Goldman Sachs: Jeopolitik parçalanmanın dünya ekonomisine faturası büyüyor
Goldman Sachs’a göre son 10 yıldaki jeopolitik parçalanma küresel GSYH’den %1, gelişen ekonomilerden %1,9 götürdü. Yeni ayrışma büyümeyi daha da vurabilir.
8 Ağustos 2026

Goldman Sachs Research’e göre dünya ekonomisinde son on yılda hızlanan jeopolitik parçalanma, küresel GSYH’den kümülatif olarak yaklaşık %1 götürdü. Gelişen ekonomilerde kayıp %1,9’a ulaşırken gelişmiş ülkelerde %0,8 olarak hesaplanıyor. Bankanın araştırması, ülkeler arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin yeniden güçlenmesinin dünya ekonomisine ciddi katkı sağlayabileceğini; yeni bir parçalanma dalgasının ise küresel GSYH’yi uzun vadede bir %1 daha aşağı çekebileceğini gösteriyor.
Savaşlar, ticaret blokları, yaptırımlar ve büyük güçler arasındaki rekabet yalnızca siyasi haritayı değiştirmiyor. Dünya ekonomisinin potansiyel büyümesini de aşağı çekiyor.
Goldman Sachs Research ekonomistleri Johan Allen ve küresel ekonomi ekibinin başındaki Joseph Briggs tarafından hazırlanan yeni araştırma, ülkeler arasındaki jeopolitik ittifakların ekonomik büyüme üzerindeki uzun vadeli etkilerini inceliyor.
Araştırmanın temel sonucu oldukça net: Ülkeler birbirlerine yaklaştıkça ticaret ve yatırım artıyor, ekonomi büyüyor. Jeopolitik bloklaşma arttıkça ise bunun tam tersi gerçekleşiyor.
Goldman Sachs’ın kullandığı bazı geniş kapsamlı göstergelere göre küresel jeopolitik ve ekonomik uyum 1980’lerden bu yana görülen en düşük seviyelere yaklaşmış durumda.
Allen ve Briggs, “Jeopolitik ittifaklardaki değişimlerin uzun vadeli etkileri küçük değil” değerlendirmesinde bulunuyor.
Dünya ekonomisi son 10 yılda %1 kaybetti Goldman Sachs Research’ün hesaplamalarına göre son on yılda artan jeopolitik parçalanma, küresel GSYH seviyesini kümülatif olarak yaklaşık %1 aşağı çekti.
Ancak maliyet ülkeler arasında eşit dağılmadı.
Gelişmiş ekonomilerde kayıp yaklaşık %0,8 olarak hesaplanırken, gelişmekte olan ekonomilerde bu oran %1,9’a ulaşıyor.
Bu fark özellikle dış ticarete, yabancı sermayeye ve küresel finansman koşullarına daha bağımlı ekonomilerin jeopolitik bloklaşmadan daha fazla zarar görebileceğini gösteriyor.
Daha küçük ve dışa açık ekonomiler açısından ticaret ortaklarına erişimin azalması veya yatırım ilişkilerinin siyasi nedenlerle zayıflaması çok daha yüksek ekonomik maliyet yaratabiliyor.
İlişkiler düzelirse dünya ekonomisine %0,8 katkı Goldman Sachs yalnızca geçmişteki maliyeti hesaplamıyor. Önümüzdeki yıllar için iki ayrı senaryo da oluşturuyor.
İlk senaryoda ülkeler arasındaki ilişkiler yeniden iyileşiyor ve jeopolitik uyum göstergesi 2010’ların ortalarındaki seviyelerine dönüyor.
Böyle bir durumda küresel GSYH’nin 2030’a kadar yaklaşık %0,8 daha yüksek olabileceği hesaplanıyor.
Ters senaryoda ise 2010’ların sonlarında yaşanana benzer yeni bir siyasi ve ekonomik parçalanma dalgası ortaya çıkıyor.
Goldman Sachs’a göre bu durumda dünya ekonomisi uzun vadede GSYH’nin yaklaşık %1’i kadar ilave kayıp yaşayabilir.
