Dolar/TL47,86
0.07%
Euro/TL55,41
0.42%
Gram Altın6.827,90
0.45%
BIST 10014.172,26
0.28%
Brent Petrol$88,52
1.67%
Gümüş/Ons$65,11
0.18%
Piyasa

Her şey sermaye için !

İspanya eski merkez Bankası Başkanı Sayın Miguel A. Fernández Ordóñez tarafından hazırlanan yazının türkçesi akıllı öğrencim Bihter Emine Şarman (ispanyolca çevirmen) tarafından dilimize çevrilmiştir.

25 Nisan 2022

Her şey sermaye için !

İspanya eski merkez Bankası Başkanı Sayın Miguel A. Fernández Ordóñez tarafından hazırlanan yazının türkçesi akıllı öğrencim Bihter Emine Şarman (ispanyolca çevirmen) tarafından dilimize çevrilmiştir.

Herhangi bir ekonomik sektör reformunda en önemli karar, devletin ve piyasanın oynaması gereken rolü belirlemektir. Neyin bireylerin hür iradesine bırakılması ve hangi konularda devletin müdahale etmesinin gerektiği hakkında doğru kararı vermek esastır.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana yapılan ekonomik düzenlemelerin tarihi de bu bakış açısıyla açıklanabilir. “ Her zaman piyasa, devlet ise sadece gerektiği zaman ” ifadesi, bu yıllar boyunca meydana gelen düzenleyici değişikliklerin çoğuna ilham veren bir klavuz olmuştur.

Bu dönemde devlet ve piyasanın görev dağılımında yapılan değişikliklerin birçok olumlu etkileri oldu. Bu değişikliklerin ilki ve en önemlisi, önceden GATT, şimdi de WTO (DTÖ) rehberliğinde yürütülen uluslararası ticaretin serbestleştirilmesiydi. Ancak bu düzenleyici değişikliklerin listesi oldukça uzundur: kamu şirketlerinin özelleştirilmesi, telekomünikasyon veya lojistik alanında tekelleştirilmiş sektörlerin serbestleştirilmesi, işgücü piyasalarındaki gelişmeler, Avrupa Birliği’nde iç pazarın yaratılmasının önündeki engellerin azaltılması, vb. Ayrıca mal ve hizmet üretiminde piyasa mekanizmalarının devreye girmesiyle yirminci yüzyılın sonunda çoğu komünist ülkede meydana gelen büyük değişimi de unutmamak gerekir.

Bu değişiklikler, yirminci yüzyılın ilk yarısındaki yapının, ekonomik düzenlemeler açısından bakıldığında bir felaket olduğu gerçeğiyle açıklanmaktadır. Hem planlı ekonominin cazibesiyle sol , hem de totaliter ülkelerin sağı , devletin ekonominin işleyişinde baskın bir role sahip olduğu sistemleri uyguluyordu. Herkesin refahına ciddi zarar veren haksız, gereksiz bir rol.

Peki finans sektörü hakkında ne söyleyebiliriz? Finansal sektördeki düzenlemelerin gelişimini anlamak için finansal sistemin iki tarafını ayırt edebilmek esastır. Bir tarafta mevduat kurumları (bankalar, mevduat bankaları ve benzerleri), diğer tarafta da finansal sistemin geri kalanı (borsalar, yatırım fonları, hedge fonlar, risk sermayesi kurumları, türev piyasaları vb.) vardır. Bu ayrımı yapabilmek önemlidir, çünkü finansal sektör düzenlemelerinin gelişimi tamamen zıt iki gelişmeye sahiptir.

Finansal sistemde, tüketicileri, kullanıcıları ve şirketleri özgürce karar vermeye bırakma ve devletin sadece tüketicilerin ve yatırımcıların korunması, antitrust politikaları, şeffaflık gerekliliği ve denetimler ve bunun gibi kesinlikle gerekli olduğu alanlara müdahale etmesine izin verme anlamında düzenleyici bir değişiklik olmuştur.

Ancak bu gelişme, diğer ekonomik sektörlerde yaşananlara benzer şekilde, mevduat kurumlarında değil, halihazırda finansal sistemin çoğunluğunu oluşturan sistemde meydana geldi. Bugün banka olmayan finansal sektör(gölge bankalar) , temelde piyasa disiplini altında ve ancak devlet müdahaleleriyle yürümektedir.

Peki finansal sistemin diğer parçasına, yani bankacılık sistemine ne oldu?

Bankacılık düzenlemesi nasıl gelişti?

İlginçtir ki, devletin rolünü çeşitli şekillerde artırma anlamında ters yöne gitti.

Bankacılık faaliyetlerindeki bu güçlü müdahaleciliğin, finansal sistemin piyasa ekonomisine göre işleyen bölümünün son yıllarda neden giderek daha fazla genişlediğini ve bankaların finansal faaliyetlerinin neden azaldığını açıklaması mümkündür.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’daki ilerlemelerin farklı olduğu doğru olsa da, bu hemen hemen tüm ülkelerde böyle olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde, finansal varlıkların %85’i piyasa tarafından ve sadece %15’i bankacılık tarafından yaratılmaktadır.

Finansal olmayan şirketlerin bilançolarında banka yükümlülüklerinin önemini ölçerseniz, Avrupa’da toplam yükümlülüklerin halen bilançonun %30’unu oluşturduğunu ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bu oranın yalnızca %8 olduğunu görebilirsiniz.

Komünist ülkelerin mal ve hizmet üretiminde rekabeti devreye soktukları bu dönemde, bankacılık sektörünün dünyanın herhangi bir ülkesinde tüm ekonomik sektörler içinde en çok müdahale edilen ve korunan sektör olduğu söylenebilir.

Bu, bankaların özel olduğu için piyasa ekonomisine göre çalıştıklarını düşünen nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından anlaşılmamaktadır. Ama durum böyle değil. Bugün çoğu ülkede banka mülkiyetinin özel olduğu doğrudur, ancak bankacılık sistemi temel olarak devlet müdahaleciliği ve korumacılığın nüfuz ettiği bir sistemdir.

“Adiós a los Bancos (Bankalara Elveda)” adlı kitabımda, ödeme ve finansal hizmetlerde rekabeti engelleyen koruma maddelerini, ayrıcalıkların ve devlet yardımlarının listesini uzun uzun açıklıyorum ama şu an en ilginç olan, bankacılık sisteminin düzenlenmesinin devlet ve piyasa rollerinin yeniden atanması anlamında dünya çapında değişecek gibi görünüyor olmasıdır.

Bu değişim zaten fikir alanında gerçekleşmektedir. Yeni teknolojilerin ödeme hizmetlerinin sağlanması için sunduğu olanaklar nedeniyle başlayan tartışma, mevcut para ve bankacılık sistemini kökten değiştirecektir.

Bir yandan kripto para dünyasından, diğer yandan da ekonomik otoritelerin kendilerinden, dijital kamu parası ya da CBDC (Central Bank Digital Currency - Merkez Bankası Dijital Para Birimi) girişimleriyle; mevcut para ve bankacılık sistemiyle ilgili çeşitli şekillerde ortaya çıkan fikirler, öneriler ve alternatiflerden oluşan bir patlamanın ortasındayız.