FÖŞ-ANALİZ: Fed Aralık'ta Başlayıp Dört Kez Faiz Artıracak
FÖŞ'e göre Fed, Aralık 2026'dan başlayarak dört kez faiz artıracak. Enerji şoku, YZ yatırımları ve ABD seçimleri 2027'nin kaderini belirleyecek.
29 Ekim 2026

Fed beklendiği gibi politika faizini sabit tuttu. Ancak iki FOMC üyesinin 25 baz puanlık artıştan yana tavır alması, para politikasında sıkılaşma tartışmasının henüz sona ermediğini gösteriyor. Vadeli işlem piyasaları aralık ayında faiz artırımına yüksek olasılık tanırken, 2027'de ilave sıkılaştırmaya ilişkin beklentilerini azalttı. Bana göre piyasa yanılıyor. Fed, aralık ayında başlayarak 2027 sonuna kadar en az dört kez faiz artırmak zorunda kalacak. Bu öngörümün arkasında enerji ve gıda fiyatlarında yeni bir enflasyon dalgası, YZ yatırımlarıyla aşırı ısınan ABD ekonomisi ve seçimlerden sonra değişebilecek siyasi dengeler bulunuyor.
Piyasalar Fed'in Faiz Artırımlarını Hafife Alıyor
Fed Açık Piyasa Komitesi (FOMC), beklendiği gibi politika faizini değiştirmedi. Ancak iki üyenin 25 baz puanlık faiz artırımını tercih etmesi dikkat çekti.
Vadeli işlem piyasalarında aralık ayında faiz artırımı beklentisi korunuyor. Buna karşılık yatırımcılar, 2027'de ek faiz artırımlarına ilişkin pozisyonlarını azaltıyor. Mevcut fiyatlamalar, bu sıkılaştırma döngüsünde üç ilave faiz artırımını bile tam olarak yansıtmıyor.
Benim görüşüm ise farklı. Fed'in aralık ayında ilk adımı atacağını ve 2027 boyunca en az üç kez daha faiz artıracağını düşünüyorum.
Bu beklentimin iki temel nedeni var:
- Kış aylarında enerji ve gıda fiyatlarının öncülüğünde yeni bir enflasyon dalgası yaşanması.
- YZ yatırımlarının ABD ekonomisini aşırı ısınma bölgesine taşıması.
Bunlara bir de enflasyon beklentilerindeki bozulmayı eklemek gerekiyor.
Birinci Risk: Kış Aylarında Enerji ve Gıda Enflasyonu Patlayabilir
Kış aylarında enerji ve gıdanın başını çektiği yeni bir enflasyon dalgası bekliyorum. Bu senaryonun en önemli unsuru, ABD'de 3 Kasım'da yapılacak ara seçimlerin ardından Ortadoğu'da savaşın yeniden şiddetlenmesi ihtimali.
Trump seçimleri kaybederse, 2028 başkanlık seçimlerinde kendi adayını seçtirmek ve Cumhuriyetçi Parti'ye destek olmak amacıyla İran'a karşı kapsamlı bir saldırı başlatabilir.
Benim temel senaryomda, böyle bir askeri tırmanış Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı'nın uzun süre kapalı kalmasına yol açacak.
Bu koşullarda Brent petrolün kış aylarında 130 dolar/varil seviyesine tırmanması çok olası.
Üstelik petrol fiyatlarındaki artışın tüketiciye yansıması, ham petrol fiyatlarındaki yükselişten daha sert olabilir.
Akaryakıt ve ısınma giderleri hızla artarken, taşıma ve üretim maliyetlerindeki yükseliş de diğer mal ve hizmet fiyatlarına yayılacak.
Enerji enflasyonuna gıda fiyatlarındaki artışın eşlik etmesini bekliyorum.
Ukrayna savaşı sona ermediği sürece tahıl ve bitkisel yağ fiyatları üzerindeki baskının devam edeceğini düşünüyorum. El Nino ise Güney Yarım Kürede mahsulu azaltacak.
Dolayısıyla ABD ekonomisi, kış aylarında hem enerji hem de gıda kaynaklı yeni bir arz şokuyla karşılaşabilir.
Böyle bir gelişme, Fed'in enflasyonla mücadelesini ciddi biçimde zorlaştıracak.