Dolayısıyla ABD-Çin rekabetinden Rusya-Batı ayrışmasına, ticaret savaşlarından bölgesel askeri ittifaklara kadar uzanan yeni jeopolitik düzen dünya ekonomisinin büyüme kapasitesi açısından giderek daha önemli hale geliyor.
YZ jeopolitik ilişkileri ölçüyor Araştırmanın en ilginç yönlerinden biri kullanılan yöntem.
Goldman Sachs ekonomistleri yakın zamanda akademik araştırmacılar tarafından geliştirilen ve yapay zekâ ile büyük dil modellerinden yararlanan iki ayrı jeopolitik endeksi kullanıyor.
Bunlardan ilki jeopolitik risk olaylarını ölçüyor.
Fed araştırmacısı Matteo Iacoviello ile Wisconsin Üniversitesi’nden Jonathan Tong tarafından geliştirilen gösterge, gazete haberlerini YZ ile tarayarak askeri çatışmalar, siyasi krizler ve diplomatik gerilimler gibi olayların yoğunluğunu ölçüyor.
İkinci gösterge ise ülkelerin birbirleriyle ne kadar uyumlu veya karşıt pozisyonlarda bulunduğunu hesaplıyor.
Princeton Üniversitesi’nden Tianyu Fan’ın çalışmalarını temel alan sistem, ülkeler arasındaki tarihsel olayları YZ yardımıyla analiz ederek jeopolitik yakınlaşma ve uzaklaşmayı ölçmeye çalışıyor.
Sonuçlar dikkat çekici.
Jeopolitik risk olayları son beş yılda hızla artarken, ülkeler arasındaki siyasi uyum yaklaşık 10 yıldır belirgin biçimde bozuluyor.
Her iki gösterge de tarihsel olarak son derece yüksek stres seviyelerine yaklaşmış durumda.
Savaş ile parçalanma aynı şey değil Goldman Sachs burada önemli bir ayrım yapıyor.
Jeopolitik risk ile jeopolitik parçalanma aynı ekonomik olgu değil.
Savaş, terör saldırısı veya siyasi kriz ekonomiyi çok sert vurabilir. Ancak bu tür olayların ekonomik etkileri çoğu zaman nispeten kısa sürüyor.
Ülkeler arasındaki siyasi ilişkilerin bozulması ise daha yavaş gelişiyor fakat çok daha kalıcı sonuçlar yaratıyor.
Bunun tarihsel örnekleri var.
Brexit, İngiltere’nin diğer ülkelerle ekonomik ve siyasi uyumunda belirgin bir bozulmaya yol açtı ancak aynı anda jeopolitik risk olaylarında ciddi bir artış yaratmadı.
Vietnam’da ise ABD ile savaşın sona ermesi jeopolitik riski dramatik biçimde azalttı, ancak ülkenin uluslararası sistemle siyasi ve ekonomik yakınlaşmasının belirginleşmesi yaklaşık yirmi yıl daha aldı.
Savaşın etkisi beş yılda kayboluyor, siyasi ayrışma 14 yıl sürebiliyor Bu ayrım ekonomik sonuçların süresinde de görülüyor.
Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre jeopolitik risk göstergesindeki bir şokun etkisi yaklaşık iki yıl içinde hızla azalıyor ve beş yıl içinde büyük ölçüde ortadan kalkıyor.
Jeopolitik uyumdaki bozulmanın etkisi ise çok daha kalıcı.
Bu tür bir şokun tamamen normale dönmesi yaklaşık 14 yıl sürebiliyor.
Allen ve Briggs bunu şöyle özetliyor: Savaşlar, terör eylemleri ve ülkeler arası şiddet tehditleri son derece yıkıcı olsa da genellikle günler, aylar veya birkaç yıl içinde ölçülen olaylar.
Ülkeler arasındaki ilişkilerin güçlenmesi veya bozulması ise onlarca yıl boyunca gelişen bir süreç.
Ekonomi açısından uzun vadede daha önemli olan da ikinci kategori.
