Dolar/TL49,69
0.07%
Euro/TL55,67
0.16%
Gram Altın6.406,09
1.31%
BIST 10011.116,99
0.92%
Brent Petrol$111,66
2.76%
Gümüş/Ons$53,96
1.90%
Gedik Yatırım
Yazarlar

“Süreç” ve “Sürünceme”: Gizli Bir “El” mi, Yoksa “Hiç Değişmeyen Devlet Aklı” mı Devrede?

Yavuz Baydar

Yavuz Baydar

24 Ekim 2026

“Süreç” ve “Sürünceme”: Gizli Bir “El” mi, Yoksa “Hiç Değişmeyen Devlet Aklı” mı Devrede?

Konumuzun başlığı, belki de, “bir arpa boyu yol.” “Süreç” diye adlandırılan ve gündemi uzun süre işgal eden gelişmelerin başlangıcı kimilerine göre MHP lideri Devlet Bahçeli’nin TBMM’de DEM milletvekilleriyle tokalaştığı 1 Ekim 2024 idi, ama iktidar cenahına göre esas başlama düdüğü ondan üç hafta sonra, 22 Ekim’de MHP grup toplantısında yaptığı konuşma oldu.

MHP’nin Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da son açıklamasında bu tarihi milat olarak alıyor.

Bunun sebebi belli, çünkü (1 Ekim 2024 TBMM açılışından hemen önce Başkan Erdoğan ile başbaşa görüşmüş olan) Bahçeli o konuşmada şu iki noktayı vurgulamıştı:

“Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin, TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, umut hakkının kullanımı ile ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.”

Konuşmada “şok unsuru, heyecan üretimi” olarak bunlar vardı, ama başlatılan sürecin ne “endgame”i, yani nihai hedefi konusunda bir ima yer aldı, ne de Kürtlerin kollektif kültürel/siyasi hakları konusunda bir kelime.

Aradan tam iki yıl geçti. İki hafta veya iki ay değil, tam iki yıl.

Ve PKK’nin tek taraflı fesih kararı ve simgesel silah yakma eyleminden başka ortada ne bir fol var ne de bir yumurta.

Bütün bu geçen zaman içinde toplum kesimlerindeki şüphe halen olduğu gibi ortada, ve — bu blog köşesi de dahil — çeşitli kesimlerden gelen serinkanlı eleştiriler de giderek haklı çıkmakta.

Tam da bu yüzden, şu günlerde PKK ve DEM kesimlerinden gelen müşteki tepkiler ile devlet cenahından gelen mükerrer açıklamalar yaşanan durağanlığı net bir şekilde teşhir etmekte.

Böylesi tıkanma veya hallerinde Türkiye’deki siyasi kesimlerin refleksi “meçhul bir fail” aramaya odaklanır.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın son açıklamaları bunun yeni bir örneği.

Diyor ki:

” Bakınız, barış ve demokratik toplum sürecinde gelinen aşamada karşılıklı atılması gereken adımlardan hep bahsedegeldik; doğası gereği, ritmi gereği, temposu gereği. Fakat farklı yaklaşımların bugün ve farklı değerlendirmelerin öne çıktığını görüyoruz.

22 Ekim 2024’te yapılan çağrıdan bugüne Sayın Öcalan‘ın içinde bulunduğu koşullarla ilgili değişiklikler, DEM Parti İmralı heyetinin yaptığı ziyaretlerle sınırlı. Peki ‘Bunlar ne zaman değiştirilecek?’ sorusuna sıklıkla muhatap kalan bir siyasi parti olarak soruyoruz biz de: Bu koşullar ne zaman değiştirilecek? Barış ve siyasallaşma kurulu ne zaman çalışmaya başlayacak?

Hangi el bekletiyor? Yani bizim göremediğimiz, bilmediğimiz, bu sürece uzanan bir el mi var? Böyle bir el mi devrede bugün?”

Doğan’ın açıklamasından birkaç gün önce, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum’un sözlerinden bir parçayı da bu çerçeveye yerleştirelim:

“Esas olan Öcalan’ın ve ona bağlı unsurların, Öcalan’ın devletle ve milletle bütünleşme perspektifine uygun şekilde ortaya koydukları iradedir […] Örneğin, beşinci kademede bile sadece tali bir rolü olan yasal bir yöneticinin etnik siyaset dili kullanıp ya da demagojik muhalefet kurarak, sonra da kendisini sürecin merkezinde tarif etmeye çalışmasının çok da bir önemi yoktur.’’

“İrade olarak güçlü gözüken örgüt yöneticilerinin sorunu ise kendilerine ilişkin ajandalarını Öcalan’ın özgürlüğü veya statüsü örtüsünün arkasına gizleyerek yapay bir tartışma çıkarma çabalarıdır […] ve kendilerine yönelik güvenilmezlik iddialarının güçlenmesine zemin oluşmaktadır.”

Uzunca demecinde Uçum, Öcalan’a “Umut Hakkı” tanınmayacağını da net bir dille ifade etmişti.

Ve eklemişti:

“Terörsüz Türkiye, bir diyalog sürecidir. Yeni Anayasa, bir müzakere sürecidir. Terörsüz Türkiye’nin gerektirdiği hukuksal süreçler de bu diyalog sürecinin unsurlarıdır. Demokrasinin ilerletilmesi ise müzakere sürecinin konusudur.

