Dolar/TL49,93
0.04%
Euro/TL55,72
0.10%
Gram Altın6.258,95
3.25%
BIST 10010.759,56
3.64%
Brent Petrol$113,43
2.37%
Gümüş/Ons$49,28
5.93%
Gedik Yatırım
HUKUK

Boşanma Davalarında Nafaka Türleri

Av.Cem Özturan

Av.Cem Özturan

1 Kasım 2026

Boşanma Davalarında Nafaka Türleri

 Evlilik yalnızca iki kişinin aynı hayatı paylaşmasından ibaret değil. Evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı çeşitli maddi ve hukuki sorumlulukları da bulunmaya devam eder ancak evlilik birliği bozulup boşanma süreci başladığında, bu sorumlulukların nasıl devam edeceği ve özellikle ekonomik açıdan daha zor durumda kalan tarafın nasıl korunacağı önemli bir mesele hâline geliyor. Nafaka da tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Toplumda bazen bütün nafaka türleri tek bir kavrammış gibi düşünülüyor. Oysa hukukta tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve yardım nafakası birbirinden farklı amaçlara hizmet ediyor. Dolayısıyla “nafaka” denildiğinde önce hangi nafaka türünden söz edildiğini belirlemek gerekiyor. Bu yazıda nafaka türlerini, mümkün olduğunca teknik hukuk dilinden uzaklaşarak ve günlük hayattan örneklerle açıklayalım.

 

1-Tedbir Nafakası

 Boşanma davası açıldığında evlilik hukuken hemen sona ermiyor. Dava devam ederken eşlerin evlilik birliğinden doğan bazı yükümlülükleri devam ediyor ama taraflar çoğu zaman aynı evde yaşamıyor ve ekonomik düzenleri de birbirinden ayrılıyor. İşte tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken eşlerin ve çocukların geçici olarak korunmasını sağlayan nafaka türüdür. Burada temel amaç, taraflardan birinin dava sürecinde ekonomik açıdan tamamen desteksiz kalmasının önüne geçmektir. Bu nedenle tedbir nafakası, yoksulluk nafakasındaki gibi boşanmaya neden olan olaylarda kimin daha kusurlu olduğu üzerinden değerlendirilmez. Mahkeme; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, gelirlerini, giderlerini, ihtiyaçlarını ve varsa çocukların durumunu değerlendirerek dava süresince gerekli geçici önlemleri alabilir. Bu değerlendirme, yalnızca bir sosyal ve ekonomik durum araştırmasının sonucuna otomatik olarak bağlanmış değildir. Mahkeme, somut olayın bütün koşullarını dikkate alır.

 Önemli bir nokta daha var. Tedbir nafakası yalnızca eşler için düşünülmemelidir. Boşanma davası sırasında çocukların bakım ve geçim ihtiyaçlarının karşılanması da mahkemenin değerlendirmesi gereken konular arasındadır. Örneğin taraflardan birinin geliri diğerinden daha düşükse çocukların giderlerinin önemli bölümü bir ebeveyn tarafından karşılanıyorsa veya dava sürecinde ekonomik bir dengesizlik ortaya çıkıyorsa mahkeme, bu durumları dikkate alabilir. Tedbir nafakası bakımından hâkimin gerekli geçici önlemleri re’sen alabilmesi de önemlidir. Bu nedenle tedbir nafakasını yalnızca karşı tarafın açıkça talep etmesi hâlinde gündeme gelebilecek bir ödeme olarak düşünmemek gerekir. Boşanma kararı kesinleştiğinde ise dava sürecine özgü tedbir nafakası dönemi sona erer. Bunun ardından somut olayın şartlarına göre yoksulluk nafakası veya çocuk için iştirak nafakası söz konusu olabilir.

 2-Velayet Hakkı ve İştirak Nafakası

 Boşanmayla birlikte eşlerin birbirlerine karşı olan evlilik ilişkisi sona erebilir ancak anne ve babanın çocuklarına karşı sorumluluklarının ortadan kalkmayacağı malumdur. Çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması anne ve babanın ortak sorumluluğudur. Çocuğun bakımı, eğitimi ve temsili anlamına gelen velayet hakkı ile çocuğun giderlerine katılma borcu olan iştirak nafakası doğrudan birbiriyle bağlantılıdır.

 A) Velayetin Tespiti ve Çocuğun Üstün Yararı

 Mahkeme, velayetin hangi ebeveyne bırakılacağını belirlerken öncelikle çocuğun üstün yararını dikkate alır. Yani mesele “anne mi daha haklı, baba mı daha haklı?” şeklinde değerlendirilmez. Asıl soru, somut olayın koşullarında çocuğun fiziksel, duygusal, eğitimsel ve sosyal gelişimi açısından hangi düzenlemenin daha uygun olduğudur. Çocuğun yaşı, ihtiyaçları, ebeveynleriyle ilişkisi, yaşam düzeni, eğitim durumu ve ebeveynlerin çocukla ilgilenme imkânları gibi birçok unsur birlikte değerlendirilebilir.

Çocuğun görüşünün alınması da bazı durumlarda önem taşır. Çocuğun yaşı kadar kendi görüşünü oluşturabilecek ve bunu ifade edebilecek olgunlukta olup olmadığı da önemlidir.

 Benzer şekilde “küçük çocuk mutlaka anneye verilir” şeklinde bir Kanun maddesi de bulunmuyor. Küçük yaşta çocuğun bakım ihtiyaçları değerlendirmede önemli olabilir ancak velayet kararı, yine çocuğun üstün yararı esas alınarak verilir. Yine de bebeklik ve erken çocukluk döneminde anne bakımına engel hukuki/ahlaki yahut sağlığı ilgilendiren ağır bir durum yoksa velayet kural olarak anneye verilebilir.

 B) Ortak Velayet Modeli

 Velayetin mutlaka tek bir ebeveyne verilmesi gerektiği yönünde mutlak bir yaklaşım bulunmamaktadır. Hukuk sistemimizde ortak velayet uygulamasına da rastlanmaktadır. Yine de ortak velayet, yalnızca “iki taraf da istiyor” denilerek otomatik olarak uygulanacak bir sistem değildir.

 Mahkemenin değerlendirmesinde çocuğun üstün yararı esas alınır. Anne ve babanın çocukla ilgili önemli kararları birlikte alabilmesi, iletişim kurabilmesi ve çocuğun ihtiyaçları konusunda iş birliği yapabilmesi de somut olay bakımından önem taşıyabilir. Örneğin okul seçimi, sağlık kararları veya çocuğun yaşam düzeni gibi konularda sürekli ve ağır bir çatışma yaşanması, ortak velayetin çocuk bakımından uygun olup olmadığı değerlendirilirken dikkate alınabilir.

 C) İştirak Nafakası Nedir?

 

İştirak nafakası, çocuğun bakım ve giderlerine anne ve babanın ekonomik güçleri oranında katılmasını sağlayan nafaka türüdür. Burada önemli olan şey, iştirak nafakasının eşe verilen bir nafaka olmadığıdır. Sadece çocuğun ihtiyaçları için söz konusu olur. Çocuğun eğitim, sağlık, barınma, beslenme, giyim ve benzeri giderleri değerlendirmeye alınabilir. Çocuğun özel bir eğitim kurumuna devam etmesi, servis kullanması veya düzenli sağlık giderlerinin bulunması gibi somut koşullar da nafaka miktarının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Anne veya babanın boşanmaya neden olan olaylarda kusurlu olması, tek başına iştirak nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz çünkü burada korunan esas olarak çocuğun menfaatidir. Yani boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu olduğu kabul edilen bir ebeveyn de çocuğunun giderlerine ekonomik gücü oranında katılmak zorundadır. Ayrıca çocuğun 18 yaşını doldurması, anne ve babanın eğitimine devam eden ergin çocuğa karşı bütün maddi sorumluluklarının otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez.

