Dolar/TL49,89
0.16%
Euro/TL55,90
0.58%
Gram Altın6.470,46
0.24%
BIST 10011.165,44
0.13%
Brent Petrol$111,39
0.53%
Gümüş/Ons$52,25
0.25%
Gedik Yatırım
Dünya

Trump’ın ara sınavı: Savaş, eşitsizlik ve demokrasinin kırılganlığı

Ali Bilge’ye göre ABD’deki seçimler yalnızca Trump’ın iki yıllık performansını değil, otoriter siyasetin sınırlarını, Batı ittifakının geleceğini ve yoksulluğun siyasal sonuçlarını da sınayacak.

29 Ekim 2026

Trump’ın ara sınavı: Savaş, eşitsizlik ve demokrasinin kırılganlığı

ALİ BİLGE  |  26 EKİM 2026 TARİHLİ EKONOMİ POLİTİK SÖYLEŞİSİNDEN

Bir seçimden fazlası

ABD’de 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ortasında bir tür referandum niteliği taşıyor. Temsilciler Meclisi’nin tamamının ve Senato’nun bir bölümünün yenileneceği seçimler, Washington’daki güç dengesini değiştirebilir. Ancak mesele yalnızca Kongre’de kimin çoğunluğu elde edeceği değil. Trump’ın içeride demokrasiye, dışarıda ise uluslararası düzene yaklaşımı da seçmenin önüne konmuş durumda.

Trump’ın 2024’te başlayan ikinci dönemi, Ali Bilge’nin değerlendirmesinde, savaşların ve siyasal gerilimlerin gölgesinde geçti. Ukrayna’ya yönelik tutum, İsrail’le birlikte Gazze ve İran çevresindeki çatışmalar, Avrupa’daki müttefiklerle yaşanan güven bunalımı ve ABD içindeki muhalefet üzerindeki baskılar bu dönemin belirgin başlıkları. Bilge’ye göre Trump’ın siyaseti yalnızca Amerikan kurumlarını değil, Batı ittifakının bütünlüğünü de zorluyor.

Washington ile Avrupa arasında açılan mesafe

Bilge’nin dikkat çektiği kırılmalardan biri, ABD ile Avrupa arasındaki güven ilişkisinin aşınması. Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik enerji yaptırımlarını gevşetmesi, kısa vadede Amerikan yakıt fiyatlarını aşağı çekme arayışıyla açıklanabilir. Ancak bu adım, Ukrayna’ya karşı savaşını sürdüren Moskova’ya yeni kaynak sağlayabileceği gerekçesiyle Avrupa’da tepkiyle karşılanıyor. Böylece iç siyasetteki bir maliyet hesabı, müttefikler arasındaki stratejik güvensizliği derinleştiren bir karara dönüşüyor.

Üstelik Bilge’nin aktardığı çerçevede, Rusya’dan petrol ve yakıt arzının Amerikan piyasasındaki fiyatları beklenen ölçüde düşürmesi de mümkün görünmüyor. Arzın ölçeği sınırlı; buna karşılık enerji fiyatları üzerindeki baskının kaynağı daha geniş. İran’la savaşın ve Hürmüz ile Babülmendep boğazlarının kapanmasının küresel enerji akışını bozması, ABD dâhil birçok ekonomide enflasyon ve büyüme sorunlarını ağırlaştırıyor. Enerji güvenliği bu nedenle yalnızca bir dış politika başlığı değil, seçmenin gündelik hayatını doğrudan etkileyen bir ekonomi politik meselesi.

Ukrayna bakımından ise sorun, diplomatik desteğin zayıflamasının ötesine geçiyor. Bilge, füze saldırılarına karşı erken uyarı desteğinin askıya alınmasına ilişkin iddialara dikkat çekiyor; bu iddiaların tüm ayrıntılarının netleşmediğini de vurguluyor. Böyle bir desteğin kesilmesi, sivillerin korunması ve ülkenin savunma kapasitesi açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Bilge’nin temel kaygısı, Ukrayna’nın egemenliğinin yanı sıra Avrupa’nın güvenlik mimarisinin de belirsizliğe sürüklenmesi.

