Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Ekonomi

2026'nın ilk yarısında Türkiye ekonomisi: Başarı hikâyesinin görünmeyen maliyeti

2026'nın ilk yarısında Türkiye ekonomisi rezerv kaybı, zayıflayan sanayi, cari açık ve reel ücretlerde erimeyle dengelenme programının maliyetini hissetti.

6 Ağustos 2026

2026'nın ilk yarısında Türkiye ekonomisi: Başarı hikâyesinin görünmeyen maliyeti

2026'nın ilk yarısı Türkiye ekonomisi açısından çelişkilerin öne çıktığı bir dönem oldu. TCMB kur istikrarını korumayı başarırken bunun bedeli rezervlerde sert erime oldu. Manşet göstergeler görece olumlu görünse de sanayi üretimi, reel ücretler, yatırım iştahı ve ödeme zincirindeki bozulma ekonominin alt katmanlarında ciddi bir yavaşlamaya işaret ediyor.

TCMB faiz indirdi, ardından frene bastı Yılın başında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 38'den yüzde 37'ye indirerek ölçülü bir parasal gevşeme süreci başlattı. Ancak bu politika uzun ömürlü olmadı.

Şubat sonunda patlak veren İran savaşıyla enerji fiyatlarının sert yükselmesi ve küresel risk iştahının bozulması, TCMB'yi yeniden sıkılaştırmaya yöneltti. Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihalelerini durdururken piyasayı yüzde 40'lık üst banttan fonlamaya başladı. Kredi büyümesine yönelik makroihtiyati tedbirler de yeniden sıkılaştırıldı.

Kur korundu, rezervler eridi TCMB'nin temel önceliği kur oynaklığını sınırlamak oldu.

Ocak-Haziran döneminde dolar/TL yalnızca yüzde 8,35 yükselirken aynı dönemde tüketici enflasyonu yüzde 17,76 arttı. Böylece Türk lirası reel olarak değer kazanmaya devam etti.

Ancak bu başarının önemli bir maliyeti oluştu.

Ocak sonunda 218,2 milyar dolarla zirve yapan brüt rezervler, Mart sonunda 155,3 milyar dolara kadar geriledi. Swap hariç net rezervler ise yalnızca bir ay içinde 78,8 milyar dolardan 20,2 milyar dolara düştü.

Nisan ayından itibaren rezervlerde yeniden toparlanma başlasa da Temmuz sonu itibarıyla swap hariç net rezervler hâlâ yıl başındaki seviyelerin oldukça altında bulunuyor. Bu durum, yeni bir dış şok karşısında TCMB'nin manevra alanının daraldığına işaret ediyor.

Ekonomi büyüyor ama ivme kaybediyor İlk çeyrekte ekonomi yıllık bazda yüzde 2,5 büyüse de çeyreklik büyüme yalnızca yüzde 0,1 oldu.

Büyümenin ana motoru yine hanehalkı tüketimi olurken sanayi üretimi ve ihracatta zayıflama dikkat çekti.

Veriler, tüketimin üretimden daha hızlı arttığını ve firmaların yeni sipariş yerine mevcut stoklarını eriterek satış yaptığını gösteriyor.

Toptan ticaret hacmindeki gerileme de üretim zincirinin üst halkalarında yavaşlamanın belirginleştiğine işaret ediyor. Bu görünüm önümüzdeki aylarda üretim ve istihdam üzerinde ilave baskı oluşturabilir.

Enflasyon düşüyor ama her alanda değil Yıl sonunda yüzde 30,9 olan yıllık enflasyon ilk yarı sonunda yeniden yüzde 32,1 seviyesine yükseldi.

Asıl dikkat çekici gelişme ise fiyat artışlarının kompozisyonunda yaşandı.

Kurun görece istikrarlı seyri nedeniyle temel mallarda fiyat artışları sınırlı kalırken; hizmetler,kira,işlenmiş gıda gibi kalemlerde yüksek enflasyon devam etti.

Bu durum dezenflasyon sürecinin kolay bölümünün tamamlandığını, bundan sonraki aşamanın ise çok daha zorlu olacağını gösteriyor.

Yıl sonu için yüzde 24-29 aralığındaki enflasyon hedeflerine ulaşılabilmesi ise mevcut aylık fiyat artışları dikkate alındığında oldukça güç görünüyor.

İşsizlik düşüyor, istihdam kalitesi bozuluyor Resmi işsizlik oranı Haziran ayında yüzde 7,6 ile tarihi düşük seviyelerden birine geriledi.

Ancak ayrıntılar daha farklı bir tablo ortaya koyuyor.

İşgücüne katılım oranındaki gerileme işsizliği aşağı çekerken, istihdam artışı çalışma çağındaki nüfus artışının oldukça gerisinde kaldı.

Sektörel dağılım ise daha da dikkat çekici.

Sanayi ve inşaat sektörlerinde yaklaşık 100 bin kişi işini kaybederken, istihdam artışının tamamı ticaret ve hizmet sektörlerinden geldi.

Bu nedenle manşet işsizlik oranındaki iyileşme ekonomide güçlü bir toparlanmaya işaret etmiyor.

Ücretlilerin alım gücü hızla geriledi Asgari ücret yıl başında yüzde 27 artırılmış olsa da yıl ortasında ara zam yapılmadı.

Enflasyonun etkisiyle net asgari ücretin satın alma gücü altı ay içinde yaklaşık yüzde 15 eridi.

Daha çarpıcı olan ise açlık sınırıyla oluşan fark oldu.

TÜRK-İŞ verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı Haziran sonunda 35 bin 758 TL'ye yükselirken, net asgari ücret bu seviyenin oldukça altında kaldı.