Dostluk ekonomiyi nasıl büyütüyor?
Goldman Sachs’a göre ülkeler arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin iyileşmesinin büyümeyi desteklediği üç temel kanal bulunuyor.
Birincisi yatırım.
Siyasi ilişkilerin iyileşmesi küresel sermaye piyasalarına erişimi genişletiyor. Finansman olanaklarının artması sabit sermaye yatırımlarını yükseltiyor.
İkincisi dış ticaret.
Jeopolitik yakınlaşma ticaret engellerini azaltıyor ve ülkeler arasındaki ticari ilişkileri derinleştiriyor.
Bu etkinin özellikle küçük ekonomilerde daha güçlü olduğu görülüyor.
Üçüncü kanal ise tüketim.
Artan yatırım ve ticaret zaman içinde gelirleri yükselttiği için hanehalkı ve kamu tüketimi de artıyor.
Ancak tüketimdeki artış yatırım ve ihracattaki yükselişe kıyasla daha sınırlı kalıyor.
Siyasi yakınlaşma GSYH’yi yedi yılda %3 artırabilir Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri ülke bazındaki hesaplama.
Goldman Sachs’a göre bir ülkenin dünyanın geri kalanıyla jeopolitik uyumunda bir standart sapmalık iyileşme, ortalama bir ekonominin GSYH seviyesini yedi yıl içerisinde yaklaşık %3 artırıyor.
Bu oldukça büyük bir etki.
Araştırmacılar bu büyüklükteki jeopolitik değişime tarihsel örnek olarak ABD Başkanı Richard Nixon’ın 1972’de Çin’i ziyaret etmesinin ardından başlayan ABD-Çin yakınlaşmasını gösteriyor.
Çin’in dünya ekonomisine entegrasyonu daha sonraki yıllarda ticaret, doğrudan yabancı yatırım ve sermaye hareketlerinin olağanüstü hızlanmasına katkıda bulunmuştu.
Goldman Sachs’ın araştırması, benzer siyasi yakınlaşmaların başka ülkelerde de uzun vadeli ekonomik kazanç yaratabileceğini gösteriyor.
İran savaşı dünya büyümesinden ne kadar götürüyor?
Araştırma günümüzdeki İran savaşının ekonomik etkisini de inceliyor.
Burada ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor.
Jeopolitik riskte İran savaşının başlangıcında yaşanana benzer büyüklükte kalıcı bir artışın, emtia fiyatları üzerinden oluşan etkiler hariç tutulduğunda, 2026’nın ilk yarısında küresel GSYH büyümesinden yaklaşık 0,3 puan götürebileceği hesaplanıyor.
Bu kayıp önemli olmakla birlikte uzun vadeli jeopolitik parçalanmanın yaratabileceği etkiden daha küçük.
Bunun temel nedeni, savaş ve kriz dönemlerinde tüketicilerin ve şirketlerin geçici olarak daha ihtiyatlı davranması.
Yatırımlar erteleniyor, tüketim zayıflıyor ve şirketler belirsizlik nedeniyle nakit tutmayı tercih ediyor.
Ancak kriz sona erdiğinde bu davranışlar nispeten hızlı biçimde normale dönebiliyor.
Kalıcı siyasi bloklaşma ise ticaret ve yatırım ağlarının yapısını değiştiriyor.
Asıl tehdit savaş değil, dünyanın bloklara ayrılması Goldman Sachs’ın çalışmasının yatırımcılar açısından en önemli sonucu burada ortaya çıkıyor.
Bir savaş küresel ekonomiye çok ağır bir kısa vadeli darbe indirebilir.
Ancak dünya ekonomisinin uzun vadeli büyüme potansiyeli açısından daha büyük tehlike, ülkelerin kalıcı biçimde birbirinden kopması.
ABD ile Çin arasındaki teknoloji ve ticaret rekabeti, Rusya’nın Batı ekonomik sisteminden ayrışması, yaptırımlar, ihracat kontrolleri, kritik hammaddelere yönelik kısıtlamalar ve tedarik zincirlerinin siyasi bloklara göre yeniden kurulması bu süreci hızlandırıyor.
