Yavuz Baydar: Bahçeli “Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP olmalıdır” derken bize neyi anlatmak istiyor?

Yavuz Baydar
7 Ekim 2026

Anlaşılması gereken, anlaşılmak zorunda: Kuvvetler ayrılığı ilkesinden bir daha dönmemek üzere kopmakta olan Türkiye, seçimlerin sadece göstermelik olacağı, “polis devleti” formatına uygun bir “kapalı otokrasi”ye doğru adım adım ilerlemekte.
Siyasi partileri seçmen iradesi ve temsilinin aracı ve iktidar talibi olarak benimsemiş olan anlayış terkedilmiş, ve onun yerini, siyasi partileri devlet mekanizmasını ele geçirmiş bir siyasetçi-bürokrat kliğinin enstrümanı olarak görme iradesi almakta. Bunun yanı sıra, etnik özerklik/çoğulculuk talepleri de, yerel yönetimler de aşırı merkeziyetçi bir yönetim modeline entegre edilmekte.
Cumhur İttifakı ortağı ve fiilen yürütmenin organik parçası olan MHP lideri Devlet Bahçeli, parti unsurlarının yeterle egemenliği kurmuş olduğu “Yeni Türkiye” devleti yapısının çizgisini perçinlemek için mesajlarını sürdürmekte. Son sözleri gayet sarih:
“Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa cumhurbaşkanı seçilmesiyle mümkün olacaktır. Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının yeniden Recep Tayyip Erdoğan’ın olması arzumuz ve talebimizdir.
TBMM’de uygun zamanda azami mutabakat ile seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalıdır. Meclis’in alacağı karar çerçevesinde yenilenecek seçimlerin 2028 yılı içerisinde yapılması istikrar ve öngörülebilirliği zedelemeyecek, sistem ruhuna uygun işletilmiş olacaktır.”
Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP olmalıdır.
Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı. Bu formül, yürütmenin güçlü olduğu kadar yasamanın da güçlü, denetleyici, üretken ve belirleyici olması gerektiğine ilişkin stratejimizin ve küresel güç olma azmimizin ifadesidir.”
Bu sözler, Saray hukuk danışmanlarından Mehmet Uçum’un geçenlerde Erdoğan’ın başkanlığının devamını “kaçınılmaz” ilan eden yazılı metninin bir anlamda devamı. Seçimlerin 2028 baharında yapılması gerektiğini ilan eden Uçum şunu yazmıştı:
“Yeni anayasa ile birlikte TBMM İçtüzüğünün, Siyasi Partiler Kanunu’nun ve seçim kanunlarının yenilenmesi ihtiyacı da açıktır.”
Şimdi, bu sözleri ve gidişatı nasıl okumalı?
2017’den beri atılan adımlara bakıldığında, şekillenmiş yönetim modelinde bir aksama olmadığı anlaşılıyor. Kargaşa içinde olsa da Türkiye, maceraperest ve gözükara bir güç egzersizi tecrübesi ile karşı karşıya. TSK dahil tüm silahlı güvenlik mekanzmasını kontrol altına almış bulunan iktidar ittifakı kararlı bir “Türk-İslam Sentezi” girişimi olarak parçalı tüm siyasi muhalefet aktörlerini telkin/irşat veya tehdit/ceza yoluyla gerekli gördüğü bir “iç milli cephe” içinde hizaya getirmeye ve iradesine tabi kılmaya kararlı.
“Süreç” adı altında, Öcalan’ın güç ve iradesini entegre etme de, CHP’yi parçalama da, aynı zamanda geniş sağ-muhafazakar cephede yayılmış olan ve ikbal fırsatı kollayan diğer aktörler de bu egzersizin özneleri.
Bahçeli çıtayı şimdi netleştiriyor. TBMM’de DEM’in kendisince hamur gibi yumuşatılmış olmasının da verdiği güçle, ve genel kurulda miliyetçi ve sağ partilerin üçte ikiden de fazla ağırlık taşımakta olduğunun bilinciyle, çağrısını yineliyor. Hayal gören muhalefet kesimlerini de hakikate davet ediyor: “Ya bize biat edecekseniz, ya da bize biat edeceksiniz”.
Son açıklamasından çıkan ilk sonuçları şöye özetlemek mümkün:
Yıllarca “erken seçim” diye bağırıp çağıran muhalefet, “tamam buyrun, hep beraber erken seçim kararı alalım” diyerek aynı zamanda Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasını kabul etmeye zorlanıyor. “Madem öyle, haydi o zaman” deniyor.
2028 Mayıs ayından önce seçim kararı, Erdoğan’a bir kez daha seçimi kazanma yolunu açacaktır. İmamoğlu, Demirtaş devre dışıdır. Kim ne derse desin, son Saray ziyareti ardından Yavaş’ın adaylıkta ısrar etmesi şaşırtıcı olacaktır. Zemin hazır hale gelmiş, sürprizlere kapanmıştır.
Kritik nokta “Yeni Anayasa” konusu. Şimdilik bu konunun seçimler öncesi sıkı bir pazarlık konusu yapılacağını mı, 2028 baharında erken genel seçimlerle senkronize bir anayasa referandumuna gidilip gidilmeyeceğini, yoksa seçimlere bir AKP-MHP-DEM uzlaşmasıyla “seçim sonrası yeni anayasa” vaadiyle ilerlenip ilerlenmeyeceğini kestirmek için vakit erken. Ama şu kesin: Gerek DEM gerekse Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP ve sağ kanattaki muhafazakar partiler bir pazarlık ortamı için hazır durumda.
Erdoğan ve Bahçeli’nin kafasında şu yol haritasının varlığı kuvvetle muhtemel: Madem “çerçeve yasa” 467 gibi güçlü bir destek sağladı, bu dinamiği kullanabiliriz. O halde, öncelikle DEM ile ilişkilerin çok daha sıcak hale gelmesi sağlanmalı. İkincisi, seçim barajının düşürüleceği, küçük parti sayısını Meclis’te artıracak (pazarlık imkanını çoğaltacak) bir değişimi sağlayacak ve nihayetinde iktidara yarayacak sistem revizyonunu içeren bir Seçim Yasası oylamasının 2027 Mart sonuna kadar Genel Kurul’da onaylanması — ki geçen yasa 2028’deki seçimlerde uygulanabilsin.
Bahçeli şunu da görüyor: Saray’a ve muhteris bürokratlara odaklanan güç temerküzü AKP’yi bir parti olarak eritiyor. Öte yandan seçmenin AKP ve MHP’yi destekleyen kesimi, iktidarın kurduğu “devlete ihtiyaç” düzenine bağımlılıktan kopma temayülünde değil. İktidar bloğunun muhalefeti ikna veya cezalandırma yöntemleri de ortada alternatif bırakmıyor. Dolayısıyla, iyice “Ankaralılaşan” Erdoğan yürütmenin başında kalır, ama MHP için amaç, oylarını artırarak Meclis’te kilit aktör olma çabasını yoğunlaştırmak olur.
Sonuçta şunu da eklemek gerek: Cumhur İttifakı ve AKP-MHP iktidarı elinde tuttuğu gücü sanıldığı gibi herhangi bir kurallı/adil seçime “kurban etme” niyetinde olmadığını sık sık hatırlatıyor. İrade artık seçmende değildir. Diğer siyasi partiler de artık sadece birer pazarlık öznesidir.
Anlaşılması gereken budur.