 3-Yoksulluk Nafakası

 Boşanmanın ardından eşlerden biri ekonomik olarak yoksulluğa düşecekse ve Kanun'un aradığı diğer şartlar da gerçekleşiyorsa diğer eşten yoksulluk nafakası talep edebilir. Öncelikle boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme söz konusu olmalıdır. Bunun yanında nafaka isteyen tarafın boşanmaya neden olan olaylarda diğer taraftan daha ağır kusurlu olmaması gerekir.Bu anlamda nafaka isteyen eşin diğer eşten daha ağır kusurlu olduğu kabul edilirse yoksulluk nafakası talebi bakımından Kanun'daki şart gerçekleşmemiş olur. Burada sıkça görülen bir yanlış anlaşılmayı da düzeltelim: Nafakayı ödeyecek eşin mutlaka kusurlu olması gerekmiyor. Yani boşanmada kusuru bulunmayan bir eşin de diğer eşin Kanun'da aranan şartlarla yoksulluğa düşmesi ve nafaka yükümlüsünün mali gücünün bulunması hâlinde yoksulluk nafakası ödemesi mümkün olabilir. Bununla birlikte yoksulluk nafakasının şartları geçerliliğini korumakla Anayasa Mahkemesinin (AYM) 30/09/2026 tarihli kararından sonra uygulamanın artık "süresiz" kalıbından çıkarak süreli bir modele evrilme durumu söz konusu olabileceğini belirtmek gerekir.

 4-“Süresiz Nafaka” Gerçekte Ne Anlama Geliyor?

 Türk Medeni Kanunu’nun mevcut 175. maddesi, şartları oluştuğunda yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebilmesine imkân tanıyor. Buradaki “süresiz” ifadesi, aslında nafakanın her durumda kişinin hayatının sonuna kadar değişmeden devam edeceği anlamına gelmiyor. Zira nafaka şartları daha sonra da ortadan kalkabilir. Ayrıca Kanun, belirli hâllerde nafakanın sona ermesini ve koşullar değiştiğinde miktarının yeniden değerlendirilmesini mümkün kılıyor.

 Peki Nafaka Süresiyle İlgili Yeni Bir Düzenleme Geldi Mi?

 Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının "süresiz olarak" istenebileceğine ilişkin kural, AYM kararıyla iptal edilmiş ve bu karar 30/09/2026 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. AYM, yoksulluk nafakasını tamamen kaldırmamakla birlikte kategorik ve otomatik bir şekilde her dosyada nafakanın süresiz olmasını Anayasa'ya aykırı bulmuştur.Bu iptal kararı, 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihe kadar TBMM tarafından; evlilik süresi, tarafların yaşları, ekonomik ve sosyal durumları gibi kriterleri baz alan yeni bir yasal düzenleme yapması beklenmektedir. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte "ömür boyu nafaka"nın yerini, hakkaniyete ve evlilik süresine endeksli süreli nafaka modellerinin alması kuvvetle muhtemeldir. Kesinleşmiş eski nafaka kararları ise bu iptal kararından otomatik olarak etkilenmemektedir. Süreci takip etmekte fayda var.

 Yardım Nafakası

 Yardım nafakası, esasen boşanma davasına özgü bir nafaka değildir. Bu nafakanın temelinde, aile üyeleri arasındaki Kanun'dan doğan dayanışma yükümlülüğü bulunur. Bu durumda önemli olan, çocuğun artık 18 yaşını doldurmuş olması nedeniyle iştirak nafakasının sona ermiş olmasıdır ancak bu, anne ve babanın her türlü ekonomik desteğinin otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez. Ergin çocuğun eğitimi devam ediyorsa Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde ana ve babanın bakım yükümlülüğü belirli şartlarda devam edebilir. Yani Kanun'da belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek kişiler belirli yakınlarından yardım nafakası talep edebilir. Bu konuya ilişkin daha önce hazırladığımız "Hangi Durumlarda Dededen/Nineden Nafaka İstenebilir?" yazımızı inceleyebilirsiniz.

