Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Dünya Ekonomisi

ANALİZ: Yeni bir küresel finansal kriz mi geliyor?

Petrol, yükselen tahvil faizleri ve YZ hisselerindeki yüksek değerlemeler yeni finansal kriz tartışmasını gündeme taşıyor. 2008 tekrar eder mi?

22 Eylül 2026

ANALİZ: Yeni bir küresel finansal kriz mi geliyor?

Küresel piyasalarda aynı anda biriken riskler yeni bir finansal kriz tartışmasını gündeme taşıyor. Petrolün 100 doların üzerine çıkması, devlet tahvillerindeki küresel satış dalgası ve YZ hisselerinin yüksek değerlemelerine ilişkin soru işaretleri kırılganlığı artırıyor. Bankacılık sistemi 2008'e kıyasla daha sağlam görünse de, piyasalardaki stresin ekonomik daralmaya dönüşmesi halinde merkez bankaları ve hükümetlerin yeniden güçlü müdahalelerde bulunması gerekebilir.

Eylül ayının finansal piyasalar açısından kötü bir şöhreti var.

İngiltere Eylül 1931'de altın standardını terk etti. Sterlin Eylül 1992'de Avrupa Döviz Kuru Mekanizması'ndan çıktı. Lehman Brothers'ın Eylül 2008'de çökmesi ise küresel finans krizinin en sert aşamasını başlattı.

2026 Eylül'ünde de piyasalarda yeni bir finansal kriz tartışmasını besleyen riskler birikiyor.

Bunların başında 100 doların üzerine çıkan petrol, küresel tahvil satışları ve YZ (yapay zekâ) hisselerinin geleceğine ilişkin artan soru işaretleri geliyor.

Bunların yeni bir finansal krize dönüşeceği kesin değil. Ancak piyasalardaki kırılganlığın son yılların en yüksek seviyelerinden birine ulaştığı görüşü giderek daha fazla tartışılıyor.

İran savaşının gecikmeli etkisi

ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın üzerinden altı aydan fazla zaman geçti.

İlk aşamada Hürmüz Boğazı'ndaki aksamanın küresel ekonomiye beklenenden daha sınırlı zarar vermesi piyasaları rahatlatmıştı.

Petrol tankerlerinin yeniden Hürmüz'den normal biçimde geçmeye başlayacağı beklentisi de ham petrol fiyatlarındaki yükselişi bir süre sınırladı.

Ancak savaşın ekonomik etkilerinin gecikmeli biçimde ortaya çıktığına ilişkin işaretler artıyor.

Petrol fiyatlarının son haftalarda varil başına 100 doların üzerine çıkması, kalıcı enflasyon ve merkez bankalarının daha yüksek faiz uygulamak zorunda kalacağı endişelerini yeniden gündeme taşıdı.

Üstelik sorun yalnızca ham petrol fiyatı değil.

Küresel rafineri kapasitesindeki sıkıntılar nedeniyle benzin ve motorin fiyatları yüksek seyretmeye devam ediyor. Bu da enerji şokunun doğrudan tüketici fiyatlarına yansıma riskini artırıyor.

Tahvil piyasaları alarm veriyor

İkinci önemli risk devlet tahvillerinde yaşanan küresel satış dalgası.

Yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu kalıcı hale getirebileceği beklentisi, merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutacağı veya yeniden artıracağı görüşünü güçlendiriyor.

Bu ortam tahvil faizlerini yukarı çekerken, ekonominin diğer alanlarındaki finansman maliyetlerini de artırıyor.

ABD'de yüksek tahvil faizleri ipotek kredilerinden otomobil kredilerine ve kredi kartlarına kadar geniş bir alanda borçlanma maliyetlerini yukarı taşıyor.

ABD Hazinesi'nin son dönemde gerçekleştirdiği tahvil geri alımları da piyasalardaki faiz baskısını hafifletmeye yönelik girişimler olarak değerlendiriliyor.

Finansal piyasalardaki stresin daha da artması durumunda kamu otoritelerinin çok daha güçlü müdahalelere yönelmesi gerekebilir.

Üçüncü risk: YZ rallisi

Piyasalardaki üçüncü kırılganlık teknoloji ve YZ hisselerinde.

Son aylarda küresel hisse senedi piyasalarının en önemli desteklerinden biri, YZ sektörünün büyümesinin önünde ciddi bir sınır olmadığı beklentisiydi.

