DEİK Başkanı Nail Olpak: “Küresel Rekabette Yeni Dönemin Bir Anahtarı, Stratejik Sektörlerde Güçlü ve Akıllı Konumlanmak”
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) “Stratejik Sektörlerde Sanayi Politikası ve Ticari Gerilimler” raporunu değerlendirdi...
3 Eylül 2026

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) “Stratejik Sektörlerde Sanayi Politikası ve Ticari Gerilimler” raporunu değerlendirdi. Küresel ticarette rekabetin artık yalnızca fiyat ve pazar erişimi üzerinden değil; stratejik sektörler, teknoloji, üretim ölçeği ve sanayi politikaları ve en önemlisi tüm bunları içeren güven rekabeti üzerinden şekillendiğine dikkat çeken Olpak, bu dönüşümü doğru okuyarak yüksek katma değerli sektörlerde küresel değer zincirlerindeki konumun güçlendirilmesi gereğine vurgu yaptı.
IMF raporunun 2015-2023 döneminde uygulanan sanayi sübvansiyonlarının küresel ticaret ve refah üzerindeki uzun vadeli etkilerini analiz ettiğini belirten Olpak, Çin, Avrupa Birliği ve ABD’nin stratejik ürünlerde küresel ihracatın yarısından fazlasını gerçekleştirmesinin dikkat çekici olduğunu ifade etti.
Olpak, “Dünya ticaretinde rekabetin zemini değişiyor. Ülkeler artık yalnızca ihracatlarını artırmak için değil; teknolojide, üretim kapasitesinde ve stratejik sektörlerde kalıcı üstünlük sağlamak amacıyla çok daha aktif sanayi politikaları uyguluyor. Önümüzdeki dönemde küresel ticarette kimin ne kadar ürettiğinin yanı sıra, hangi teknolojiyi geliştirdiği, hangi ölçekte ürettiği ve küresel değer zincirlerinin hangi noktasında yer aldığı daha belirleyici olacak” dedi.
“Çin örneği, ölçek ekonomisinin rekabet gücünü nasıl değiştirdiğini gösteriyor”
IMF raporuna göre, 2015-2023 döneminde stratejik sektörlerde küresel sübvansiyon oranları yüzde 0,5’ten yüzde 1,8’e yükseldi. Çin yüzde 1,8’lik ortalama sübvansiyon oranıyla ABD ve AB’nin önünde yer alırken, rapordaki simülasyonda yalnızca Çin’in sübvansiyon politikalarının etkisi dikkate alındığında ülkenin stratejik sektör ihracatının yaklaşık yüzde 12 arttığı, ithalatının ise yüzde 8 azaldığı görülüyor. Elektronik sektöründe Çin’in küresel pazar payının yüzde 39’dan yüzde 45’e yükselmesi de uygulanan politikaların küresel rekabet dengeleri üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.
Olpak, “Burada dikkat etmemiz gereken husus sadece verilen sübvansiyonun büyüklüğü değil. Teşviklerin üretim ölçeğine, teknolojik kapasiteye, verimliliğe ve nihayetinde ihracata ne kadar dönüştüğü daha önemli. IMF’nin analizi de ölçek ekonomilerinin bu dönüşümde belirleyici olduğunu gösteriyor. Türkiye olarak kaynaklarımızı yüksek katma değer, teknoloji, ihracat ve küresel rekabet gücü üretecek alanlara yönlendirmemiz gerekiyor” dedi.
“Sübvansiyon-tarife yarışı herkes için maliyet üretiyor”
Küresel ticarette artan korumacılığa da dikkat çeken Olpak, sanayi politikalarının karşılıklı tarife artışlarına dönüşmesinin dünya ekonomisi açısından önemli bir risk oluşturduğunu söyledi. IMF raporunda sübvansiyonlara gümrük tarifelerinin de eklenmesiyle koordinasyonsuz bir “sübvansiyon-tarife sarmalı” oluştuğuna dikkat çekilirken, tüm ülkelerin bu sürece dahil olduğu senaryoda küresel reel gelirde yüzde 0,3’lük azalma öngörülüyor.
Olpak, “Ülkelerin stratejik sektörlerini desteklemek istemelerini anlayabiliriz. Ancak bir ülkenin sübvansiyonuna diğerinin tarifeyle, tarifeye ise yeni bir misillemeyle cevap verdiği bir küresel ticaret sistemi sürdürülebilir değil. Böyle bir yarışın sonunda maliyet sadece ihracatçıya veya üreticiye değil, bütün küresel ekonomiye yansıyor. Ticaretin parçalandığı, tedarik zincirlerinin siyasi bloklara göre yeniden şekillendiği bir dünya, küresel refah açısından hepimiz için daha maliyetli bir dünya anlamına geliyor” dedi.
“Türkiye değişen değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmalı”
Küresel ticarette yaşanan dönüşümün Türkiye için risklerin yanı sıra fırsatlar da barındırdığına işaret eden Olpak, Türkiye’nin üretim altyapısı, girişimcilik kapasitesi, yetişmiş insan kaynağı ve coğrafi konumuyla değişen tedarik zincirlerinde daha fazla pay alabilecek potansiyele sahip olduğunu vurguladı.
Olpak, “Küresel sübvansiyon yarışını izlemek yeterli değil. Asıl hedef, değişen küresel değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmak. Bunun için hangi stratejik sektörlerde küresel ölçekte rekabet avantajı oluşturabileceğimizin güncellenerek belirlenmesi; teknoloji, yatırım, üretim ve ihracatın aynı stratejinin parçaları olarak değerlendirmesi önemli. Özellikle yüksek katma değerli üretim, dijital teknolojiler, ileri imalat ve teknoloji yoğun sektörlerde uluslararası ortaklıklarımızı artırmak önemli. Pazar çeşitlendirmesinin yanı sıra ortak üretim, teknoloji ortaklıkları, karşılıklı yatırımlar ve üçüncü ülkelerde iş birliklerini daha fazla gündemimize almak bir başka başlık” dedi.
“Yeni dönemin ticari diplomasisi teknoloji ve yatırım ortaklıklarını da kapsamalı”
Olpak sözlerini şöyle tamamladı: “DEİK olarak işimiz olan ticari diplomasiyle, Türk özel sektörünün dünyadaki değişimi doğru okuyarak yeni fırsatlara ulaşmasını önemsiyoruz. Ticari diplomasinin gündeminde sadece daha fazla ihracat değil; daha fazla teknoloji ortaklığı, karşılıklı yatırım, ortak üretim ve küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konum var. Korumacılığın arttığı bir dünyada doğru cevap daha fazla duvar örmek değil; rekabet gücümüzü artırmak, pazarlarımızı çeşitlendirmek ve ekonomik iş birliklerimizi güçlendirmek. Türkiye’nin üretim gücünü, girişimcilik kabiliyetini ve stratejik konumunu doğru politikalarla birleştirdiğimizde, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemi ülkemiz için önemli bir fırsata dönüştürebileceğimize inanıyorum.”
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.