İkinci Risk: YZ Yatırımları ABD Ekonomisini Aşırı Isıtıyor
ABD ekonomisinin karşı karşıya olduğu ikinci önemli risk, yapay zekâ (YZ) yatırımlarının yarattığı talep patlaması.
Veri merkezleri, yarı iletkenler, enerji altyapısı ve teknoloji yatırımları için yapılan harcamalar ekonomik büyümeyi destekliyor.
Ancak bu yatırımların üretkenlik üzerindeki olumlu etkilerinin hemen ortaya çıkmasını beklemiyorum.
Benim 24-36 ay olarak tanımladığım kısa vadede, YZ'nın toplam faktör verimliliğini anlamlı ölçüde artırma olasılığı neredeyse sıfır.
Başka bir ifadeyle, yatırımlar bugünden talep yaratırken üretkenlik kazanımları çok daha sonra gerçekleşecek.
Bu dengesizlik ekonomide aşırı ısınmaya yol açabilir.
ABD ekonomisinin sürdürülebilir büyüme hızının yüzde 2, en fazla yüzde 2,5 olduğunu düşünüyorum.
Buna karşılık, mevcut tahminlerin aksine, 2027 yılında GSYH büyümesinin bu seviyeleri aşacağını öngörüyorum.
Bana göre 2027 için en makul büyüme tahmini yüzde 3-3,5 aralığı.
Güçlü tüketici harcamaları ve YZ yatırımlarına yönelen yoğun sermaye akışı büyümeyi desteklemeye devam ediyor.
Ekonomistler, perşembe günü açıklanacak üçüncü çeyrek verilerinin ABD ekonomisinde yıllıklandırılmış yaklaşık yüzde 3,2 büyümeye işaret etmesini bekliyor.
Ancak büyümenin güçlü olması her zaman iyi haber değildir.
Ekonominin üretim kapasitesinin üzerinde büyümesi, çeşitli sektörlerde talep fazlasına ve darboğazlara neden olabilir.
Özellikle elektrik üretimi, enerji altyapısı, inşaat, nitelikli iş gücü ve yarı iletken tedarikinde oluşabilecek kapasite sıkıntıları fiyatları yukarı itebilir.
Bu nedenle YZ yatırımlarının kısa vadede dezenflasyonist değil, enflasyonist sonuçlar doğurabileceğini düşünüyorum.
Asıl Tehlike: Enflasyon Beklentileri Çıpasını Kaybediyor
Bana göre ABD ekonomisi açısından en önemli risklerden biri, enflasyon beklentilerinin çıpasını kaybetmeye başlaması.
Bu bozulma özellikle kısa vadeli beklenti ölçümlerinde daha belirgin.
Hanehalkı ve şirketler fiyatların daha hızlı artacağını düşünmeye başladığında, bu beklentiler ekonomik davranışları da etkiler.
Çalışanlar daha yüksek ücret talep ederken şirketler gelecekteki maliyet artışlarını bugünden satış fiyatlarına yansıtabilir.
Böylece enflasyon, yalnızca enerji ve gıda fiyatlarındaki yükselişle sınırlı kalmayıp ekonominin geneline yayılabilir.
Kısa vadeli beklentilerdeki bozulmanın uzun vadeli ölçümlere de yansıması halinde Fed'in çok daha sert bir tutum alması gerekecek.
Nitekim FOMC, son kararında ekonomik faaliyetin güçlü bir hızda genişlemeye devam ettiğini kabul etti.
Bu ifade, YZ yatırımlarının da katkısıyla ekonominin aşırı ısınma riskine ilişkin kaygıların arttığını gösteriyor.
Fed'in görevi yalnızca mevcut enflasyonu kontrol etmek değil, gelecekteki fiyat artışlarına ilişkin beklentilerin kalıcı biçimde bozulmasını da engellemek.
Bu nedenle piyasanın 2027'de sınırlı faiz artırımı beklemesini fazla iyimser buluyorum.
Warsh'ın Mesajı: Finansal Koşullar Sıkılaştı Ama Henüz Sıkı Değil
Fed'in faizleri sabit tutması, Trump'ın baskısından korktuğu için para politikasında gecikmeyi kabul ettiği anlamına gelmiyor.
Fed Başkanı Kevin Warsh'ın basın toplantısındaki açıklamaları da bu açıdan önemliydi.
Warsh, şirketlerin ve hanehalkının borçlanmasının ne kadar kolay veya zor olduğunu gösteren finansal koşullar üzerinde durdu.