Esas olan Öcalan’ın ve ona bağlı unsurların, Öcalan’ın devletle ve milletle bütünleşme perspektifine uygun şekilde ortaya koydukları iradedir. Buna aykırı şekilde etnik siyaseti öne çıkararak hareket edenlerin hem irade olarak hem siyaset dili açısından etkisiz olduklarını ve bir sapma olarak değerlendirildiklerini görmek gerekir.”

Uçum ayrıca Bahçeli’nin 5 Mayıs’ta yaptığı konuşmaya da atıfta bulunmuştu:

“Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecine farklı manalar yüklemeye çalışanlar, bir an önce gerçekle yüzleşmelidir. Bilge lider Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, “Terörsüz Türkiye’ teslimiyet değildir. ‘Terörsüz Türkiye’ taviz değildir. ‘Terörsüz Türkiye’ terör örgütüyle pazarlık değildir. ‘Terörsüz Türkiye’ devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir.”

Bu açıklama ardından baştan beri “süreç”e vargüçleriyle destek verenler aniden şüpheye düşünce, beklendiği gibi, “Sayın Bahçeli”ye veya Başkan Erdoğan’a bizzat seslenmek yerine, bağımsız hareket ettiğini varsayarak, Uçum’u hedef aldılar.

Bir kısmına göre ise “devlet” içindeki bir fraksiyon süreci engellemek için gaza basmıştı.

Ayşegül Doğan’ın seslendiği nokta da bu düşünceden besleniyordu:

“Bir el devreye girmiş olabilir.”

Acaba öyle mi?

Tam bu noktada Doğan’a “dolaylı cevap” — uzun ve dolambaçlı bir metin yazmış da olsa — sol hareket içinde tecrübe ve yer sahibi Ertuğrul Kürkçü’den geldi.

Sözü ona bırakayım:

“Doğrusu burada Uçum’un da Erdoğan’dan bağımsız bir “norm dışı devlet”e mensubiyeti imasının çatışmayı çözmek bakımından bir işe yarayacağından kuşkuluyum. /…/ Erdoğan’ın kontrolündeki kurumların işlemlerini ondan bağımsız bir devlet gücüne atfetmek, ayrıca kanıtlanması gereken bir iddia.

O nedenle, Türkiye’de norm dışı uygulamaların varlığına ilişkin güçlü kanıtlarla, Erdoğan’ın dışında ve ona karşı çalışan ayrı bir “norm dışı devlet” bulunduğu iddiasını birbirinden ayırmak ve Uçum’un dar “geçiş süreci” anlayışının, devletin, var olmayan “üzerinde anlaşılmış demokratik çözüm programı”ndan bir sapma değil, Erdoğan ve Bahçeli’nin bugüne kadar ilan ettiği hedeflerle uyumlu bir siyasi-hukuki çerçeve olduğunu kabul etmek gerekir.

O halde, siyasetin alanına çıkmak, sürece rejimin kabulleri ötesinden bakmak ve siyaseti var olanın sınırlarının ötesine taşımak dışında anlamlı bir hedef olamayacağını da görmek gerekir.

Erdoğan, Bahçeli ve Uçum aynı takımdadır.”

Yani, demek istiyor ki Kürkçü, karşınıza muhatap aldığınız iktidar gücünü parçalı, mütereddit veya kendi içinde kavgalı bir yapı olarak görürseniz, yanılmış ve yanıltmış olursunuz.

“Süreç”in bu kadar sürüncemede kalması feraset sahibi olanlar açısından şaşırtıcı değil de, asıl ilginç olan DEM kesiminin bunca zamandır böyle “bile bile lades”e doğru sürüklenmiş olması.

Bunda da seçilmişlerin “iradesi”nin kademeli olarak iki “tek adam”a teslim edilmiş olmasının payı büyük:

Öcalan ve Bahçeli.

“Süreç” fesih ve silah bırakma ile sınırlı ise, ötesi yoksa, en azından ölümlerin olmaması açısından bakılınca hiçbir sorun yok. Tam tersine. Ama hala Kürt (ve azınlık) hakları bakımından canhıraş bir illüzyon üretilmekteyse, o zaman ortada bir sorun var.

Hala bu açıdan iyimserlik besleyen, “dur bakalım” diyenlere nispet, buraya Feti Yıldız’ın o yıldönümü vesilesiyle yayınladığı açıklamadan kritik bölümleri koyuyorum.

“22 Ekim tarihi siyasi hayatımızda bir milattır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın otoritesi, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin kararlı, tavizsiz liderliği, Cumhur İttifakı’nın kuvvetli iradesi ve devlet kurumlarının titiz çalışmalarıyla bugünlere gelindi.

“Terörsüz Türkiye “ vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır.”

Çatışmalı ortamların barış ve kardeşlik zeminine çekilmesinde dünyadaki örneklerinden farklı olarak gece -gündüz ilmik ilmik örülen “Devlet Bahçeli modeli” doğdu.

Devletin zamana ve şartlara göre değişen özel bir yapısı ile genel ve değişmeyen bir ruhu vardır. Değişmeyen bu ruh devlet aklıdır.“

Görüldüğü gibi, bu sözler ve tepkiler alt alta konduğunda, ortada bilinen anlamda bir diyalog veya müzakere olmadığı anlaşılmakta.

Anlaşılması gereken bir nokta da, yüz yılı aşkın süredir Türkiye’deki hakim devlet ve bürokrasi yapısının talepkar sosyal gruplarla ilişkilerinde uzlaşma veya taviz gibi kavramların namevcudiyeti, tek taraflı bir “irade icraatının” katı bir gelenek halinde sürüyor olması ve muhtemelen de olacağı.

Yavuz BAYDAR

Paylaş