Şirketler artık yalnızca “En ucuz nerede üretirim?” sorusuna cevap aramıyor.
Giderek daha fazla: “Hangi ülkede üretmek siyasi açıdan güvenli?”
sorusunu soruyor.
Bu değişim ekonomik verimlilik açısından bir bedel yaratıyor.
Üretim en düşük maliyetli ülkeden siyasi açıdan en güvenilir ülkeye taşındığında küresel ekonominin toplam üretim maliyeti yükseliyor.
Gelişen ülkeler için risk daha büyük Goldman Sachs’ın hesaplamalarında gelişmekte olan ülkelerin son on yıldaki jeopolitik parçalanmadan gelişmiş ekonomilerin iki katından fazla zarar görmesi özellikle dikkat çekici.
Bunun önemli nedenlerinden biri sermayeye erişim.
Gelişmekte olan ülkeler büyümelerini finanse etmek için doğrudan yabancı yatırıma ve uluslararası sermaye piyasalarına daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Aynı zamanda ihracat birçok gelişen ekonomi için büyümenin temel motorlarından biri.
Jeopolitik bloklaşma bu iki kanalı aynı anda zayıflatabiliyor.
Dolayısıyla yeni dünya düzeninde büyük güçler arasındaki rekabetin dışında kalmayı veya farklı bloklarla aynı anda ekonomik ilişkilerini sürdürebilmeyi başaran ülkeler önemli bir avantaj elde edebilir.
Türkiye açısından çıkarılacak ders Goldman Sachs raporu doğrudan Türkiye üzerine değil. Ancak bulgular Türkiye açısından son derece önemli.
Türkiye aynı anda NATO üyesi, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde, Rusya ile güçlü ekonomik ilişkilere sahip, Çin ile ticaretini geliştirmeye çalışan ve Körfez ülkelerinden sermaye çekmeye çalışan bir ekonomi.
Bu nedenle Ankara’nın farklı jeopolitik bloklar arasında ekonomik ilişkilerini koruyabilme kapasitesi doğrudan büyüme potansiyelini etkileyebilir.
Goldman Sachs’ın araştırmasının mantığı Türkiye’ye uygulandığında sonuç açık: Daha fazla siyasi ve ekonomik entegrasyon; daha fazla ticaret, daha fazla doğrudan yabancı yatırım ve daha yüksek potansiyel büyüme anlamına geliyor.
Tersi durumda jeopolitik gerilimlerin ticaret ve sermaye akımlarını sınırlandırması, Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler açısından daha yüksek maliyet yaratabilir.
Goldman Sachs’ın mesajı: Jeopolitik dostluk ekonomik bir varlık Son on yıl dünya ekonomisinde “küreselleşmenin sonu” tartışmalarıyla geçti.
Goldman Sachs’ın araştırması bu tartışmanın ekonomik maliyetini rakamlara döküyor.
Son on yıldaki jeopolitik parçalanma: Küresel GSYH’den yaklaşık %1, gelişen ekonomilerden ise %1,9 götürdü.
Yeni bir parçalanma dalgası dünya ekonomisinden uzun vadede bir %1 daha götürebilir.
Buna karşılık uluslararası ilişkilerin yeniden 2010’ların ortasındaki seviyelere doğru iyileşmesi, küresel GSYH’yi on yılın sonuna kadar yaklaşık %0,8 artırabilir.
Ülke bazında ise güçlü bir jeopolitik yakınlaşmanın ekonomik kazancı yedi yılda %3 GSYH’ye ulaşabiliyor.
Kısacası Goldman Sachs’ın araştırmasının mesajı oldukça basit: Jeopolitik ittifaklar yalnızca güvenlik meselesi değil. Aynı zamanda ticaret, sermaye, yatırım ve nihayetinde ekonomik büyüme meselesi.
Ve dünyanın giderek daha fazla rakip bloklara ayrılması, görünmeyen ancak giderek büyüyen bir ekonomik fatura yaratıyor.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