Geçmişte finansal koşulların gevşek olduğunu savunan Warsh, çarşamba günü bu koşulların sıkılaştığını kabul etti.
Ancak finansal koşulları henüz sıkı olarak nitelendirmeye hazır olmadığını da belirtti.
Warsh'ın ifadesiyle, piyasa katılımcıları sermaye tahsislerinde daha seçici davranmaya başladı. Genel finansal koşullar sıkılaşmış olsa da bunların gerçekten sıkı olduğunu söylemek için henüz erken.
Basın toplantısının ardından kısa vadeli ABD Hazine tahvillerinin getirileri gerilerken uzun vadeli tahvil getirileri yükseldi.
Bu ayrışma önemli.
Piyasalar kısa vadede Fed'in nasıl hareket edeceğini tartışırken uzun vadede enflasyon, kamu borcu ve finansman koşullarına ilişkin daha karmaşık riskleri fiyatlıyor.
Bence bu ayrışma 2027 yılında daha da belirginleşebilir.
ABD Ara Seçimleri Fed'in Hareket Alanını Genişletebilir
Para politikasının geleceğini değerlendirirken ABD'deki siyasi gelişmeleri de hesaba katmak gerekiyor.
3 Kasım'da yapılacak ara seçimlerden sonra Washington'daki güç dengeleri önemli ölçüde değişebilir.
Ben, anketlere ve tahmin piyasalarındaki fiyatlamalara dayanarak Demokratların hem Temsilciler Meclisi'ni hem de Senato'yu kontrol etmesine yüzde 65-75 olasılık tanıyorum.
27 Ekim itibarıyla Kalshi'de gözlenen fiyatlamalar şöyleydi:
- Demokratların Temsilciler Meclisi'ni kazanması: %90,8
- Demokratların Senato'yu kazanması: %64,5
- Demokratların Kongre'nin iki kanadını da kazanması: %63,5
- Temsilciler Meclisi'nin Demokratlarda, Senato'nun Cumhuriyetçilerde kalması: %28,5
- Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadını da kontrol etmesi: %9,3
Peki, Demokratların Kongre'yi ele geçirmesi Fed açısından neden önemli?
Ne Cumhuriyetçiler ne de Demokratlar yüksek faiz ister.
Ancak Demokratlar geleneksel olarak Fed'in kararlarını yüksek sesle eleştirseler bile merkez bankası üyelerini doğrudan tehdit etmeyi tercih etmezler.
Dahası, Demokratların Senato'da çoğunluğu ele geçirmesi, Trump'ın kendisi gibi düşük faizlerin ekonomiyi canlandıracağına ve verimliliği artıracağına inanan isimleri FOMC'ye atamasını engelleyebilir.
Senato'nun Fed yönetimine yapılacak atamalardaki onay yetkisi, bu açıdan belirleyici olacaktır.
Özetle, Demokratların Kongre'yi kazanması halinde Fed'in siyasi baskılardan daha bağımsız hareket edebileceğini düşünüyorum.
Bu durum, enflasyonla mücadelede gerekli gördüğü faiz artırımlarını uygulamasını kolaylaştırabilir.
Ancak Demokratların Zaferi Yeni Bir Mali Krizi Tetikleyebilir
Buraya kadar anlattıklarım benim temel senaryomu oluşturuyor.
Ancak Demokratların Kongre'yi ele geçirmesi halinde ABD'de çok sert bir siyasi güç mücadelesi yaşanması ihtimali de var.
Bu mücadelenin en önemli boyutlarından biri, 2027 bütçesi ve federal harcamalara ilişkin 11 ayrı yasa tasarısı olabilir.
Demokratların Trump yönetiminin bütçe ve harcama önceliklerini bloke etmesi, federal hükümetin finansmanında ciddi sorunlar yaratabilir.
Bu durumda sık sık hükümetin kapanması gündeme gelebilir.
Daha kötüsü, siyasi çekişmenin borçlanma yetkisi ve kamu borcunun ödenmesi konusunda da krize dönüşmesi halinde ABD'nin temerrüde düşme riskinin daha yüksek fiyatlanması söz konusu olabilir.
Elbette hükümetin kapanması ile kamu borcunda temerrüt aynı şey değil. Ancak iki riskin aynı dönemde gündeme gelmesi finansal piyasalardaki belirsizliği artıracaktır.
Böyle bir senaryoda ABD ekonomisi, yukarıda öngördüğüm yüzde 3-3,5 büyüme hızının altında kalabilir.
Üstelik kamu borcuna ilişkin endişeler ABD Hazine tahvillerinin getirilerini mevcut seviyelerin çok üzerine taşıyabilir.
Bu gelişme, Fed faiz artırmasa bile finansal koşulların sıkılaşmasına neden olur.
Bir başka ifadeyle, tahvil piyasası Fed'in parasal sıkılaştırma işinin bir bölümünü üstlenebilir.
Bu durumda Fed'in politika faizini benim tahmin ettiğim seviyelere kadar yükseltmesine gerek kalmayabilir.
Dolayısıyla 2027'de en az üç ilave faiz artırımı beklentimin en önemli aşağı yönlü risklerinden biri, uzun vadeli tahvil getirilerindeki sert yükseliş.
Güçlenen Dolar da Fed'in İşini Kolaylaştırabilir
Trump'ın ara seçimleri kaybetmesi halinde ABD dolarının oldukça hızlı bir tempoda değer kazanması da mümkün.
Doların güçlenmesi, ithal ürünlerin dolar cinsinden fiyatlarını düşürerek enflasyonu frenleyebilir.
Ayrıca güçlü dolar, ABD'nin ihracat rekabetini azaltarak ekonomik büyümeyi bir miktar yavaşlatabilir.
Her iki gelişme de Fed'in enflasyonla mücadelesine katkı sağlayacaktır.
Bu nedenle doların yükselmesi, merkez bankasının daha az faiz artırımıyla hedeflerine ulaşmasına yardımcı olabilir.
Ancak doların güçlenmesinin küresel ekonomi açısından başka sonuçları da var.
Özellikle dolar cinsinden borçlanan gelişmekte olan ülkeler için finansman maliyetleri artabilir.
Küresel sermaye akımlarının ABD varlıklarına yönelmesi, gelişmekte olan piyasalardaki finansal koşulları daha da sıkılaştırabilir.
2027'de Küresel Merkez Bankaları da Faiz Artıracak
Son olarak, küresel finansal koşulların sıkılaşması yalnızca Fed'in para politikasıyla sınırlı kalmayacak.
Benim beklentim, 2027 boyunca Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ), Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) ve İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) da faiz artırması yönünde.
Bu senaryoda dünyanın önde gelen merkez bankaları aynı dönemde para politikasını sıkılaştıracak.
Küresel finansman maliyetlerinin yükselmesi, dünya ekonomisinde bir miktar yavaşlamayı beraberinde getirebilir.
Ancak burada en az politika faizleri kadar önemli olan bir başka değişken var: Uzun vadeli tahvil getirileri.
Normal koşullarda merkez bankalarının politika faizlerini artırması enflasyon beklentilerini aşağı çekerek uzun vadeli tahvil getirilerinin gerilemesine katkıda bulunabilir.
Fakat benim asıl endişem, uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükselişin enflasyon beklentilerinden çok büyük devletlerin kontrolden çıkan borçlanma ihtiyacından kaynaklanması.
ABD, Avrupa ve Japonya gibi büyük ekonomilerde kamu borçlarının finansmanı giderek daha pahalı hale gelirse tahvil piyasalarında küresel bir satış dalgası yaşanabilir.
Bu durumda merkez bankalarının enflasyonla mücadele amacıyla faiz artırması bile uzun vadeli getirilerde düşüş sağlamayabilir.
Aksine, yüksek kamu borçları ve artan finansman ihtiyacı tahvil getirilerini yukarıda tutabilir.
Üstelik büyük ekonomilerdeki tahvil getirileri birbirini etkilediği için bu süreç küresel ölçekte kendi kendini besleyen bir sıkılaşmaya dönüşebilir.
FÖŞ'ün Son Sözü: En Kötü Senaryo Güçlü Dolar ve Yükselen Uzun Vadeli Faizler
Dünya ekonomisi için en kötü senaryo, güçlü bir ABD doları ile bütün dünyada yükselen ve birbirini daha da yukarı iten uzun vadeli faizlerin aynı anda ortaya çıkmasıdır.
Bu senaryoda yalnızca ABD değil, bütün dünya ekonomisi daha pahalı finansman, daha düşük büyüme ve artan mali istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Bence 2027'nin asıl tehlikesi de burada yatıyor.
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