 Nafaka Hangi Durumlarda Sona Erer?

 Nafaka alan kişi, evlenmediği hâlde başka biriyle fiilen evliymiş gibi yaşamaya başlamışsa yoksulluğu ortadan kalkmışsa veya Kanun'da belirtilen şekilde haysiyetsiz bir hayat sürüyorsa nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılması gündeme gelebilir. Burada “işe girdi, dolayısıyla nafaka otomatik olarak biter” şeklinde bir sonuç çıkarmamak gerekir. Önemli olan kişinin çalışmaya başlamasından ziyade nafakanın dayandığı yoksulluk şartının gerçekten ortadan kalkıp kalkmadığıdır.

 Bu nedenle örneğin düşük ücretli bir işe girilmesi ile kişinin kendi geçimini rahatlıkla sağlayabilecek düzenli ve yeterli bir gelire kavuşması, aynı şekilde değerlendirilmez. Somut olayın ekonomik şartları ve kişinin gerçek ihtiyaçları dikkate alınır.

 Nafaka Artırılabilir veya Azaltılabilir mi?

 Evet. Nafaka kararının verildiği tarihteki ekonomik koşullar zaman içinde değişebilir. Örneğin çocuğun eğitim giderleri ciddi şekilde artabilir, taraflardan birinin ekonomik durumu önemli ölçüde değişebilir veya nafaka alan kişinin ihtiyaçlarında esaslı bir değişiklik meydana gelebilir. Bu gibi durumlarda Kanun'un ilgili hükümleri çerçevesinde nafakanın artırılması, azaltılması veya koşullara göre yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Burada da otomatik bir formül bulunmadığını vurgulamak gerekir. Hukuki şartların oluşması gerekir.

 Sonuç

Boşanma davalarında nafaka ve velayet konuları, çoğu zaman tarafların en fazla merak ettiği ve en fazla yanlış bilginin dolaştığı alanlardan biridir. Nafaka, boşanan taraflardan birini cezalandırmak veya diğer tarafı zenginleştirmek için oluşturulmuş bir sistem değildir. Her nafaka türünün farklı bir amacı ve farklı şartları vardır. Tedbir nafakası, dava devam ederken geçici ekonomik koruma sağlamaya yöneliktir. İştirak nafakası, çocuğun bakım ve giderlerine anne ve babanın ekonomik güçleri oranında katılmasını amaçlar. Yoksulluk nafakası, boşanma sonucunda kanundaki şartlarla yoksulluğa düşecek eşin korunmasına yöneliktir. Yardım nafakası ise belirli aile bireyleri arasındaki Kanuni dayanışma yükümlülüğünden doğar.

 Aynı zamanda bugün yürürlükte olan hukuk ile gelecekte yapılması değerlendirilen değişiklikleri birbirinden ayırmak gerekir. Bu nedenle “nafaka kesin olarak şu kadar yıl sürer”, “çocuk mutlaka annenin velayetinde olur”, “18 yaşını dolduran çocuğa hiçbir şekilde destek gerekmez” veya “işe giren kişinin nafakası otomatik olarak sona erer” gibi tek cümlelik kesin sonuçlara güvenmek yerine somut olayın şartlarına ve o tarihte yürürlükte bulunan hukuka bakmak gerekir. Zira Aile Hukukunda profesyonel destek almayan birisi için küçük gibi görünen bir ayrıntı, verilecek kararın sonucunu ciddi biçimde değiştirebilir.

 

(Bu makale, Av. Arb. Cem Özturan tarafından paraanaliz.com internet sitesinde genel bilgilendirme amaçlı yayımlanmak üzere hazırlanmış olup kaynak gösterilse dahi tamamı, özel izin alınmaksızın kullanılamaz. Makalenin yalnızca bir bölümünün dahi alıntılanması, aktif link vermek suretiyle kullanılmasına bağlıdır. Kaynak ve yazar belirtilmeksizin makalenin kısmen veya tamamen yayınlanması, fikri ve şahsi haklara aykırılık teşkil eder.)

 

Paylaş