Ekonomik hoşnutsuzluk kimin lehine çalışacak?

Seçimlerin bir başka belirleyicisi, gelir dağılımı ve yaşam maliyeti. Bilge’ye göre konut, sağlık hizmetleri, eğitim ve sosyal yardımlar gibi başlıklar yalnızca ABD’ye özgü değil; farklı ülkelerde seçmenlerin ortak kaygılarını oluşturuyor. Alt ve orta gelir grupları, ücretlerinin barınma ve temel hizmetlerin maliyetine yetişemediği bir ortamda siyasal temsilin kendilerine ne sunduğunu sorguluyor.

Bu hoşnutsuzluğun otomatik olarak eşitlikçi siyasete yönelmemesi ise daha derin bir soruna işaret ediyor. Bilge’nin ifadesiyle, neoliberal dönemin önemli sonuçlarından biri, yoksulluğun sağ siyasete destek veren seçmenler de üretmesi. Ekonomik güvencesizlik, her zaman yeniden dağıtım talebini veya örgütlü dayanışmayı güçlendirmiyor; kimi koşullarda göçmenlere, azınlıklara ya da siyasal rakiplere yönelen öfkeyle birleşebiliyor. Bu yüzden mesele yalnızca kapitalizmin yoksulluk üretmesi değil, yoksulluğun nasıl bir siyasal kimliğe ve tercihe dönüştüğü.

ABD’de siyasetin varlıklı bağışçılar ve şirketlerin etkisi altında olduğu algısı da bu kopuşu besliyor. Bilge, sendikal gücün zayıflamasının ve ücretlilerin ortak taleplerini örgütleyecek kanalların daralmasının, seçmenleri siyasetten uzaklaştırdığına işaret ediyor. Seçimlere katılımın sınırlı kalması, temsil duygusundaki aşınmayla birlikte düşünülmeli. Ekonomik adaletsizlik, yalnızca gelir ve servet dağılımını değil, yurttaşların siyasal sürece katılma isteğini de şekillendiriyor.

Sandık sonucu, iktidarın sınırını çizer mi?

Bilge, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde kayıp yaşaması ihtimalini değerlendirirken, bunun Trump’ın siyasal etkisini kendiliğinden sona erdireceği varsayımına mesafeli yaklaşıyor. 2020 seçimlerinin ardından yaşanan Kongre baskını ve seçim sonucunun reddedilmesi, sandıkta yenilginin her zaman iktidarın barışçıl biçimde geri çekilmesi anlamına gelmediğini gösteren örnekler olarak anılıyor. Trump’ın seçim sonuçlarını tanımayabileceğine ilişkin söylemleri de bu kaygıyı canlı tutuyor.

Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda başkanın hareket alanı daralabilir. Bütçe ve harcamalar üzerindeki denetim artabilir; Kongre soruşturmaları ve yönetim yetkililerinin ifade vermeye çağrılması gündeme gelebilir. Fakat bu tablo, uzlaşmayı zorunlu kılmak yerine yasama tıkanıklığını da derinleştirebilir. Bilge’nin öngördüğü risk, 2028 seçimlerine kadar bütçe tartışmaları, harcama kısıtlamaları ve kurumsal çatışmaların Amerikan siyasetini kilitlemesi.

Bu nedenle ara seçimlerin önemi, yalnızca kimin sandalye kazanacağıyla ölçülemez. Asıl sınav, seçim sonucunun kabul edilmesi, kurumların işleyişinin sürdürülmesi ve ekonomik hoşnutsuzluğun demokratik kanallarda temsil edilip edilememesi olacak.

