Umut Işıkları Sönerken, “İç Cephe”deki Eksik Parça İçin Yeni Parti MHP ve DEM’in Hedefinde...

Yavuz Baydar
20 Ağustos 2026

“Umut, aslında bütün kötülüklerin en kötüsüdür; çünkü insanların çektiği çileyi uzatır.” — Friedrich Nietzsche
Alacakaranlık ülkesinde işler ve mevzular aslında hem çok karmaşık hem de basit. Zihninizi gerçekliğin serinliğinde berrak tutmazsanız şayet, tablo kafa karıştırır, akıntıya kapılmak da kolaylaşır. Aksi mümkün. Yeter ki, üstüste eklenen verilere ve olgulara bir anlam kazandırabilelim.
Burası açık, ve son günlerde olumlu bir gelişme var:
Elit içinde “aşırı umut hastalığı” düşük dozda da olsa düzelme belirtileri gösteriyor ve umutsuzluk diye adlandırılan karamsarlığın değeri anlaşılmaya başlanıyor. Sonunda, seçmende ve toplum tabanında son altı ay içinde ölçülen bezginlik, bıkkınlık ve “rıza” hali, onları yönlendşrme iddiasındaki kimi elit cenahında da kabul görüyor.

Sırayla gideyim, Abdullah Öcalan’ın son sözleriyle başlayayım:
“Özgür Bey’e özel selamlar. Bir yetkilisi Meclis İzleme Kurulu’na katılmalı. Ben bu kurulu CHP için dayattım. Biz AKP’lilerle değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
Bu açıklamadan bir-iki gün önce MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bir mülakatta öne çıkan sözleri de şöyle:
“‘Terörsüz Türkiye’ gibi Türkiye’nin en önemli meselesine bakışta bir ilkenin, kararlı bir duruşun, çözüm iradesine yönelik parti kurumsallığında ortak bir iradenin ortaya konulamaması arzu ettiğimiz güçlü siyasi kurumsallaşmanın ‘Yeni Parti’ de henüz temin edilemediğini göstermiştir. Türkiye, 16 Nisan 2017’de… en önemli yönetim reformlarından birisine imza atarak Parlamenter Sistem’den, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Önümüzdeki süreçte sistemin ruhuna uygun, siyasi istikrarı ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.”
Öcalan’ın “demokrasi yolu” (bununla neyi anlıyor, onu bilemiyoruz) için güzergah yarıştırması, birini —iktidarın hedefi doğrultusunda— hiçleştiririrken İmralı’yı —Diyarbakır’ı değil— öne çıkarması ilginç, ama şaşırtıcı değil.
Bahçeli’nin sözleri ile paralel tonlama ile de kısıtlı değil bu; esas olarak siyaset zemininde, Öcalan’ın överek bahsettiği “devlet”in kontrolüne henüz girmemiş görünen Yeni Parti ve onun lideri var.
Yanyana geldiğinde bir —direktif demeyelim— bir ortak çağrı görünüyor:
“Ey Özel, akıllı ol, burada bir inşaat projesi var, tuğlaları taşımada ve sıvada bize katıl.”
Bahçeli bir süredir kulis haberi kisvesiyle “muhalif” denen medyada yeniden ısıtılan “parlamenter sisteme dönüş” temennilerini de tane tane sözlerle boşa çıkarıyor aynı zamanda. DEM cenahının özel seçilmiş habercilerle düzenlediği, halkın ikna olmamış kesiminin aklından geçen soruların dümdüz sorulmadığı “basın toplantısı”ndan da anlaşılmakta ki, Öcalan, “Teyit, Tespit, Taahhüt” başlıklı yeni inşa düzeninde bir fiili statü elde etmiş durumda.
İktidarın tahkiminde AKP-MHP “önderliğine” DEM ve PKK’nin de angaje edilmesi boyutu artık halledilmiş görünüyor. Ama ortada garip bir çelişki de var: “Barış” kelimesi ne denli kalabalık argümanlarla örülürse örülsün, esasında gayet olumlu bir fikir olan “silahlara veda” ne kadar işlenirse işlensin, toplumun bir kesimi nihai hedefin ne olduğuna ikna olmuş değil. Güven sorunu öyle büyük ki, kuşkucu toplum kesimi önerilen projenin hem nedenini, hem de “nasıl”ını görmekte ciddi güçlük çekiyor.
Diğer tarafta, ise onyıllardır temel hakların anayasaya girmesini bekleyen Kürt kesimi içinde bu “çözüm”ün mevcut düzenin kodlarının içinde, beklentileri “eritici” rol oynayacağı kaygısı gitgide mayalanıyor.
“Devlet”in bir yıl gibi bir zaman diliminde 180 derece dönmesi tek neden değil; son 10 yılda yaşatılan sersemletici kararların sonuncusu.
Önceki tüm adımlar ülkeyi adım adım totaliter bir alana sürüklerken, bu sonuncusu nasıl oluyor da “demokrasinin yolu” oluyor?
Cevapsız kalan veya gürültüye getirilen temel soru bu.

Kararsız/protesto seçmenin son iki araştırmada —Metropoll ve Asal— yüzde 22 ve yüzde 32 civarında oluşu, bu girift manzaranın bir kenarında epeydir sabitleşmiş bir detay.

Esas veriler, Metropoll’ün “Türkiye’nin Nabzı Temmuz 2026” araştırmasında katılımcılara, “Son dönemde siyaset alanında yaşanan gelişmeler sizde en çok hangi duyguyu uyandırıyor?” sorusuna verilen yanıtlarda.
Araştırmaya göre seçmenlerin yüzde 33,6’sı “kaygı ve endişe”, yüzde 30,5’i “bıkkınlık ve hayal kırıklığı” yanıtını verdi. Bu iki olumsuz duyguları ifade edenlerin toplam oranı yüzde 64,1’e ulaştı. “Umut” yanıtını verenlerin oranı yüzde 10,6, “güven” hissedenlerin oranı ise yüzde 7,2’de kaldı.
Üç yurttaştan ikisi, epeydir yükselişte olan o “negatif enerji”nin kapsama alanında.
Bu veriler, bahar aylarındaki Veri Pusulası bulgularıyla örtüşüyor. Diğeri burada. Üçüncüsü de burada.
Ama ne yazık ki, şu medya kuraklığında, cehalet çölü TV kanallarında bunlar tartışılmadı, boğuntuya getirildi. Türkiye kültürünün inkarcı ve/veya konformist yönleri her zamanki gibi ağır bastı.
Ama sosyal dalgalanmalara karşı duramazsınız. “Ver mehteri” dönemi artık son buluyor. Bunun için iktidarın mengeneyi daha da sıkması mı gerekti?. Herhalde..
İktidarın tahakküm imkanları yazının başında aktardığım yeni eklentilerle daha da genişlemekte. Sadece DEM’in pasifize edilmesi değil dikkat çeken; Meclis’teki ve belediyelerdeki çürümüş siyasetçilerin birer ikişer üçer AKP’ye katılması, seçmenin gözünden kaçmıyor.
Dedim ya, son dönemdeki en umut verici olan gelişme, muhalif pozisyona konumlanmış elitin çok küçük de olsa bir kesiminin, toplum tabanındaki “negatif dip dalga”yı hissetmiş olması, yabancılaşmayı reddetmesi.
Çok önemli bir dönüşüm işareti bu.
Kemal Büyükyüksel’in yazısı bu açıdan dikkate değer:
“Böyle bir manzaranın karşısında aynı soruya geri dönüyoruz. Peki bu iş nasıl değişecek?
Bilmiyoruz.
Bu kadar basit ve bu kadar rahatsız edici.
Belki bir seçim bir şeyleri tetikleyecek. Belki iktidarın içinde bugün görünmeyen bir çatlak çıkacak. Belki Erdoğan sonrası halefiyet meselesi bütün sistemi sarsacak. Belki ekonomik veya uluslararası bir gelişme aktörlerin hesaplarını değiştirecek. Belki Kürt meselesindeki süreç beklenmedik bir siyasal sonuç üretecek. Belki toplumun veya muhalefetin içinden bugün tahayyül edilemeyen bir örgütlenme biçimi çıkacak. Belki bunlardan birkaç tanesi aynı anda olacak. Uzun süre hiçbir şey olmaması da mümkün.
…
Belki yakın zamanda hiçbir yol açılmayacak. Tarih sürprizlerle doludur minvalindeki sözler, kolaylıkla teselliye dönüşebilir. Evet, tarih sürprizlerle dolu. Sürprizlerin bizim lehimize doğru gerçekleşeceğine dair verilmiş bir söz ise yok.
Demokrasi tarihin doğal sonu değil. Ekonomik kriz otoriter iktidarları kendiliğinden devirmiyor. Halkın çoğunluğunun hükümetten memnun olmaması iktidar değişimini garanti etmiyor. Rejimin daha fazla baskı yapmasının mutlaka zayıfladığını gösterdiği şeklindeki çok sevilen yorum da doğru olmak zorunda değil. Bazen daha fazla baskı, sadece daha fazla baskıdır.
Bunu kabul etmek sahte bir iyimserlikten daha sağlıklı bir analitik başlangıç olabilir. Böylelikle belki hakiki şeylerin yeniden söylenebildiği bir kamusal tartışma alanı oluşabilir.
Bir konuda anlaşalım. Yolu net biçimde görebildiğini söyleyebilen ise, çok açık söylüyorum, hayal satıyordur.
Haritadaki yol görünmüyor.
Zaten görünmüyordu. Sadece elimizdeki eski haritayı biraz daha dikkatli inceleyince üzerinde olmayan bir yolu bulacağımıza dair inançtan vazgeçiyoruz…
Belirli bir umudun kaybedilmesi lazım. Tarihin bizi bir şekilde kurtaracağına, iktidarın kendi aşırılıklarının altında çökeceğine, doğru adayın sonunda mutlaka kazanacağına, bir sonraki seçimin bizi bildiğimiz demokratik hayata geri götüreceğine dair güvenli umudu.”
Uzun yazıda çözüm önerileri de var. Onlara da bakmanızı öneririm. Özellikle bu alıntıyı seçmemin nedeni, bir “kavrama”nın samimiyetle itiraf edilmesindeki cesaret. Yalanda yaşamanın reddi. İktidarın 2013’ten beri akıl almaz bir rahatlıkla “tek kale” oynamasının ve devamının da geleceğinin kabulü.
Yazıya gelen tepkilerden ikisi dikkatimi çekti.
Buraya alıyorum.


