BAE İngiltere’yi, milyarlarca sterlinlik yatırımı geri çekmekle tehdit etti
İngiltere gündemini, Manchester City kararına misilleme olarak BAE'nin ülkedeki milyarlarca sterlinlik yatırımlarını çekme tehdidi ve ekonomik krizlere karşı AB'ye geri dönme çağrıları sarsıyor. Öte yandan ABD basınında, kontrolden çıkan yapay zeka sistemlerinin yol açtığı zararlarda teknoloji şirketlerinin hukuki sorumluluktan kaçmaması gerektiği tartışılıyor.
5 Ekim 2026

The Telegraph gazetesinde Robert Mendick imzasıyla yayımlanan haber, "Birleşik Arap Emirlikleri’nden İngiltere’ye Milyarlarca Sterlinlik Yatırımı Geri Çekme Tehdidi" başlığını taşıyor.
Habere göre BAE, İngiltere Başbakanı Andy Burnham’a, Manchester City hakkındaki mahkumiyet kararına misilleme olarak Birleşik Krallık’tan milyarlarca sterlinlik yatırımı geri çekeceği yönünde bir uyarıda bulundu.
Yazar, bu diplomatik krizin "Burnham’ın başbakanlığı için büyük bir test" olduğunu ve "başbakanın birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada Manchester City’nin sahipliğini neden övdüğüne dair soru işaretleri yarattığını" ifade ediyor.
Premier League’in finansal ihlaller nedeniyle Manchester City’yi suçlu bulmasının ardından Burnham, BAE’nin kulübü satma kararı alması durumunda "derin bir endişe" duyacağını ifade etmişti. Ancak habere göre Başbakanlık (10 Downing Street), "hiçbir takımın kuralların üzerinde olmadığını" belirterek tutumunu yumuşatmak zorunda kaldı.
The Telegraph’a göre BAE, Burnham hükümetinin Birleşik Krallık’ın Silikon Vadisi’ne yanıtı olarak tanıttığı Oxford ve Cambridge arasındaki yüksek teknoloji merkezini kurmak için çekmeye çalıştığı milyarlarca sterlinlik yatırımı durdurmakla tehdit ediyor.
Haberde, Manchester City Yönetim Kurulu Başkanı Haldun el-Mübarek’in, Premier League’in kulübün kuralları ihlal ettiğini açıklamadan iki hafta önce Downing Street’te İngiltere Ticaret Bakanı Jonathan Reynolds ile bir araya geldiğine dikkat çekiliyor.
Ticaret Bakanlığı görüşmenin ticaret, savunma ve güvenlik odaklı olduğunu ve kulüp işlerinin konuşulmadığını ısrarla belirtse de, The Telegraph görüşme sırasında ayrıntılar henüz açıklanmamış olsa da Mübarek’in Manchester City’nin suçlu bulunduğunu bildiğini öne sürüyor.
Görüşmenin detayları gizliliğini korurken, BAE’li yetkililer İngiliz hükümetini ayrı kanallardan uyararak "Manchester City’yi çevreleyen skandal nedeniyle milyarlarca sterlinlik geleceğe dönük yatırımların geri çekilebileceğini" bildirdi.
Bu süreçte Downing Street, City hakkındaki kararın BAE’nin "Birleşik Krallık’a yönelik gelecekteki devasa taahhüt arzusunu zayıflattığı" yönündeki haberleri yalanlamadı.
Belgelere dayandırılan haberde, İşçi Partili iki kıdemli bakanın BAE’den Oxford-Cambridge yüksek teknoloji koridoru projesine milyarlarca sterlinlik yatırım çekmeye çalıştığı ve bakanların, Mubadala Investment CEO’su olan Mübarek’in "ortaklarını" söz konusu projeyi ziyarete davet ettiği aktarılıyor.
