Barrack'tan Orta Doğu'da yeni dönem mesajı: Mısır neden Mekke savunma ittifakına katılmadı?
Tom Barrack, Mısır'ın Mekke Savunma İttifakı dışında kalmasını İsrail ve Yunanistan anlaşmalarına bağladı. ABD'nin yeni Orta Doğu stratejisini anlattı.
30 Ekim 2026

Özet: ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Mısır'ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı'na katılmamasını İsrail ve Yunanistan'la mevcut anlaşmalarına bağladı. Washington'ın artık Orta Doğu'nun güvenliğini tek başına üstlenmek istemediğini açıklayan Barrack, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlaması gerektiğini söyledi. ABD'nin bölgeden tamamen çekilmeyeceğini vurgulayan Barrack, İran, İsrail ve Yemen'deki Husilere ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Barrack: Mısır'ın İsrail ve Yunanistan'la anlaşmaları var
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Orta Doğu'da değişen güvenlik mimarisine ilişkin açıklamalarında Türkiye'nin de taraf olduğu Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı değerlendirdi.
Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen CNN Global Perspectives etkinliğinde konuşan Barrack, Mısır'ın yeni savunma ittifakına neden katılmadığı sorusuna yanıt verdi.
Barrack, Kahire'nin mevcut uluslararası yükümlülüklerine işaret ederek şu ifadeleri kullandı:
“Mısır neden Mekke anlaşmasının dışında? Çünkü zaten İsrail'le bir anlaşması, Yunanistan'la da bir güvenlik anlaşması var.”
ABD'li diplomat, farklı güvenlik anlaşmalarının birbiriyle nasıl ilişkilendirileceğinin önemli olduğunu belirtti.
Bu tür yükümlülüklerin uygulanmasını NATO'nun kolektif savunma ilkesini düzenleyen 5. maddesine benzeten Barrack, bir saldırı veya ihlal durumunda ittifakın nasıl hareket edeceğinin belirlenmesinin zaman alabileceğini söyledi.
Barrack'ın açıklamaları, Mısır'ın ittifak dışında kalmasına ilişkin ABD tarafından yapılan en doğrudan değerlendirmelerden biri oldu.
Ancak Kahire yönetimi, anlaşmaya katılmama kararının gerekçesini kamuoyuna resmen açıklamış değil.
Dolayısıyla Barrack'ın sözleri, Mısır hükümetinin resmî pozisyonundan ziyade ABD'li diplomatın değerlendirmesi niteliğinde.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yeni savunma ittifakı
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos 2026'da Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması'nı imzalamıştı.
Anlaşmanın temel hükmüne göre üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, diğer üyelere de yapılmış sayılacak.
Bu düzenleme, NATO'nun kuruluş anlaşmasındaki kolektif savunma hükmüne benzer bir ilke içeriyor.
Ancak Mekke anlaşmasının uygulanması, üye ülkeler arasında istişare mekanizmalarına dayanıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, daha önce yaptığı açıklamalarda üyelerden birine saldırı gerçekleşmesi halinde diğer ülkelerin nasıl karşılık verileceğini görüşerek kararlaştıracağını belirtmişti.
Anlaşmanın yeni katılımlara açık olduğu da ifade edilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ağustos ortasında Mısır'ın ittifaka katılmasının mümkün olduğunu söylemişti.
Fidan da Kahire için kapının açık olduğunu vurgulamıştı.
Buna rağmen Mısır, anlaşmanın dışında kalmayı tercih etti.
Mısır, Suudi Arabistan'a ayrı güvenlik desteği veriyor
Mısır'ın Mekke anlaşmasına katılmaması, Suudi Arabistan'la güvenlik iş birliğinden uzaklaştığı anlamına gelmiyor.
Mısır Temsilciler Meclisi, pazartesi günü Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi'ye Suudi Arabistan'ı desteklemek için gerekli önlemleri alma yetkisi verdi.
Sisi, bu desteğin Suudi Arabistan topraklarının savunulmasına yönelik olduğunu belirtti.
