'İnsanlığın geleceğini tehdit eden 17 risk: Yapay Zekâ ve İklim Krizi, Nükleer Savaş ile ilk sırada...'

Yavuz Baydar
11 Ekim 2026

Bilim insanlarından oluşan komisyon uyarıyor: Yerkürede insanın varoluşunda kritik eşik, 2100 yılı. Çok zaman kalmadı. Ama umutların tükenmesi için her unsur mevcut...
The Lancet Komisyonu’nun yeni raporu, 2100’e kadar insan sağlığını ve insanlığın varlığını tehdit edebilecek 17 temel riski belirliyor. Nükleer savaş ve yapay zekânın kötüye kullanılması, insanlığın yok oluşuna kadar uzanabilecek tehditler arasında gösteriliyor.
İklim krizi, salgınlar, antibiyotik direnci ve gelir eşitsizliği ise birbirini besleyen küresel tehlikeler olarak öne çıkıyor.
İnsanlığın geleceğini tehdit eden en büyük tehlikeler yalnızca savaşlar, salgın hastalıklar veya iklim değişikliği değil. Bilimsel ve teknolojik ilerlemenin kendisi de, yeterli önlem alınmadığında, insanlığın varlığını riske atabilecek sonuçlar doğurabilir.
Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet bünyesinde hazırlanan 21. Yüzyıl Küresel Sağlık Tehditleri Komisyonu’nun yeni raporu, önümüzdeki 75 yılın risklerini bu bütüncül yaklaşımla değerlendiriyor.
204 ülke ve bölgeyi kapsayan analizde yüzlerce olası tehdit incelenerek, 2025-2100 döneminde insan sağlığı üzerinde en ağır sonuçları yaratabilecek ve siyasi kararlarla etkileri azaltılabilecek 17 temel tehdit belirlendi.
Yaklaşık 30 uzmanın katkıda bulunduğu Komisyonun eş başkanlığını, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun eski yöneticisi Natalia Kanem ile Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nün (IHME) direktörü Christopher Murray yürüttü.
Raporun en çarpıcı bulgusu, insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikelerin birbirinden bağımsız olmadığı. Küresel sağlık, güvenlik, ekonomi, teknoloji ve çevre politikaları arasındaki bağlantılar göz ardı edildiğinde, bir alandaki kriz diğerlerini tetikleyerek çok daha büyük bir felakete dönüşebilir.
Ve Lancet işler kötü giderse insanlığın sonu 2100’de gelecektir, diyor.
Komisyon, insanlığın yok oluşuna kadar uzanabilecek potansiyel taşıyan iki tehdidi özellikle vurguluyor: nükleer çatışma ve yapay zekânın kötü niyetli kullanımı.
“Nükleer savaşın sonuçları, doğrudan patlamaların ve radyasyonun yol açacağı ölümlerle sınırlı kalmayabilir. Büyük çaplı bir nükleer çatışma, küresel iklimi etkileyerek tarımsal üretimi düşürebilir, gıda sistemlerini çökertebilir ve milyarlarca insanın yaşam koşullarını tehdit edebilir. Böyle bir senaryoda savaşın sonuçları, çatışmaya doğrudan katılmayan ülkelerde de hissedilecektir.”
Komisyonun hesaplamalarına göre nükleer savaş riskini azaltmaya yönelik etkili politikalar, 2100’e kadar tahminen 133 milyon ölümü ve 9,35 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybını önleyebilir.
Yapay zekâya ilişkin uyarı ise teknolojinin kendisinden çok, kötü niyetli kullanımına odaklanıyor. Güçlü yapay zekâ sistemlerinin biyolojik silah geliştirilmesi gibi amaçlarla kullanılabilmesi, mevcut güvenlik mekanizmalarının yetersiz kalması durumunda, küresel ölçekte sonuçlar doğurabilir.

Foto: David Nissen
Peki bu 17 risk nedir? Önce bunları görelim:
Yapay zekânın kötü niyetli kullanımı: Yapay zekânın biyolojik silah geliştirmek gibi amaçlarla kullanılması ve insanlığın varlığını tehdit edebilecek sonuçlar doğurması.
Nükleer çatışma: Kitlesel can kayıplarının yanı sıra nükleer kış, tarımsal üretimin çökmesi ve küresel kıtlık riski.
İklim krizi: Aşırı sıcaklar, kuraklık, gıda ve su güvensizliği ve iklim kaynaklı sağlık sorunlarının ağırlaşması.
Hava kirliliği: Solunum ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere erken ölümlere ve ciddi sağlık kayıplarına yol açması.
Antimikrobiyal direnç: Bakteri ve diğer mikroorganizmaların ilaçlara direnç kazanması sonucunda enfeksiyonların tedavisinin giderek zorlaşması.
Çocukluk çağında yetersiz beslenme: Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişiminin zarar görmesi, hastalık ve erken ölüm riskinin artması.
Konvansiyonel savaşlar: Nükleer silah kullanılmasa bile çatışmaların can kayıplarına, sağlık sistemlerinin çökmesine ve kitlesel yerinden edilmeye neden olması.
Sağlık alanındaki uluslararası kalkınma yardımlarının azalması: Özellikle düşük gelirli ülkelerde temel sağlık hizmetlerinin ve hastalıklarla mücadele kapasitesinin zayıflaması.
Aşırı alkollü içki tüketimi: Alkol kullanımına bağlı hastalıklar, bağımlılık, kazalar ve erken ölümler.
Yüksek tansiyon: Kalp hastalıkları, inme ve diğer ciddi sağlık sorunlarının başlıca nedenlerinden biri olması.
Gelir eşitsizliği: Sağlık hizmetlerine, eğitime, yeterli beslenmeye ve güvenli yaşam koşullarına erişimdeki farklılıkların büyümesi.
Düşük eğitim düzeyi: Sağlık sonuçlarının kötüleşmesi, sağlık okuryazarlığının sınırlanması ve kuşaklar boyunca sürebilen toplumsal eşitsizlikler.
Doğal yollarla ortaya çıkan pandemiler: Yeni bulaşıcı hastalıkların geniş coğrafyalara yayılması ve küresel sağlık sistemlerini zorlaması.
Obezite: Diyabet, kalp-damar hastalıkları ve diğer kronik hastalıkların yaygınlaşması.
Ruh sağlığının bozulması: Ruhsal hastalıkların bireylerin yaşam kalitesi, toplumsal ilişkileri ve genel sağlık üzerindeki etkilerinin artması.
Sigara kullanımı: Kanser, kalp-damar hastalıkları ve solunum yolu hastalıklarına bağlı ölümler.
Sağlıksız yaşlanma: Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte kronik hastalıkların, engelliliğin ve uzun süreli bakım ihtiyacının büyümesi.

Foto: David Nissen
Raporda krizi, insan sağlığını tehdit eden en önemli küresel sorunlardan biri olarak ele alınıyor. Aşırı sıcaklar, hava kirliliği, gıda ve su güvensizliği ile bulaşıcı hastalıkların yayılımındaki değişimler, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerinin yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.
Komisyonun senaryo analizine göre, küresel ısınmanın yaklaşık 1,8 dereceyle sınırlandırılması, sıcaklık artışının 4,4 dereceye ulaştığı bir senaryoyla karşılaştırıldığında, 1,89 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybını önleyebilir.
Bu hesaplama, aşırı sıcaklar ve hava kirliliği gibi ölçülebilen doğrudan etkileri kapsıyor. Yerinden edilme, kuraklık ve ruh sağlığı üzerindeki etkiler gibi daha zor ölçülebilen sonuçlar ise tahminin dışında bırakılıyor. Dolayısıyla iklim krizinin toplam sağlık maliyeti daha yüksek olabilir.
Buradaki temel mesele, iklim değişikliğinin gelecekte ortaya çıkabilecek uzak bir tehlike olmaması. Etkileri bugün hissedilen bir krizden söz ediyoruz. Önümüzdeki on yıllarda alınacak kararlar, bu zararın ne ölçüde büyüyeceğini belirleyecek.
Komisyonun belirlediği 17 tehdit arasında doğal kaynaklı pandemiler ve antimikrobiyal direnç de bulunuyor.
Antimikrobiyal direnç, bakterilerin ve diğer mikroorganizmaların enfeksiyonları tedavi etmekte kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirmesi anlamına geliyor. Antibiyotiklerin etkisizleşmesi, sıradan enfeksiyonların tedavisini zorlaştırırken cerrahi müdahalelerden kanser tedavilerine kadar modern tıbbın birçok alanını da riske atabilir.
COVID-19 pandemisi, bulaşıcı hastalıkların yalnızca sağlık sistemlerini değil, ekonomileri, eğitim sistemlerini ve uluslararası hareketliliği de nasıl etkileyebildiğini gösterdi. Yeni bir pandeminin ortaya çıkması, özellikle hazırlıksız ülkelerde benzer sorunları yeniden yaratabilir.
Raporun yaklaşımı, bu tehditleri yalnızca hastanelerin veya sağlık bakanlıklarının sorumluluğu olarak görmüyor. Erken uyarı sistemleri, araştırma kapasitesi, aşı ve ilaç geliştirme, uluslararası veri paylaşımı ve sağlık altyapısının dayanıklılığı, ortak bir hazırlık stratejisinin parçaları olarak ele alınıyor.
Raporun önemli bir başka yönü, sağlık tehditlerini yalnızca hastalıklar ve çevresel tehlikelerle sınırlamaması.
Gelir eşitsizliği, düşük eğitim düzeyi ve sağlık alanındaki uluslararası kalkınma yardımlarının azalması da belirlenen 17 tehdit arasında yer alıyor. Çocukluk çağı yetersiz beslenmesi, obezite, yüksek tansiyon, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, ruh sağlığı sorunları ve sağlıksız yaşlanma da aynı çerçevede değerlendiriliyor.
Gelir düzeyi düşük insanlar çoğu zaman sağlık hizmetlerine daha sınırlı erişebiliyor; hava kirliliği ve iklim krizinin etkilerine karşı daha savunmasız koşullarda yaşıyor. Savaşlar ve ekonomik krizler de bu kırılganlığı artırıyor.
Dolayısıyla aynı küresel tehdit, farklı ülkelerde ve toplum kesimlerinde aynı sonuçları doğurmuyor. Kaynakları sınırlı ülkeler ve dışlanmış topluluklar, risklerin yükünü orantısız biçimde taşıyabiliyor.
Komisyonun değerlendirmesine göre, 17 tehdidin toplam etkisi önlem alınmaması halinde onlarca milyar sağlıklı yaşam yılının kaybedilmesine yol açabilir. Bu tahmin, tek bir felaketin sonucunu değil, farklı risklerin uzun vadede yaratabileceği sağlık kayıplarını ifade ediyor.
Rapor, tehditleri belirlemekle yetinmiyor; hükümetlere, uluslararası kuruluşlara ve finansman sağlayıcılara üç temel öneri sunuyor.
Birincisi, sağlık sistemleri krizlere hazırlıklı hale getirilmeli. Bunun için yalnızca hastanelere değil, erken uyarı sistemlerine, eğitimli sağlık çalışanlarına, laboratuvarlara, güvenilir verilere ve sağlam tedarik zincirlerine de yatırım yapılmalı. Finansman, her krizden sonra geçici olarak artırılan bütçelere dayanmamalı; uzun vadeli ve sürdürülebilir olmalı.
İkincisi, mevcut araçların yetersiz kaldığı alanlarda bilimsel ve teknolojik yeniliklere daha fazla kaynak ayrılmalı. Yeni aşılar, antibiyotikler, obezite tedavileri ve iklim teknolojileri bu alanlar arasında. Ancak yeniliklerin geliştirilmesi kadar, güvenli biçimde yönetilmesi ve ihtiyaç duyan toplumların bunlara erişebilmesi de önemli.
Üçüncüsü, küresel tehditler düzenli olarak izlenmeli ve değerlendirmeler yeni bilimsel veriler ışığında güncellenmeli. Komisyon, bu amaçla 21. Yüzyıl Küresel Sağlık Tehditleri İzleme Mekanizması’nın oluşturulmasını öneriyor. Böylece ortaya çıkan yeni riskler, yalnızca sağlık kurumlarının değil, maliye, savunma ve güvenlik politikalarını belirleyen aktörlerin de gündemine girebilecek.
Raporun siyasi açıdan en önemli mesajı, hükümetlerin çoğunlukla kısa vadeli sorunlara ve ulusal çıkarlara odaklanırken uzun vadeli küresel riskleri ihmal etmesi.
Nükleer silahların yayılması, iklim değişikliği, salgınlara hazırlık ve yapay zekânın güvenliği, tek bir ülkenin sınırları içinde çözülebilecek sorunlar değil. Uluslararası işbirliğinin zayıflaması, bu tehditlerin önlenmesini daha da zorlaştırıyor.
Riskler birbirini besliyor, diyor rapor. Savaşlar sağlık altyapısını tahrip ediyor; ekonomik sıkıntılar koruyucu sağlık hizmetlerini zayıflatıyor; iklim krizi gıda güvensizliğini artırıyor; eşitsizlik ise toplumların krizlere karşı dayanıklılığını azaltıyor.
Komisyonun yaklaşımı bu nedenle geleneksel sağlık politikalarının ötesine geçiyor: İnsan sağlığını korumak, aynı zamanda barış, ekonomik istikrar, çevre politikası, eğitim ve teknolojik yönetişim alanlarında doğru kararlar almayı gerektiriyor.
Raporun temel uyarısı şu: 21. yüzyılın büyük felaketleri kaçınılmaz değil. Ancak önlenebilir olmaları, kendiliğinden önlenecekleri anlamına da gelmiyor.
İnsanlığın geleceği, bugünün hükümetlerinin riskleri ne kadar erken fark edeceğine ve önlemek için ne kadar kaynak ayıracağına bağlı.
Yavuz BAYDAR