BAE’nin son beş yılda İngiltere’nin savunma ve teknoloji gibi kilit sektörlerine 30 milyar sterlinden fazla (yaklaşık 40 milyar dolar) kaynak aktardığı tahmin ediliyor. Ancak krizin yansımaları, hükümetin ekonomiyi canlandırmak için acilen doğrudan yabancı yatırım aradığı bir dönemde gelecekteki anlaşmaları suya düşürme riski taşıyor.
İngiliz hükümeti, Oxford-Cambridge koridoru projesini hayata geçirmek için 10 milyar sterlinlik (13,2 milyar dolar) özel yatırım çekmeyi hedeflerken Abu Dabi bu planın merkezinde görülüyordu. Ancak gazeteye göre City kararı, iki ülke ilişkilerine ağır bir darbe indirdi.
İngiltere Neden Avrupa Birliği’ne Dönmeli?
The Guardian gazetesinde Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın "Burnham 'Umut dürüstlükten doğar' derken haklıydı; İşçi Partisi bu yüzden AB’ye dönüşü savunmalı" başlıklı bir makalesi yayımlandı.
Khan makalesine, Başbakan Andy Burnham’ın bu hafta ülkeyi yeni bir rotaya sokmak amacıyla sunduğu "cesur" plana değinerek başlıyor. Bu plan "ulusal bir sosyal refah sistemi, su ve enerji üzerinde daha fazla kamu kontrolü, ilk kez ev alacaklara yardım, kuralları ihlal eden ev sahipleri ve boş konutlar üzerinde denetimlerin sıkılaştırılmasını" içeriyor.
Khan’a göre Burnham’ın konuşmasındaki en umut verici kısım, İngiltere’nin AB ile olan ilişkisini yeniden gözden geçirme taahhüdüydü.
"Brexit yarardan çok zarar getirdi" diyen Burnham’a katılan Khan, AB’den ayrılmanın yarattığı tablonun "endişe verici" olduğunu vurguluyor.
Bu bağlamda Khan, ülkenin 2016’dan bu yana Avrupalı emsallerine göre daha yavaş büyüdüğünü gösteren analizlere dikkat çekerek: "Bu eğilim devam ederse, ekonomimiz 2030 yılına kadar AB’deki benzer ülkelerin ekonomilerinden yaklaşık 250 milyar sterlin (yaklaşık 330 milyar dolar) daha küçük kalabilir" ifadelerini kullanıyor.
Referandumun üzerinden on yıl geçtikten sonra "Brexit destekçilerinin vaat ettiği parlak geleceğin tamamen bir ilüzyon olduğunun kanıtlandığını" belirten Khan, İngiltere’nin kendisini ekonomik ve jeopolitik bir fırtınanın ortasında bulduğunu savunuyor.
Daha önce Donald Trump’ın İran’ı bombalamasının Londralılar için "felaket sonuçlar" doğurabileceği konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatan Khan, "Haklı çıkmaktan memnuniyet duymuyorum" diyerek çatışmanın küresel ekonomide şok dalgaları yarattığını; motorin fiyatlarının rekor kırmasıyla konut kredisi ve yakıt maliyetlerini artırdığını, bu kış enerji faturalarının %25 oranında yükselmesinin beklendiğini belirtiyor.
Trump’ın tek taraflı eylemlerinin ulusal güvenliğin dayandığı Transatlantik ittifakın temellerini sarstığını savunan Khan, Avrupa’nın İngiltere’ye sadece güvenli bir liman değil, aynı zamanda devasa bir büyüme fırsatı sunduğunu, zira AB’nin ülkenin en büyük ticaret ortağı ve en güvenilir müttefiki olduğunu ifade ediyor.
Khan, Kasım ayında yapılacak İngiltere-AB zirvesinde hükümete; bu parlamento dönemi içinde İngiltere’nin hem Gümrük Birliği’ne hem de Tek Pazar’a hızlı dönüşünün önünü açma çağrısında bulunmayı planlıyor. Khan’a göre bu adım, ekonomik büyümeye anında ivme kazandıracak, ülke genelinde yaşam standartlarını yükseltecek ve Londralıların hayat pahalılığı üzerindeki baskısını hafifletecektir.
