'CHP Erken Seçim için, DEM Yeni Anayasa İçin Hazır, Yeni Parti ise Tarihi Bir Açmazda...'

Yavuz Baydar
16 Ekim 2026

Derinleşen krize rağman AKP ve MHP imzalı kurguda bir aksama görünmüyor, erken seçim tarihi ile muhalif görünen kimi partiler arasında senkronizasyon dikkat çekici...
“Kiminle anlaştınız? Bu rakama kimle ulaşıyormuş?”
Böyle soruyor Yeni Parti lideri Özgür Özel.
Sorunun sebebi, Saray Hukuk Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un — “Terörsüz Türkiye” ve “Yeni Türkiye” süreçlerini ortak bir çerçeveye oturtan — son açıklamaları.
“Seçimin 2028 Mart veya Nisan'da yapılması büyük oranda netleşti” dedi Uçum, basın toplantısında. ““Terörsüz Türkiye” sürecinde ilerleme kaydedilmekteydi, MGK’nin gözetim ve onay takvimi işliyordu, “yıl sonuna kadar Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının açıklanmasının kuvvetle muhtemeldi” ve 2027'nin ilk yarısında bir sonuca ulaşılacaktı.
Diğer taraftan, bir “yeni anayasa” süreci de ilerliyordu. Uçum’a göre “1 Ekim itibarıyla yeni anayasa yapımı başlamıştı” ve “referandum şarttı”.
Malumunuz, Uçum, daha önce de 16 Nisan 2028’i işaret etmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde son kez aday olacağını söylemiş. “bu tarih Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişimizin referandum tarihidir. Sembolik anlamı vardır,” ifadelerini kullanmıştı.
Benzer yönde açıklamalar Adalet Bakanı ve HSK Başkanı Akın Gürlek tarafından da yapılmıştı. Ve yine hatırlayalım: Yeni anayasa tartışmaları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2025 yılı başlarında, yeni bir anayasa hazırlanması için 10 hukukçudan oluşan bir “parti ekibi” görevlendirdiği şeklindeki sözleriyle yeniden gündeme gelmişti.
Prof Serap Yazıcı’nın 23 Şubat 2025’te hayli görkemli bir törenle Gelecek Partisi’nden AKP’ye geçmesi ardından Haziran 2025’te —birkaç ay sonra — Anayasa Komisyonu başkanlığına seçilmesi de bu gelişmelerin ön emli bir parçası. Yazıcı’nın o 10 kişilik anayasa taslağı ekibinin başında olduğunu varsayabiliriz.
Dolayısıyla, Uçum’un son açıklamasında şaşılacak bir şey yok. İşler tıkır tıkır işliyor ve “İç Cephe” sloganı çerçevesinde yeni bir siyasi tablo yavaş yavaş şekilleniyor.
Murat Sevinç’in Diken’deki son yazısında son derece isabetli ifadesiyle:
“Temeli OHAL KHK’larıyla atılan, harcı 2017 anayasa değişikliğiyle karılan yeni rejim, her biri bir öncekinden cüretkâr hamlelerle ilerliyor. Bundan sonraki adımları tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.”

Özgür Özel de elbette gidişattan haberdar. Ama tepkisinde çelişkili bazı yönler var. Öncelikle, tüm kriz çalkantısına rağmen Özel’in proaktif pozisyondan geri çekilişinin ve Baykalvari bir reaktifliğe yönelişinin dikkat çekici olduğunu belirteyim.
Bu, sorgulanması gereken bir ricat hali. Taktik me strateji mi, yoksa sadece refleks mi, anlaşılmıyor. Özel’in “direniş hattında” kalmasının ilginç yanı —şimdilik de denebilir — YP’yi İYİP ile aynı zemine kayıdırıyor olması.
Ama mesele Uçum’un daha da netleştirdiği “2028 baharında erken seçim” konusunda karışıyor. Özel, 96 YP milletvekili adına “biz bu işte yokuz” derken, açık bir şekilde erken seçime gidilmesine karşı çıkmış oluyor.
Peki, yıllarca TV ekrtanlarından ve miting meydanlarından “hodri meydan, haydi sandığa” diyen kimdi? Hangi parti gün aşırı erken seçim istiyordu? Yoksa, YP artık “hemen sandık” pozisyonundan vaz mı geçti? Geçtiyse, bunu seçmenine anlatması şarttır.
YP bir dediğiyle ötekini yalanlamaya devam ederse, muhalefetin içine sürüklendiği derin açmazı simgelemeye devam eder.
Dönelim “yeni anayasa” işaretlerine. Mehmet Uçum’un son açıklamaları, DEM çevrelerinden gelen “eşit vatandaşlık ve anadilde eğitim olursa” parti olarak Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığının destekleneceği yönündeki ifadeleri izlemişti.
Gerçi DEM’den Sezai Temelli, “Önemli olan bugün için öncelikle sürecin sağlıklı ilerlemesidir. Arabayı atların önüne koymaya gerek yok” diye durumu toparlamaya çalıştı ama DEM’den Uçum’un açıklamalarına ve ardından patlak veren tartışmaya kurumsal olarak bir katkısı, netleştirmesi olmadı. Partideki şeffaflık sorunu sürmekte.
Bu da seçmenler kesimindeki kuşkuları beslemekte.
Özetle, takvim iktidarın öngördüğü şekilde işliyor. 2024’te tetiklenen siyaset mühendisliği projesinde belirgin bir aksama yok. Kılıçdaroğlu CHP’sinden 44 milletvekilinin çizgisi ve 11 bağımsızın “potansiyeli” AKP-MHP bloğu için erken seçim sayısı olan 360’ı şimdiden garantiliyor.
DEM’in erken seçim ve o seçim için en kritik boyutu oluşturması muhtemel “yeni anayasa” seferberliği konusundaki destek tavrı ise, iradesini “devrettiği” Öcalan’ın tercihine bağlı olacak.
Bu köşede defaklarca vurguladım ama tekrarlayayım:
Erdoğan ve Bahçeli’nin odaklandığı “İç Cephe” konseptinin özü bu tablodur ve “olmazsa olmaz”ı Erdoğan’ın bir dönem daha cumhurbaşkanlığının garantilenmesi ve mevcut iktidar yapısı ile yönetim sisteminin muhafaza edilmesidir.
Sorulması gereken nihai soru, sistem krizi her bakımdan tam bir karartma, ezme ve kapatmaya doğru giderken, kıskaca alınmış olan Özgür Özel ve YP’nin neden topluca Meclis’ten çekilmediğidir.
Yoksa parti iktidarla hala bir pazarlık olabileceği beklentisini mi taşıyor?
Yavuz BAYDAR