Mısır Cumhurbaşkanı, alınacak önlemlerin Yemen'e yönelik bir saldırıyı kapsamadığını özellikle vurguladı.
Bu yaklaşım, Kahire'nin Suudi Arabistan'ın güvenliğine katkıda bulunurken daha geniş kapsamlı askerî yükümlülüklerden kaçınmaya çalıştığını gösteriyor.
Mısır'ın İsrail ve Yunanistan'la ilişkileri de bu hesaplamada rol oynayabilir.
Ancak bu anlaşmaların Mekke ittifakına katılımı hukuken engellediği konusunda Mısır makamlarından bir açıklama bulunmuyor.
ABD'nin 80 yıllık Orta Doğu güvenlik politikası değişiyor
Barrack'ın açıklamalarının en dikkat çekici bölümü, Washington'ın Orta Doğu'daki geleneksel güvenlik rolüne ilişkin değerlendirmeleri oldu.
Doha'daki Küresel Güvenlik Forumu'nda da konuşan Barrack, ABD'nin son 80 yıldır üstlendiği küresel güvenlik garantörlüğü rolünün artık aynı biçimde devam etmeyeceğini söyledi.
Barrack, ABD'nin Orta Doğu'daki geleneksel yaklaşımını değiştirdiğini belirterek Washington'ın bölgeyi artık kontrol etmek istemediğini ifade etti.
ABD'li diplomata göre geçmişte Washington ile Körfez ülkeleri arasında örtülü bir stratejik mutabakat bulunuyordu.
Bu düzenlemede Körfez ülkeleri enerji ticaretini dolar üzerinden yürütüyor, Amerikan silahları satın alıyor ve ABD askerî üslerine ev sahipliği yapıyordu.
Karşılığında ise Washington'dan güvenlik garantisi ve deniz ticaret yollarının korunmasını bekliyorlardı.
Barrack, bu düzenlemenin artık eskisi gibi işlemediğini söyledi.
ABD'nin bütün dünyanın güvenliğini üstlenmesinin sürdürülebilir olmadığını savunan Barrack, bölge ülkelerinin kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirtti.
Washington bölgeden çekilmiyor, ilişkilerini yeniden düzenliyor
Barrack, ABD'nin Orta Doğu politikasındaki değişimin bölgenin tamamen terk edilmesi anlamına gelmediğini özellikle vurguladı.
Washington'ın amacının bölgeyi yönetmek veya kontrol etmek olmadığını, ancak bölgedeki varlığını da tamamen sona erdirmeyeceğini söyledi.
Barrack, yeni yaklaşımı şu sözlerle özetledi:
“Anlaşma, sahip olmak ya da kontrol etmek değil; ama ayrılmak da değil. Biz gitmiyoruz.”
ABD'li diplomat, Trump yönetiminin politikasını bir geri çekilmeden çok ilişkilerin yeniden düzenlenmesi olarak tanımladı.
Bu dönüşümü ergenlik çağındaki bir çocuğun yetiştirilmesine benzeten Barrack, bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin zaman, sabır ve hesap verebilirlik gerektirdiğini belirtti.
Barrack'a göre yeni güvenlik ittifakları ve bölgesel ortaklıklar, bu dönüşümün temel araçları olacak.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma anlaşması da bu çerçevede önem kazanıyor.
Türkiye'nin bölgesel güvenlik rolü büyüyor
ABD'nin güvenlik yükümlülüklerini yeniden değerlendirmesi, Türkiye'nin Orta Doğu'daki konumunu doğrudan ilgilendiriyor.
Ankara, bir yandan NATO üyeliğini sürdürürken diğer yandan Suudi Arabistan ve Pakistan'la yeni bir kolektif savunma mekanizmasının parçası haline geldi.
Bu durum, Türkiye'nin Batı güvenlik mimarisi ile bölgesel güvenlik düzenlemeleri arasında eş zamanlı rol üstlenmesini gerektiriyor.