Bununla birlikte Khan, İşçi Partisi’nin "AB’ye üyeliği 2029 genel seçimlerinde sandığa taşıyıp kazanabilmek adına şimdiden AB’ye dönüşü savunmaya başlaması gerektiğini" vurguluyor.
Khan için "AB’den ayrılmak, ülke tarihinin en büyük ekonomik ve jeopolitik öz-zarar eylemiydi." Dönüşün ise uzun vadeli refah ve güvenlik için tek geçerli yol olduğunu, bundan daha azının meydana gelen ağır hasarı onarmaya yetmeyeceğini savunuyor.
Khan sözlerini şöyle tamamlıyor: "Çok kutuplu bir dünyada Kanada, Birleşik Krallık ve Avrupalı komşularımız gibi orta ölçekli güçler; hem güvenliğimizi ve ekonomilerimizi korumak hem de serbest ticareti ve liberal demokratik değerlerimizi savunmak için kenetlenmelidir. Daha derin bir entegrasyon, yeni bir büyüme ve verimlilik çağının kapısını aralayacak ve küresel sahnede bize daha güçlü bir ses verecektir."
Yapay Zeka Zarar Verdiğinde Sorumluluk Kimde?
Gözden geçirmemizi The Washington Post gazetesinde yer alan "Yapay zeka zarar verdiğinde sorumluluğu kim taşır?" başlıklı makaleyle tamamlıyoruz.
Gazete, Senatör Josh Hawley’nin "Yapay zeka şirketlerine yol açtıkları zararların sorumluluğundan kaçma serbestisi verilmemeli" başlıklı makalesindeki görüşlerini destekleyerek, yapay zeka modelleri kontrolden çıktığında sorumluluğun kime ait olacağı konusunda ülkenin daha fazla netliğe ihtiyacı olduğunu vurguluyor.
Missouri’li Cumhuriyetçi Senatörün, "yapay zeka sistemlerini geliştirirken veya sunarken kasten ya da ihmalkarca hareket eden laboratuvarların veya kullanıcıların cezalandırılması" yönündeki fikri prensipte olumlu karşılanıyor.
Ancak gazete, "teklif metninde cezalandırılacak kişilerin nasıl tanımlandığının görülmesinin kritik olduğunu" belirtiyor. Aşırı geniş bir tanım, en yüksek standartlara uyarak iyi niyetle hareket eden kişileri sırf bir şeyler ters gitti diye sorumlu tutma riski taşıyabilir. Bu kişiler yine bir şekilde sorumlu tutulabilse de, ihmalkar veya sorumsuz davranan biriyle aynı cezayla karşılaşmamalıdır.
Gazete ayrıca, bu uyumsuzluk vakalarının Hawley’nin daha geniş kapsamlı düzenleme gündemini iletmek için bir mazeret olarak kullanılmaması gerektiğini savunuyor. Hawley; vergi sisteminde kazanan ve kaybedenleri seçmekten, yapay zeka sohbet robotları için muhtemelen anayasaya aykırı olacak yaş doğrulama şartları getirmeye kadar çeşitli tekliflere atıfta bulunuyor.
The Washington Post’a göre, "Hawley ve meslektaşlarının sert ve geniş kapsamlı bir yapay zeka karşıtı düzenleme gündemini zorlamak yerine, şu an masada olan acil ve net bir şekilde tanımlanmış konuya odaklanmaları daha akıllıca olacaktır."
Sonuç olarak gazete, yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi ve yayılmasına ilişkin hukuki sorumluluk kurallarının netleştirilmesinin şirketlere değerli kılavuzlar sağlayacağını ve bir şeyler ters gittiğinde ne yapabilecekleri konusunda kamuoyuna güvence vereceğini vurguluyor.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




