olabilir.
Bu nedenle 27 Ekim İsrail seçimleri Ankara açısından sıradan bir yabancı ülke seçimi olmaktan çok daha fazla önem taşıyor.
Netanyahu'nun siyasi kaderi belirlenirken Türkiye-İsrail ilişkilerinin önümüzdeki birkaç yıllık rotası da önemli ölçüde şekillenebilir.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.