Mekke anlaşmasının NATO'nun 5. maddesine benzer bir hüküm içermesi, ittifak üyelerinin karşılıklı askerî yükümlülüklerinin kapsamını da önemli hale getiriyor.
Özellikle İran savaşı, Yemen'deki çatışmalar ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar, yeni ittifakın hangi koşullarda devreye gireceği sorusunu gündeme taşıyor.
Barrack'ın açıklamaları, Washington'ın bölgesel güvenlik girişimlerini ABD'nin doğrudan müdahalesine alternatif bir mekanizma olarak gördüğüne işaret ediyor.
Ancak yeni ittifakın uygulama esasları ve diğer güvenlik anlaşmalarıyla ilişkisi konusunda ayrıntılı açıklamalara ihtiyaç bulunuyor.
Barrack: İran'dan yakın bir nükleer tehdit yok
Barrack, Doha'daki açıklamalarında İran'la devam eden çatışmalara da değindi.
ABD'li diplomat, İran'dan kaynaklanan yakın bir nükleer tehdit bulunmadığını söyledi.
Bölge ülkelerinin stratejik deniz geçitlerinin güvenliği konusunda zaman içinde kendi çözümlerini geliştirebileceğini savundu.
Barrack, ABD'nin İran halkıyla değil, İran Devrim Muhafızları Ordusu'yla karşı karşıya olduğunu ifade etti.
Bu açıklamalar, Washington'ın İran politikasında askerî hedeflerle daha geniş bölgesel güvenlik meselelerini birbirinden ayırma çabasını yansıtıyor.
Barrack ayrıca ABD'nin bölgedeki güvenlik rolünün sorgulanmasını, İran'a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşının sonuçlarıyla ilişkilendirdi.
Diplomata göre çatışma, Körfez ülkelerinin Amerikan güvenlik garantilerine ilişkin beklentilerini yeniden değerlendirmesine neden oldu.
İsrail konusunda tartışmalı açıklama: Büyük İsrail bir yanılsama
Barrack, İsrail'in bölgesel hedeflerine ilişkin değerlendirmelerinde de dikkat çekici ifadeler kullandı.
ABD'li diplomat, İsrail'in “Büyük İsrail” hedefi doğrultusunda hareket ettiği görüşünü reddetti.
Bu düşünceyi İsrail'in siyasi rakipleri tarafından öne çıkarılan bir yanılsama olarak nitelendirdi.
Barrack, İsrail'in izleyeceği yolun daha geniş topraklara sahip bir devlet kurmak olmadığını savundu.
Bu değerlendirme Barrack'ın kişisel diplomatik açıklaması niteliğinde; ABD yönetiminin bütün kurumları adına ilan edilmiş yeni bir resmî politika olarak değerlendirilmemeli.
Barrack ayrıca İsrail'in 7 Ekim 2023'te Hamas öncülüğünde düzenlenen saldırıların ardından sınır güvenliği koşullarını yeniden düzenleme hakkı bulunduğunu söyledi.
Ancak bu sürecin zaman alacağını belirtti.
İsrail'deki seçimlerin sonucundan bağımsız olarak ülkenin siyasi ve güvenlik yaklaşımında bir yeniden yapılanma beklediğini ifade etti.
Yemen'de askerî zafer mümkün mü?
Barrack'ın açıklamalarında Yemen'deki Husi güçleriyle devam eden çatışmalar da önemli yer tuttu.
Suudi Arabistan ve Yemen'deki müttefikleri, Husilerin kontrolündeki bölgeleri geri alma hedeflerini sürdürüyor.
Ancak Barrack, bu hedefe askerî yöntemlerle ulaşılabileceği konusunda kuşkulu olduğunu söyledi.
ABD'li diplomat, geçmişte uygulanan askerî müdahalelerin istenen sonuçları vermediğini savundu.
Suudi Arabistan'ın Husilere karşı kesin bir askerî zafer kazanma ihtimalini düşük gördüğünü belirtti.