Kemal Büyükyüksel @KBuyukyuksel
5:36 PM · Aug 18, 2026 · 6.33K Views
1 Reply · 9 Reposts · 56 Likes
“Anonim” olan diğeri de şu:
“İnsanların ve muhalefetin anlayacağına dair umudum düşük. Aynı umut sarmalına Özgür Özel’i idolleştirerek, onun peşinde devam ediyorlar. Belki bütün umutlar tükense, durumum vehametini tam anlamıyla kavrayıp doğru yollarla gerçek mücadele başlar.”
Alacakaranlık böyle kalabilir, bir süre daha zifiriye dönmeyebilir, çünkü mevcut iktidar sisteminin tahkiminde en önemli yöntem, daima bir havucu bir yerlere sallamak. Yöntem hala verimli. Zifiri karanlık, tahkimat tamamlandığında gelecektir.
Her biri en az 35 yıldır “değişmesi teklif dahi edilemeyen” yaşlı patriyarkal liderler olarak kriz siyasetine ve kitlelere hükmeden üç liderin tanık olduğumuz sentezi, ülkedeki genç kuşakların geleceğini ve umutlarını çoktan tahrip etmiştir. Şimdi bu üçlü tepeden aşağı yönetim tarzına kendileri gibilerin katılmasını talep etmekte, Rusya tipi bir rejimi inşa etmektedir.
Bezginlik/bıkkınlık, zoka yutma eğilimini daima beslemiştir. Kandırılmamak için galiba en önemli başlangıç, hiçbir şeye umut beslememek.
Sıfırdan başlamak.
Tabula rasa.
