Dolar/TL50,02
0.08%
Euro/TL56,23
0.53%
Gram Altın6.548,69
3.42%
BIST 10011.478,13
4.71%
Brent Petrol$94,63
8.66%
Gümüş/Ons$52,33
5.17%
Gedik Yatırım
Türkiye Siyaset Haber Analiz

ABD Ara Seçimi Ardından Trump–Erdoğan Hattı: “Şahsi” Diplomasinin Sınırları Çizildi

Yavuz Baydar

Yavuz Baydar

5 Kasım 2026

ABD Ara Seçimi Ardından Trump–Erdoğan Hattı: “Şahsi” Diplomasinin Sınırları Çizildi

Türkiye-ABD ilişkileri epeydir bıçak sırtında bir “aldım-verdim” manzarasını gözler önüne sermişti. Batı’da Erdoğan’ı kollayan tek lider olan Trump sert darbe aldı, ve...

3 Kasım tarihine kadar Türkiye - ABD ilişkileri sahada sadece iki kişinin “şahıslarına” indirgenmiş ve şeffaf olmayan bir “aldım-verdim” anlamında “transactionalist” ilişki şekillenmişti:

Başkan Trump ve onun ““Çetin cevizdir, onunla uğraşmaya gelmez, zordur. Dostum benim.” dediği Başkan Erdoğan.

Ara seçimlerin bu ilişkinin zaten zayıf olan enerjisine daha koyu bir gölge düşüreceği kesin. Bir başka deyişle Erdoğan’ın güvendiği neredeyse tek dağ vardı, onun yamaçlarına da çığ düştü.

Demokratların ara seçimlerde hem Temsilciler Meclisi’ni hem Senato’yu almasıyla denklem yeniden kurulacak Trump’ın Erdoğan’a verdiği sözlerin çoğu zaten askıdaydı, malum yandaş medyanın körüklediği bir “hediye paketiyke NATO zirvesine geliş” vardı, fos çıktı. O sözler şimdi Trump’ın kontrolünden çıkan Kongre’den çok daha sert koşullarda geçmek zorunda. O da geçerse. Ankara için şimdi asıl soru, ilişkinin bozulup bozulmayacağı değil, Trump’ın elinin ne kadar kısıtlanacağı.

Ankara’ya yakın çevrelerde ve bazı uzmanlarda ölçülü bir iyimserlik dikkat çekici.

Bu okumanın dört argümanı var:

  • Seçim sonucu Türkiye’nin savunma beklentilerini zorlaştırır ama ilerleme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz.

  • Demokratların Türkiye konusunda daha hassas olacağı kesin, ama pratikte bu hassasiyet açıklamaların ötesine geçmeyebilir.

  • Süreç tıkanmaz, yalnızca farklı bir müzakere trafiğine dönüşür. Kritik olan, dış ilişkiler komitelerinin başına gelecek isimlerdir.

  • Çözüm de burada: Ankara yalnızca Trump’a güvenmeyip komite başkanlarıyla doğrudan temas kurmalı.

Bu okumanın makul yanı, kapıların kapanmadığını söylemesi. Ama zayıf yanı, ne CAATSA yaptırımlarından ne de S-400 kilitlenmesinden bahsediyor olması ve Kongre’nin zaten elinde olan araçları hafife alması.

Trump’ın kalan iki yılı bir “topal ördek” (“lame duck”) dönemi, tökezleme dönemi olacak. Öncelikler değişecek. Böyle bir başkanın Erdoğan için harcayabileceği siyasi sermaye de azalıyor.

Az önce değindim: Temmuz ayında Ankara NATO Zirvesi’nde Trump, yaptırımların kaldırılabileceğini ve F-35 satışının da değerlendirilebileceğini söylemişti. Ama o sözlerin hayata geçmesi, elinde Cumhuriyetçi bir çoğunluk olduğu ve ara seçimlerin dengeyi değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyordu. O çoğunluk artık yok.

Türkiye karşıtı damar Kongre’de iki partide de zaten vardı. Şimdi komite başkanlıkları ve gündem belirleme yetkisi Demokratlara geçiyor. Trump’ın seçimden önce de kolay geçiremediği dosyalar, yani CAATSA, F-35 ve motor tedariki, artık çok daha dirençli bir meclisin önüne gidecek.

F-35 engeli bir başkanlık kararı değil, yasa. Beş uçağın teslimi için bile Kongre onayı gerekiyor. Bunun için Trump’ın Kongre’yi S-400’ün artık risk oluşturmadığına ikna etmesi gerekirdi. Bununla pek uğraşmadı. Yasa değişikliği yolu seçim sonrası dengelerle zaten iyice kapandı, tek gerçekçi çözüm S-400 mülkiyetinin sona ermesi.

CAATSA yaptırımlarında ise Trump’ın hareket alanı nispeten, biraz daha geniş. Bir görüşe göre ulusal güvenlik gerekçesiyle yaptırımları askıya alabilir. Ama bu adım da Kongre’nin tepkisini çekmeye aday.

KAAN’ın motor tedariki de Kongre denetimine açık. Eski büyükelçi Selim Kuneralp’e göre Trump yönetiminin askeri satışları Kongre’den geçirme siyasi kaldıracı azaldı ve bu KAAN’ın beklentilerini de zayıflatabilir. En iyi ihtimalle Kongre Trump’ın olası CAATSA ve F-35 girişimlerini yasal engeller, denetim kararlarıyla yavaşlatacak. Bunda İsrail ve Yunanistan lobilerinin etkisi de belirleyici olacak.

Demokrat çoğunluk Türkiye’deki hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı sorunlarını, siyasi mahpusların durumunu, insan hakları ihlallerini, medya özgürlüğü meselesini çok daha sık gündeme taşıyacak. Dinleme oturumları, mektuplar ve karar tasarıları bunun araçları. Bu baskının savunma satışlarına ve yaptırım kararlarına bağlanması, işin sembolik olmaktan çıkıp gerçek bir maliyete dönüşmesi demek.

Benim — “Türk’ün Türk’e propagandası” demeyeyim,— hayalperest ve yaranmacı bir iyimserlik olarak gördüğüm yorumlarda ciddiye alınacak bir nokta var: Kongre’nin tepkisi, evet, her zaman somut yasaya dönüşmeyebilir.

Ama, ki bu önemli bir “ama”, Ankara için asıl kayıp, şahsi ilişkinin Trump’ın kişisel iradesine artık bağlı kalamayacak olması. Bu irade artık tek başına yetmeyecek ve Trump’ın bundan sonraki tavrına bağlı olarak belki de “sırıtacak”, hatta daha sert eleştiri konusu olacak.

Gerçekçi tablo aslında şöyle: Yürütmenin, yani Trump’ın, tek başına sağladığı küçük kazanımlar sürer. Ticaret, siyasi jestler, Suriye ve Ukrayna’da koordinasyon… bunlar arasında. Ama F-35’e dönüş, CAATSA’nın tam kalkması ve KAAN motorları konusu yılları bulabilir, hatta gelecek ABD seçimlerine ve bir sonraki Washington tablosuna kalabilir. Ankara’nın NATO’daki konumu ve savunma sanayii pazarı pazarlık gücünü korur.

Ama bu kozlar Kongre’nin siyasi sertliğini aşmaya yetmeyebilir.

Türkiye’yi ABD ile ilişkilerinde kilitleyen inatlaşmanın arka planında yer alan yaptırım konusu ile “kapalı otokrasi”ye doğru kesintisiz ilerleyen süreçler devam ettiği ve “iyimserler” tarafından hafife alınmaya devam ettiği sürece, yeni Kongre’de “komite başkanlarıyla temaslar”ın yoğunlaşma önerisi de havada kalmaya mahkum.

Çünkü Ankara’nın bu temasta insan hakları ve hukuk devleti gündemiyle yüzleşmeden bir şey elde etmesi zor. Trump’ın “himayesi” ortadan kalkınca, Erdoğan yönetimi Washington’da yeniden kurumlarla yüzleşmek zorunda kalacak. Görüldüğü gibi Türkiye’nin son 13-14 yıllık hikayesinde dönüp dolaşıp aynı noktaya odaklanmak zorunda kalıyoruz. Ama şu kesin: 3 Kasım yeni bir dönemeç ve bundan sonrasını kestirmek hem güç hem de değil.

Peki, bu hengamede Türkiye-AB İlişkileri hakkında ne söylenebilir?

O da bir sonraki analizin konusu...

Yavuz BAYDAR

Paylaş