Barrack, Trump'ın Suudi Arabistan'a desteğinin sürdüğünü, Washington'ın gerekli lojistik yardımı sağlayacağını söyledi.
Bununla birlikte ABD'nin Yemen'de doğrudan bir kara savaşına girmesini sonuç vermeyecek bir seçenek olarak değerlendirdi.
Barrack'a göre ABD'nin başka bir bölgede doğrudan kara harekâtına katılması, Trump yönetiminin yeni stratejik yaklaşımıyla da bağdaşmıyor.
Eski MI6 Başkanı: Husiler kalıcı bir güç
Barrack'ın değerlendirmeleri, İngiltere dış istihbarat servisi MI6'nın eski başkanı John Sawers'ın açıklamalarıyla da benzerlik taşıyor.
Doha Küresel Güvenlik Forumu'nda konuşan Sawers, Husilerin askerî yöntemlerle tamamen ortadan kaldırılabileceği görüşüne karşı çıktı.
Sawers, Husilerin Yemen'de kalıcı bir siyasi ve askerî aktör haline geldiğini belirtti.
Bu değerlendirmeler, Yemen'deki çatışmanın yalnızca askerî operasyonlarla çözülemeyeceğine ilişkin görüşlerin uluslararası güvenlik çevrelerinde de dile getirildiğini gösteriyor.
Bununla birlikte Suudi Arabistan ve müttefiklerinin Yemen'deki askerî hedeflerinden vazgeçtiğine ilişkin bir açıklama bulunmuyor.
Yeni güvenlik mimarisinde üç kritik soru
Barrack'ın açıklamaları, Orta Doğu'nun güvenlik düzeninin önemli bir değişim sürecinden geçtiğine işaret ediyor.
Bu süreçte üç temel soru öne çıkıyor.
Birincisi, ABD'nin güvenlik garantilerinin geleceği. Washington, Körfez ülkelerine sağladığı desteği tamamen sona erdirmeden doğrudan askerî sorumluluklarını nasıl azaltacak?
İkincisi, yeni bölgesel ittifakların işleyişi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma anlaşması, üyelerden birinin saldırıya uğraması durumunda nasıl uygulanacak?
Üçüncüsü, mevcut anlaşmaların yeni ittifaklarla ilişkisi. Mısır'ın İsrail ve Yunanistan'la güvenlik ilişkileri, Mekke anlaşmasına katılımı gerçekten ne ölçüde etkiliyor?
Bu soruların yanıtları yalnızca bölgesel güvenlik açısından değil, Türkiye'nin dış politika ve savunma stratejisi bakımından da önem taşıyor.
Sonuç: ABD'nin rolü değişirken Türkiye için yeni sorumluluklar doğuyor
Tom Barrack'ın Doha'daki açıklamaları, Washington'ın Orta Doğu'daki geleneksel güvenlik politikasını yeniden değerlendirdiğini gösteriyor.
ABD, bölgedeki askerî ve diplomatik varlığını sürdürmek isterken güvenlik yükümlülüklerinin daha büyük bölümünü bölge ülkelerine bırakmayı hedefliyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı, bu yeni dönemde öne çıkan bölgesel girişimlerden biri.
Mısır'ın anlaşmaya katılmaması ise bölgedeki mevcut diplomatik ve güvenlik ilişkilerinin yeni ittifakların oluşumunu nasıl etkileyebileceğine ilişkin tartışmaları artırıyor.
Barrack'ın İsrail, İran ve Husiler hakkındaki değerlendirmeleri de Washington'ın doğrudan askerî müdahaleden çok bölgesel ortaklıklar üzerinden sonuç alma arayışına işaret ediyor.
Ancak ABD'nin güvenlik sorumluluğunu azaltması, bölgedeki çatışmaların kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmiyor.
Türkiye açısından temel mesele, yeni savunma ittifaklarının sağladığı stratejik imkânlarla bu ittifakların doğurabileceği askerî ve diplomatik yükümlülükler arasında nasıl bir denge kurulacağı olacak.
Turkiye Today, Middle East Eye
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