Artan geçim sıkıntısı bireysel borçluluğu da hızlandırdı. Bankacılık verileri kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarının hanehalkı finansmanındaki ağırlığının belirgin biçimde arttığını gösteriyor.

Cari açık yeniden büyüme eğilimine girdi 2026'nın ilk yarısında dış ticaret dengesi bozulmaya devam etti.

İhracat yıllık bazda yüzde 3,6 artarak 136,1 milyar dolara yükselirken, ithalat yüzde 4,6 artışla 189,2 milyar dolara çıktı. Böylece dış ticaret açığı 53,1 milyar dolara ulaştı.

Dikkat çeken değişim ise ithalatın kompozisyonunda yaşandı. Geçen yıl tüketim malları ithalatı öne çıkarken, bu yıl artışın ana kaynağı ara malı ithalatı oldu. Ara malı ithalatının ihracata oranının yüzde 99 seviyesine yaklaşması, üretimin dış girdiye bağımlılığının sürdüğünü gösteriyor.

Cari işlemler dengesi de benzer bir tablo çizdi.

Ocak-Mayıs döneminde cari açık 30,7 milyar dolara yükselirken, bozulmanın yalnızca enerji ve altın ithalatından kaynaklanmadığı görüldü. Altın ve enerji hariç cari dengede geçen yıl fazla verilirken bu yıl açık oluşması, sorunun üretim ve gelir dengesi kaynaklı olduğuna işaret ediyor.

Cari açık rezerv kullanılarak finanse edildi Cari açığın finansman kalitesi de dikkat çekici.

Yaklaşık 67 milyar dolarlık finansman ihtiyacının büyük bölümü dış borçlanma ve rezerv kullanımıyla karşılandı.

Doğrudan yabancı yatırımlar yalnızca 1,8 milyar dolar katkı sağlarken, rezervlerdeki sert gerileme finansmanın temel kaynaklarından biri oldu.

Bu tablo, Türkiye'nin dış finansman açısından hâlâ kısa vadeli sermaye akımlarına bağımlı olduğunu ortaya koyuyor.

Bütçede görünüm iyileşti, ancak yatırımlar geriledi İlk bakışta bütçe performansı olumlu görünüyor.

Ocak-Haziran döneminde bütçe açığı yüzde 3,8 azalarak 942,8 milyar TL'ye gerilerken faiz dışı bütçe fazlası 521 milyar TL olarak gerçekleşti.

Ancak bu iyileşmenin niteliği tartışmalı.

Faiz giderleri 1,46 trilyon TL'ye ulaşırken, kamu yatırımlarında reel daralma yaşandı.

Enflasyondan arındırılmış hesaplamalar, sermaye harcamalarının yaklaşık yüzde 18,5 küçüldüğünü gösteriyor. Buna karşılık gelir vergisi ve kurumlar vergisindeki güçlü artış bütçe performansını destekledi.

Sanayide alarm sinyalleri güçleniyor Reel sektör verileri ekonomideki yavaşlamanın en net görüldüğü alanlardan biri oldu.

İSO İmalat PMI endeksi Haziran ayında 47,1'e gerileyerek daralma bölgesindeki seyrini 27'nci aya taşıdı.

Yeni siparişler, ihracat siparişleri, üretim ve istihdam göstergeleri aynı anda zayıfladı.

Sanayi üretimi Aralık-Mayıs döneminde gerilerken özellikle yatırım malları ve orta-yüksek teknoloji üretimindeki düşüş dikkat çekti.

Buna karşılık dayanıksız tüketim malları üretimi artmaya devam etti.

Bu tablo, şirketlerin yeni yatırım yapmaktan kaçındığını ve mevcut kapasiteyi korumaya çalıştığını gösteriyor.

Finansal baskı şirket bilançolarına yansıyor Ekonomideki sıkı para politikasının etkileri şirketlerin finansal göstergelerinde de belirginleşmeye başladı.

Takibe düşen krediler yıllık bazda yüzde 78 artarken, karşılıksız çekler ve protestolu senetlerde de sert yükseliş yaşandı.

Sorunlu kredilerin toplam kredilere oranı yükselmeye devam ederken, reel sektör güven endeksleri de aşağı yönlü hareket etti.

Tüketici güveni sınırlı toparlanma gösterse de sanayi, inşaat ve ticaret kesimlerinde güven kaybı sürdü.

Sonuç: Dengelenme sağlandı, ancak maliyeti büyüyor 2026'nın ilk yarısı, ekonomi yönetiminin enflasyonu kontrol altında tutma ve kur istikrarını koruma hedeflerine öncelik verdiği bir dönem olarak öne çıktı.

Kurun görece istikrarlı seyri temel mal enflasyonunu sınırlarken, sıkı para politikası iç talebi yavaşlattı ve rezervlerde kısmi toparlanmanın önü açıldı.

Ancak bu başarının önemli maliyetleri oluştu.

Reel ücretlerde belirgin erime yaşandı, kamu yatırımları küçüldü, sanayi ve inşaat sektörlerinde istihdam kaybı hızlandı, şirket bilançolarındaki bozulma derinleşti ve rezerv tamponu yıl başındaki seviyelerin oldukça altına indi.

Önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin en önemli sınavı, dezenflasyonu sürdürürken büyüme, yatırım ve istihdam üzerindeki baskıyı artırmadan bu dengeyi koruyabilmek olacak. İlk yarı verileri, makro göstergelerde istikrarın sağlanabildiğini ancak bunun reel ekonomi üzerindeki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğini ortaya koyuyor.

Yazar: Emircan Yaman, Aposto, alıntıdır

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş