Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Piyasa

Küresel Tahvil Piyasalarında Alarm: ABD 30 Yıllık Faizi 19 Yılın Zirvesinde

ABD 30 yıllık tahvil faizi %5,33 ile 19 yılın zirvesine çıktı. Bütçe açıkları, enflasyon, YZ yatırımları ve azalan tahvil talebi küresel faizleri yükseltiyor.

18 Ağustos 2026

Küresel Tahvil Piyasalarında Alarm: ABD 30 Yıllık Faizi 19 Yılın Zirvesinde

Küresel tahvil piyasalarında satış dalgası derinleşiyor. ABD 30 yıllık Hazine tahvili faizi yüzde 5,33 ile 2007’den bu yana en yüksek seviyeyi görürken, Avrupa ve Japonya’da da uzun vadeli borçlanma maliyetleri onlarca yılın zirvelerine çıktı. Yüksek enflasyon, büyüyen bütçe açıkları, jeopolitik riskler ve YZ yatırımlarının yarattığı dev finansman ihtiyacı uzun vadeli faizler üzerinde yapısal baskı oluşturuyor.

Küresel tahvil piyasalarında uzun vadeli faizlerin yükselişi giderek daha geniş bir alana yayılıyor. Yatırımcılar, hükümetlere onlarca yıl vadeyle borç vermek için artık çok daha yüksek bir getiri talep ediyor.

ABD'nin 30 yıllık Hazine tahvili faizi salı günü yüzde 5,33'e yükselerek 19 yılın yeni zirvesini gördü. Haziran sonundan bu yana artış yaklaşık 40 baz puana ulaştı. Faiz daha sonra yüzde 5,28 civarına gerilese de 2007'den bu yana görülen en yüksek seviyelere yakın kalmaya devam etti.

Üstelik sorun yalnızca ABD'ye özgü değil.

Fransa'nın uzun vadeli borçlanma maliyetleri 2008'den, Almanya'nın 30 yıllık tahvil faizleri ise 2011'den bu yana en yüksek seviyelerine çıktı. İngiltere'de uzun vadeli tahvil getirileri yüzde 6'ya yaklaşırken, Japonya'da benzer vadelerde faizler tarihi zirvelerine yaklaştı.

Japonya'nın 10 yıllık devlet tahvili faizi de 30 yılın en yüksek seviyesini gördü.

Yatırımcı neden daha yüksek faiz istiyor?

Her ülkenin kendine özgü sorunları bulunsa da tahvil piyasalarındaki satış dalgasını besleyen temel faktörler küresel nitelik taşıyor.

Bunların başında enflasyon belirsizliği ve hızla artan kamu borçları geliyor.

Jeopolitik gerilimlerin ekonomileri enerji ve diğer arz şoklarına daha açık hale getirmesi, yatırımcıların uzun vadeli enflasyon riskine karşı daha yüksek getiri talep etmesine neden oluyor.

St. James's Place Baş Yatırım Sorumlusu Justin Onuekwusi durumu şöyle özetliyor:

“Piyasanın söylediği şu: Gelecekte daha yüksek enflasyon veya en azından daha fazla belirsizlik bekliyoruz ve bu nedenle uzun vadeli tahviller için daha yüksek getiri talep ediyoruz.”

Özellikle uzun vadeli tahviller enflasyon ve maliye politikası risklerine daha duyarlı olduğu için satış baskısının merkezinde yer alıyor.

Bütçe açıkları artık farklı bir dönemde finanse ediliyor

Tahvil piyasasının karşı karşıya bulunduğu önemli değişimlerden biri, bütçe açıklarının oluştuğu makroekonomik ortam.

Geçmişte kamu açıkları genellikle ekonominin zayıfladığı dönemlerde büyüyor, merkez bankalarının faiz indirimleri ise artan tahvil arzının piyasa üzerindeki etkisini hafifletiyordu.

Bugün ise tablo farklı.

Ekonomiler tamamen durgunluğa girmeden kamu harcamaları ve borçlanma ihtiyacı yükselirken, politika faizleri de yüksek seviyelerde bulunuyor. Böylece hükümetlerin artan tahvil ihracı, zaten yüksek olan piyasa faizleri üzerinde ilave baskı yaratıyor.

Borçlanma maliyetlerinin yükselmesi bazı ülkeleri ihraç stratejilerini değiştirmeye de zorluyor. İngiltere, uzun vadeli tahvil satışlarının önemli bölümünü durdururken hükümetler borçlanmalarını daha kısa vadelere kaydırmaya çalışıyor.

Ancak devletlerin hareket alanı sınırlı. On yıllarca çok düşük maliyetlerle uzun vadeli borçlanmanın mümkün olduğu dönem sona ermiş görünüyor.

ABD'nin faiz faturası 1,17 trilyon dolara çıktı

Yüksek faizler doğrudan kamu maliyesine de yansıyor.

ABD'de içinde bulunulan mali yılda kamu borcuna yapılan faiz ödemeleri 1,17 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artış anlamına geliyor.

Artan Hazine tahvili faizleri, ABD bütçe açığını büyüten temel faktörlerden biri haline geliyor.

Bu durum Başkan Donald Trump ve Hazine Bakanı Scott Bessent açısından da siyasi bir sorun oluşturuyor. Kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken yüksek devlet tahvili faizleri mortgage, şirket kredileri ve tüketici finansmanı maliyetlerine de yansıyor.

YZ yatırımları tahvil piyasasına yeni rakip getiriyor

Tahvil piyasasındaki baskının dikkat çeken bir başka kaynağı ise YZ (yapay zekâ) yatırım patlaması.

Teknoloji şirketleri veri merkezleri, enerji altyapısı ve diğer dev YZ yatırımlarını finanse etmek amacıyla tahvil piyasalarından giderek daha fazla borçlanıyor.

ABD'deki şirket tahvili ihraçlarının rekor hızda seyretmesi, uzun vadeli devlet tahvillerinin karşısına büyük miktarda alternatif arz çıkarıyor.

ABD'li teknoloji devleri üstelik yalnızca kendi ülkelerinde borçlanmıyor. Alphabet'in 5 milyar Avustralya doları, yaklaşık 3,6 milyar ABD doları tutarındaki ilk Avustralya doları cinsi tahvil ihracı bunun son örneklerinden biri oldu.

Sonuç olarak hükümetler, dev YZ yatırımlarını finanse etmeye çalışan şirketlerle aynı küresel sermaye havuzunda giderek daha yoğun biçimde rekabet ediyor.

Geleneksel tahvil alıcıları geri çekiliyor

Sorunun arz tarafıyla sınırlı olmadığı görülüyor. Tahvillere yönelik yapısal talep de değişiyor.

Geçmişte emeklilik fonları gibi büyük kurumsal yatırımcılar, uzun vadeli yükümlülüklerini karşılamak amacıyla uzun vadeli devlet tahvillerinin doğal alıcılarıydı.

Ancak tanımlanmış fayda esaslı emeklilik sistemlerinin önem kaybetmesi ve düzenlemelerin bazı fonları hisse senetlerine daha fazla yatırım yapmaya yöneltmesi, bu geleneksel talebi azaltıyor.

Aynı zamanda hükümetlerin artan borçlanma ihtiyacı, tahvil piyasalarının özel yatırımcılara bağımlılığını artırıyor.

Fed'in haziran toplantısının tutanaklarında da ABD Hazine tahvillerinin sahiplik yapısının fiyata daha az duyarlı resmi kurumlardan, getiriye çok daha duyarlı özel yatırımcılara doğru kaydığına dikkat çekilmişti.

Barclays ABD Faiz Stratejisi Başkanı Anshul Pradhan'a göre son on yılda yatırımcı tabanında yaşanan bu değişim, ABD 30 yıllık tahvillerindeki vade priminin yaklaşık 90 baz puanını açıklıyor.

Orta Doğu ve Hürmüz riski baskıyı artırıyor

Tahvil piyasalarının karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara son aylarda Orta Doğu'daki savaşın yarattığı enerji şoku da eklendi.

ABD ile İran arasında anlaşma sağlanabileceğine ilişkin beklentilerin zayıflaması ve Hürmüz Boğazı'nın tam anlamıyla yeniden açılacağına dair umutların azalması, petrol fiyatlarının yüksek kalabileceği endişesini besliyor.

Deutsche Bank'tan Jim Reid, son dönemde hem tahvillerde hem de hisse senetlerinde görülen zayıflığın arkasında Orta Doğu'dan gelen olumsuz jeopolitik haberlerin bulunduğunu belirtiyor.

Enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi, Fed ve diğer büyük merkez bankalarının yeniden faiz artırmak zorunda kalabileceği beklentilerini güçlendirerek uzun vadeli tahviller üzerindeki baskıyı artırıyor.

Küresel borçlanma maliyetleri yeni bir rejime mi geçiyor?

Bloomberg'in takip ettiği yatırım yapılabilir seviyedeki devlet tahvillerinden oluşan gösterge portföyün ortalama getirisi yüzde 4,5'e yaklaşarak 2015'te başlayan veri setinin en yüksek seviyesine çıktı.

Son gelişmeler, tahvil piyasalarındaki hareketin yalnızca Fed'in bir sonraki faiz kararına ilişkin kısa vadeli bir fiyatlama olmadığını düşündürüyor.

Büyüyen bütçe açıkları, yükselen kamu borcu, azalan geleneksel tahvil talebi, YZ yatırımlarının yarattığı şirket borçlanması, jeopolitik riskler ve kalıcı enflasyon endişeleri aynı anda uzun vadeli faizleri yukarı itiyor.

Bu nedenle piyasalarda giderek daha fazla tartışılan soru, faizlerin ne zaman eski seviyelerine döneceği değil, geçmişteki düşük faiz ortamının zaten sona erip ermediği.

ABD'de 30 yıllık faizin yüzde 5,33'e ulaşması, bu tartışmanın artık teorik olmaktan çıktığını gösteriyor.

Bloomberg, CNBC

Paylaş