Türkiye açısından Trump’a bağımlılık sorunu

Bilge, Trump yönetimiyle yakın ilişkiye bel bağlayan ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğunu savunuyor. Ancak bu ilişkinin güvenilirliği, geçmişteki gerilimler ve çözülemeyen savunma dosyalarıyla sınırlanıyor. F-35 programı, KAAN’ın motor tedariki ve ABD Kongresi’nin rolü, yürütme düzeyindeki siyasi yakınlığın tek başına sonuç üretmeye yetmediğini gösteren başlıklar.

Trump’ın Kongre’de çoğunluğu kaybetmesi, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerindeki bazı dosyaları daha da karmaşıklaştırabilir. Bilge ayrıca seçim süreçlerinde mali kaynaklara, takas kanallarına, istihbarata ve veri altyapısına ilişkin destek iddialarının şeffaflık açısından önem taşıdığını belirtiyor. Bu alandaki belirsizlikler, Türkiye’nin dış ilişkileriyle iç siyaseti arasındaki bağlantıyı daha görünür kılıyor.

Türkiye’de muhalefet, gazeteciler ve yerel yönetimler üzerindeki baskıların sürdüğü bir ortamda, uluslararası güç dengelerindeki değişimler daha geniş bir anlam kazanıyor. Bilge’ye göre mesele, dışarıdan gelecek siyasi desteğe güvenmekten çok, ülkenin demokratik kurumlarını ve kendi siyasal iradesini güçlendirebilmesi.

Brezilya’dan çıkan ders

Bilge’nin Brezilya ve Sırbistan’daki seçim ve toplumsal hareketlere ilişkin ilgisi, yalnızca ABD’deki gelişmelerle sınırlı değil. Brezilya’da Lula’nın yeniden seçilmesi, ona göre, siyasal yönelimin kısa sürede değişebileceğini ve emek haklarının seçim tercihleri üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor. Çalışma süreleri ve çalışanların hakları konusundaki düzenlemelerin seçmen davranışına katkıda bulunmuş olabileceğini özellikle vurguluyor.

Bu örnek, ekonomik adaletin soyut bir vaat olmaktan çıkarılıp gündelik hayatın somut meseleleriyle ilişkilendirilmesinin önemini hatırlatıyor. Bilge’nin sözünü ettiği daha geniş mücadele, yalnızca bir liderin veya partinin seçim başarısı değil; öğrencilerin, işçilerin, çalışanların ve orta sınıfların demokratik süreçlere katılması. Brezilya’daki gelişmeler, doğanın korunması ve kamu yararının gözetilmesi açısından da önem taşıyor.

Bilge’nin vardığı nokta, Türkiye için de geçerli bir soru ortaya koyuyor: Eşitsizlik, oligarşik güç ilişkileri ve yoksulluğun siyaseten istismar edilmesi karşısında demokrasi hangi toplumsal güçlerle ve hangi somut talepler etrafında yeniden kurulabilir? Sandık önemlidir; fakat demokratik siyasetin dayanıklılığı, seçim günlerinin ötesinde örgütlenme, haklar ve hesap verebilir kurumlarla belirlenir.

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş

İlgili Haberler

Fransa Senatosu’ndan Tartışmalı Tasarı: Gösterilerdeki Maddi Zarar Protestoculara Yansıtılabilir
Dünya

Fransa Senatosu’ndan Tartışmalı Tasarı: Gösterilerdeki Maddi Zarar Protestoculara Yansıtılabilir

PARİS — Fransa Senatosu, gösteriler sırasında yaşanan olaylarda meydana gelen maddi zararlardan protestocuların mali açıdan sorumlu tutulmasını öngören ve en yüksek ceza sınırını 10 bin euro olarak belirleyen yasa tasarısını kabul etti. Düzenlemenin resmen yasalaşabilmesi için, siyasi açıdan bölünmüş bir yapıya sahip olan Ulusal Meclis'te de kabul edilmesi gerekiyor.

29 Ekim 2026