Bu beklenti teknoloji şirketlerinin değerlemelerini tarihi ölçülerde yukarı taşıdı.

Ancak YZ sektörünün önde gelen isimlerinden teknolojinin gelişim hızının yavaşlatılması gerektiğine yönelik gelen açıklamalar, bu hikâyenin sorgulanmasına neden oldu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın YZ sektöründe daha sıkı düzenleme taleplerine karşı çıkması ise yalnızca ABD-Çin teknoloji rekabeti açısından değil, Wall Street açısından da önem taşıyor.

Çünkü Amerikan hisse senedi piyasalarının performansı giderek daha fazla büyük teknoloji şirketlerine ve YZ temasına bağımlı hale gelmiş durumda.

Bu nedenle YZ yatırımlarında veya şirketlerin gelecekteki kâr beklentilerinde ciddi bir bozulma yaşanması, yalnızca teknoloji hisselerini değil genel piyasa endekslerini de etkileyebilir.

2026, 2008'in tekrarı mı?

Bugünkü tablo ile 2008 arasında bazı benzerlikler olsa da önemli farklar bulunuyor.

2008 krizinin merkezinde ABD konut piyasası ve bankaların aşırı kaldıraç kullanarak bu piyasayı finanse etmesi vardı.

Bugün bankacılık sisteminin aynı ölçüde risk taşıdığına ilişkin bir işaret bulunmuyor.

Ayrıca YZ yatırımlarının tamamını 2008 öncesindeki konut balonuyla eş tutmak da doğru değil.

YZ'nin uzun vadede üretkenlik ve ekonomik büyümeye katkıda bulunma potansiyeli bulunuyor. Dolayısıyla teknoloji şirketlerindeki yüksek değerlemeler ile 2008 öncesindeki konut piyasası arasında doğrudan paralellik kurmak yanıltıcı olabilir.

Ancak bu durum YZ hisselerinde fiyatların gelecekteki kâr beklentilerinin çok ötesine geçmiş olabileceği riskini ortadan kaldırmıyor.

Asıl risk piyasaların birbirini tetiklemesi

Finansal krizler çoğu zaman tek bir nedenle ortaya çıkmıyor.

Bugünkü risk de petrol, tahvil veya teknoloji hisselerinden yalnızca birinin çökmesi değil; bu üç piyasanın birbirini olumsuz yönde beslemeye başlaması.

Petrol fiyatlarının yüksek kalması enflasyonu artırabilir.

Yüksek enflasyon merkez bankalarını daha fazla faiz artırımına zorlayabilir.

Daha yüksek faizler tahvil getirilerini ve şirketlerin finansman maliyetlerini yükseltebilir.

Bu da özellikle yüksek değerlemelere sahip teknoloji hisseleri üzerinde satış baskısı yaratabilir.

Hisse senetlerindeki sert düşüş ise tüketici ve şirket güvenini bozarak finansal piyasalardaki sorunun reel ekonomiye taşınmasına yol açabilir.

Kriz çıkarsa faiz artışları hızla gündemden düşebilir

2008 krizinden çıkarılan en önemli derslerden biri de finansal krizlerin ekonomi politikasındaki öncelikleri çok hızlı değiştirebilmesi.

Bugün merkez bankaları enflasyonla mücadele etmek için faiz artışlarını tartışıyor.

Ancak ciddi bir finansal kriz ekonomik daralmaya dönüşürse tablo tamamen değişebilir.

Böyle bir senaryoda faiz artırımlarının yerini yeniden faiz indirimleri ve likidite önlemleri alabilir. Hükümetler açısından da bütçe açıklarını azaltmak yerine ekonomiyi ve finansal sistemi destekleyen politikalar ön plana çıkabilir.

Dolayısıyla piyasaların önündeki temel soru yalnızca yeni bir kriz yaşanıp yaşanmayacağı değil.

Petrolün 100 doların üzerinde kaldığı, tahvil faizlerinin yükseldiği ve hisse senedi piyasalarının YZ temasına giderek daha bağımlı hale geldiği bir ortamda, küçük bir şokun farklı varlık sınıfları arasında ne kadar hızlı yayılabileceği de kritik önem taşıyor.

Yeni bir 2008'in kapıda olduğunu söylemek için henüz yeterli kanıt yok. Ancak mevcut göstergeler, yatırımcıların ve ekonomi yönetimlerinin yeni bir finansal stres dönemine karşı hazırlıklı olması gerektiği yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.

Larry Elliott, the Guardian

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş