Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Politika

Jeopolitik: Husilerin ilerleyişi Mekke Paktı’nı ilk ciddi sınavıyla karşı karşıya bıraktı

Husilerin Mocha’yı ele geçirip Babülmendep’e ilerlemesi, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Mekke Paktı’nı imzadan haftalar sonra ilk ciddi sınavına taşıdı.

11 Eylül 2026

Jeopolitik: Husilerin ilerleyişi Mekke Paktı’nı ilk ciddi sınavıyla karşı karşıya bıraktı

İran destekli Husilerin Yemen’in stratejik Mocha Limanı’nı ele geçirerek Babülmendep Boğazı’na hâkim noktalara doğru ilerlemesi, Hürmüz’deki sıkıntılar devam ederken küresel enerji ve ticaret yolları açısından ikinci büyük risk cephesi yarattı. Ancak gelişmelerin Türkiye açısından ayrı bir önemi daha var: Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırıları, geçen ay Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı beklenenden çok daha erken bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.

İran destekli Husi güçlerinin Yemen’in stratejik Mocha Limanı’nı ele geçirmesi, Ortadoğu savaşının küresel ticaret yolları üzerindeki baskısını yeni bir aşamaya taşıdı.

Husiler Perşembe günü Mocha’nın kontrolünü ele geçirirken, Babülmendep Boğazı’na hâkim pozisyonlara doğru ilerlemeye başladı.

Gelişme özellikle kritik. Çünkü Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatının ciddi biçimde kısıtlandığı bir dönemde Suudi Arabistan, petrolünü ülkenin doğusundan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na taşıyarak Babülmendep-Süveyş güzergâhını giderek daha fazla kullanıyor.

Şimdi bu alternatif güzergâh da tehdit altında.

Arap Yarımadası’nın iki kapısında İran ve müttefikleri

Avrupa Barış Enstitüsü kıdemli Yemen danışmanı Hisham Al-Omeisy ortaya çıkan tabloyu çarpıcı biçimde özetliyor.

Al-Omeisy’ye göre Arap Yarımadası’nın bir tarafında İran Hürmüz üzerinde baskı kurarken, diğer tarafında Husiler Babülmendep üzerinde kontrol sağlayabilecek bir pozisyona yaklaşıyor.

Bunun sonucu petrol ve mal fiyatlarında çok daha güçlü yukarı yönlü baskı olabilir.

Babülmendep en dar noktasında yalnızca yaklaşık 29 kilometre genişliğinde.

Boğaz, Hint Okyanusu ve Aden Körfezi’ni Kızıldeniz’e, oradan da Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa’ya bağlıyor. Dolayısıyla Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin ve enerji taşımacılığının en kritik geçiş noktalarından biri.

Hürmüz’den kaçan petrol Babülmendep’e yöneldi

Babülmendep’in önemi İran savaşıyla birlikte daha da arttı.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA) 9 Eylül tarihli verilerine göre, Babülmendep üzerinden taşınan ham petrol ve petrol ürünleri 2025’in son çeyreğinde günlük 5,4 milyon varil düzeyindeyken, 2026’nın ikinci çeyreğinde 8,1 milyon varile yükseldi.

Aynı dönemde Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol miktarı günlük 21,6 milyon varilden yalnızca 4,9 milyon varile geriledi.

Bu değişimin önemli nedenlerinden biri, Suudi Arabistan’ın Hürmüz’den kaçınmak için petrolü Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendirmesi oldu.

Dolayısıyla Husilerin Babülmendep çevresindeki ilerleyişi, Hürmüz krizine karşı kullanılan başlıca alternatif enerji güzergâhlarından birini doğrudan tehdit ediyor.

Hedef Dhubab ve Perim Adası olabilir

Yemen hükümet kaynaklarına göre Husiler Mocha’yı aldıktan sonra Hanish Adaları’na ulaştı.

Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçleri ise güneye, doğrudan Babülmendep kıyısında bulunan Dhubab’a doğru çekildi.

Dhubab’ın karşısında stratejik Perim Adası bulunuyor.

Bu iki noktanın kontrolü, Babülmendep üzerindeki askeri hâkimiyet açısından kritik öneme sahip.

Husilerin ilerlemeyi sürdürmesi halinde İran yanlısı güçlerin Kızıldeniz’in güney girişindeki hareket alanı önemli ölçüde genişleyebilir.

Husiler yalnızca toprak kazanmıyor

Al-Omeisy’ye göre tehlike yalnızca Husilerin coğrafi olarak ilerlemesinden ibaret değil.

Geri çekilen Yemen hükümet güçlerinin bazı askeri kamplarda mühimmat, araç, insansız hava araçları ve başka askeri ekipman bırakmış olabileceği belirtiliyor.

Bu malzemenin Husilerin eline geçmesi, örgütün yalnızca Kızıldeniz cephesinde değil Yemen’in diğer bölgelerinde de askeri kapasitesini güçlendirebilir.

Reuters’a konuşan Yemenli, İranlı ve bölgesel kaynaklar ise Husi ilerleyişinde İran silahlarının ve İran Devrim Muhafızları’nın doğrudan yönlendirmesinin rol oynadığını öne sürdü.

İki İranlı kaynak, Tahran’ın Husilerden Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları yoğunlaştırmasını istediğini ve daha fazla finansman, silah ve üst düzey askeri personel desteği sözü verdiğini belirtti.

İran ise Husilerin operasyonlarını yönettiği iddialarını reddediyor.

Çatışmalarda beş günde en az 276 kişi öldü

ACLED’e göre Yemen’deki son çatışmalar, Husiler ile Suudi Arabistan destekli güçler arasında Temmuz ortasında yeniden başlayan savaşın en ciddi tırmanışına dönüştü.

Kuruluş, 3-7 Eylül arasında çatışmalarda en az 276 kişinin öldüğünü bildirdi.

Çatışmalar al-Dali, al-Bayda, Marib, Shabwa, al-Jawf, al-Hudayda ve Taizz bölgelerine yayıldı.

ACLED Ortadoğu Araştırma Müdürü Sherwan Hindreen Ali’ye göre çatışmaların ağırlık merkezi giderek Kızıldeniz kıyısına kayıyor.

Her iki taraf da Babülmendep üzerinde karşı tarafın etkin kontrol kurmasını engellemek amacıyla özellikle Hudeyde ve Taizz cephelerine ağırlık veriyor.

Suudi Arabistan yeniden savaşın içine çekiliyor

Çatışmalar Riyad’ı da giderek daha doğrudan Yemen savaşının içine çekiyor.

ACLED verilerine göre Suudi güçleri 3-7 Eylül arasında Husilere karşı en az 15 hava saldırısı düzenledi.

Bu, Riyad’ın Temmuz ayında Husilere karşı askeri operasyonlara yeniden başlamasından bu yana kaydedilen en yüksek saldırı sayısı oldu.

Husiler ise 8 Eylül’de Suudi topraklarına Mart 2022’den bu yana düzenledikleri en büyük doğrudan saldırı dalgasıyla karşılık verdi.

Abha, Cizan, Necran ve Hamis Muşayt yönünde onlarca İHA ve balistik füze fırlatıldı.

Saldırılarda 73 kişinin yaralandığı bildirildi.

Ve şimdi Mekke Paktı devreye giriyor

Yemen’deki gelişmeler Türkiye açısından tam bu noktada farklı bir önem kazanıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan geçen ay Mekke’de yeni bir ortak savunma anlaşması imzaladı.

Anlaşmanın en önemli maddelerinden biri, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının diğer üyelere de yapılmış sayılması ilkesi.

Husilerin Suudi şehirlerini ve enerji altyapısını İHA ve balistik füzelerle hedef alması bu nedenle anlaşmanın kapsamının pratikte nasıl yorumlanacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Başka bir ifadeyle, Mekke Paktı imzalanmasından yalnızca haftalar sonra ilk ciddi sınavıyla karşı karşıya.

Pakistan şimdilik frene bastı

Bununla birlikte anlaşmanın otomatik bir askeri müdahale mekanizması olmadığına ilişkin ilk işaret Pakistan’dan geldi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sajjad Haider Khan, Husi saldırılarının ardından Mekke Paktı çerçevesinde askeri bir karşılık verilmesinin şu anda görüşülmediğini açıkladı.

Khan, “Şu anda böyle bir konu görüşülmüyor” derken, zamanı geldiğinde anlaşma çerçevesinde hareket edileceğini belirtti.

Bu açıklama, paktın NATO’nun 5. maddesine benzeyen otomatik bir ortak savaş mekanizmasından ziyade, üyeler arasında siyasi ve askeri istişare gerektiren daha esnek bir güvenlik düzenlemesi olabileceğini düşündürüyor.

Türkiye’nin de Husi saldırıları sonrasında pakt kapsamında doğrudan askeri müdahaleye hazırlandığına ilişkin metinde herhangi bir işaret bulunmuyor.

Türkiye açısından asıl soru: Paktın sınırı nerede?

Yemen savaşı böylece Mekke Paktı’nın teorik hükümlerini somut jeopolitik gerçeklikle karşı karşıya getiriyor.

Bir üyenin şehirlerine, askeri tesislerine veya enerji altyapısına balistik füze ve İHA saldırısı düzenlenmesi “üç ülkeye yapılmış saldırı” ilkesini harekete geçirmek için yeterli mi?

Yoksa anlaşma ancak devletler arasında doğrudan ve daha geniş çaplı bir savaş durumunda mı devreye girecek?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın vereceği cevap, paktın gelecekteki caydırıcılık gücünü de belirleyecek.

Çünkü ortak savunma anlaşmalarında caydırıcılık yalnızca metinde yazılan yükümlülüklere değil, üyelerin kriz anında bu yükümlülükleri uygulamaya ne ölçüde hazır olduklarına bağlı.

Washington bölgesel ortakların öne çıkmasını istiyor

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili ise Washington’ın Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğü gibi temel ulusal güvenlik çıkarlarını korumaya odaklandığını, ancak bölgesel güvenlik sorunlarının çözümünde müttefiklerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesini istediğini belirtti.

ABD’nin Suudi Arabistan ve Yemen hükümetiyle sürekli temas halinde olduğu da kaydedildi.

Bu yaklaşım, Mekke Paktı açısından ayrıca önemli olabilir.

Washington bölgesel ortaklarından kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almalarını isterken, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan eksenindeki yeni savunma mekanizması tam da böyle bir ortamda kuruluyor.

Husiler: Uluslararası gemicilik güvende

Husiler ise Kızıldeniz ve Babülmendep’te uluslararası seyrüseferin güvenli olduğunu savunuyor.

Ancak Suudi gemilerinin daha önce ilan edilen ablukanın hedefi olmaya devam ettiğini belirtiyorlar.

Bu ayrım enerji piyasalarını rahatlatmaya yetmiyor.

Çünkü Suudi Arabistan’ın Hürmüz’ü bypass etmek amacıyla giderek daha fazla kullandığı Kızıldeniz güzergâhının askeri risk altında bulunması, küresel petrol arzı açısından yeni bir kırılganlık yaratıyor.

Petrol 106 doların üzerine çıktı

Piyasalar riskin büyüdüğünü şimdiden fiyatlıyor.

Brent petrol Perşembe günü yüzde 5’in üzerinde yükselerek 106,60 dolara çıkarken, ABD ham petrolü de mayıs ayından bu yana ilk kez 100 doların üzerine yükseldi.

Hürmüz’deki kısıtlamaların devam ettiği bir dönemde Babülmendep’in de çatışma alanına dönüşmesi, küresel enerji sisteminin iki kritik boğazının aynı anda tehdit altında kalması anlamına geliyor.

Bunun sonucu yalnızca petrol fiyatlarında değil, Avrupa-Asya ticaretinde navlun ve sigorta maliyetlerinde de görülebilir.

Mekke Paktı için beklenenden erken gelen sınav

Husilerin Mocha’yı ele geçirmesi ilk bakışta Yemen iç savaşının yeni bir safhası gibi görünebilir.

Ancak gelişmenin etkileri Yemen sınırlarının çok ötesine uzanıyor.

Bir tarafta Hürmüz’de İran, diğer tarafta Babülmendep’te İran destekli Husiler küresel enerji ve ticaret yolları üzerinde baskı oluşturuyor.

Ortada ise petrolünü Hürmüz’den kaçırarak Kızıldeniz’e yönlendirmeye çalışan Suudi Arabistan bulunuyor.

Ve Riyad artık Türkiye ve Pakistan ile yeni bir ortak savunma anlaşmasının tarafı.

Bu nedenle Yemen’deki çatışmanın bir sonraki aşaması yalnızca Husilerin ne kadar ilerleyebileceğini göstermeyecek.

Aynı zamanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de kurduğu yeni güvenlik mimarisinin gerçek bir kriz karşısında ne anlama geldiğini de ortaya çıkaracak.

FOX News

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş