Dolar/TL49,84
0.06%
Euro/TL55,61
0.05%
Gram Altın6.465,15
0.35%
BIST 10011.165,44
0.13%
Brent Petrol$110,62
0.91%
Gümüş/Ons$52,77
1.68%
Gedik Yatırım
Gündem

Cumhuriyet'in 103. Yılı

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

29 Ekim 2026

Cumhuriyet'in 103. Yılı

Falih Rıfkı Atay, imparatorluğun son yıllarını yaşamış kuşağın hesabını şöyle yapar: "Hiçbirini kendi işlemediğimiz günahların acı ve ağır azaplarını biz çektik. Bugün ve yarın için faydalı dersler verebilecek ölüm kalım imtihanlarından geçtik. Maksadım, bugünün ve yarının gençlerine Osmanlı İmparatorluğu'nun batış ve dağılış yıllarının hikayelerini anlatmak ve onları Türkiye'nin geleceği üzerinde daha uyanık tutmaktan ibaret."

O günahın adı, bilim ve medeniyet trenini kaçırmaktı. Avrupa matbaayla, bilimle ve sanayiyle güçlenirken imparatorluğumuz yerinde saydı. Bu geri kalmışlığın bedeli 18. ve 19.yy'da yenilgi ve toprak kaybı olarak geldi; o bedeli yüzyıllarca yerinde sayanlar değil, sonraki genç kuşaklar ödedi. 1821'den 1922'ye, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, beş milyondan fazla Türk yurdundan sürüldü. Beş buçuk milyon Türk ise öldürüldü ya da sürgün yollarında açlığa ve salgına terk edilerek can verdi. Bu etnik temizliği bugün hiç kimse konuşmuyor. Oysa bu, Türk tarihinin belki de en büyük travmasıdır.

Elinde hiçbir şeyi kalmamış, yok olmakla yüz yüze gelmiş bir millet, Cumhuriyet ile bu enkazın içinden hür ve müstakil bir vatan çıkardı. Bugün o Cumhuriyet'in 103. yılını kutluyoruz. Daim olsun!

İmtiyazsız ve Sınıfsız

Cumhuriyet, imparatorluğun reayası ve tebaası yerine imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir millet tasavvur etti. Vaat ettiği, kanun önünde hiçbir zümreye ayrıcalık tanınmaması, herkesin eşit haklara sahip olması ve emeğin karşılığını almasıdır. Fırsat herkese eşittir; sonucu emek ve beceri belirler.

Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir. Arkasında aile serveti, tanıdığı ya da bağlı olduğu bir zümre veya cemaat olmayan yetenekli bir çocuğun önünü açan yegane şey, devletin sağladığı fırsat eşitliğidir. Atatürk'ün "kıvılcım olarak" Avrupa'ya gönderdiği ve "alev olarak" dönmelerini tembihlediği nice genç bursiyerden Sadi Irmak başbakan, İslamköy'de çobanlık yapan Süleyman Demirel cumhurbaşkanı, Savur'da okuma yazma bilmeyen bir annenin oğlu Aziz Sancar Nobel ödülü sahibi oldu. Bunları Cumhuriyet'in kurumları ve ilkeleri sağladı.

Bugün Cumhuriyet'in bu vaatlerini karşılamakta giderek yetersiz kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Kamu kaynağından verilen hibe, teşvik, kredi ve ihale liyakatle değil yakınlıkla dağıtıldığında devlet, yetenekli ancak kimsesiz çocuğun önünü açmayı bırakır ve tanıdığı olanı kayırmaya başlar. Ahbap çavuş usulü ile dağıtılan her kuruş, onu emeğiyle ve liyakatiyle hak edenin önünü keser. Böylece devlet, imtiyazlı zümreler yaratarak Osmanlı İmparatorluğu’nun düştüğü hataya düşer. Haksız kazanç bu yüzden gayrimillidir; milletin hakkının ve rızkının gaspıdır.

Bununla birlikte, Cumhuriyet tasarruflu ve tutumludur. Cumhuriyet'in devleti çok harcayan değil, yeterince ve yerinde harcayan; israf eden değil, emeği ve riski ödüllendiren devlettir. Vatandaşının çoğalmasını, üretmesini ve hür olmasını gözetir; Türk ailesini ve aile yapısını korur ve kollar. Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla makam ve unvan değil; daha fazla akıl, daha fazla liyakat ve daha işlevsel bir devlettir.

Kaynaşmış ve Çalışkan

Emeğin karşılığını bulduğu bir düzeni yalnızca devlet kuramaz; onu her vatandaş kendi işini en doğru biçimde yaparak ayakta ve diri tutmalıdır ayakta ve diri tutmalıdır. En basit görünen yanlış davranışlar birikerek büyür. Sokağa atılan çöp, eksik ve baştan savma yapılan iş ve büyük kurumsal beceriksizlik aynı kökten gelir; aralarındaki fark yalnızca ölçektir. Bunların her biri, büyük olsun küçük olsun, başkasının hakkına, inancımızın diliyle kul hakkına girmektir. İşini eksik yapan, aldığı ücretin bir kısmını hak etmeden alır.

Çocuklarımız bugün ekranlarda ve sosyal medyada en çok mafya dizilerinin kahramanlarını, bir koyup on almayı vaat edenleri ve emek göstermeden zengin olanları görüyor. Oysa bu ülkenin çocukları bilim insanını, girişimciyi, askeri, sporcuyu, öğretmeni ve işini iyi yapan herkesi görmeli; çalışmanın en büyük erdem olduğunu ve karşılığını bulduğunu kendi gözleriyle görmeli. Alın teri dökmeden kısa yoldan zengin olmak matah değildir.

Daha müreffeh bir geleceğe giden bir tek yol var, o da daha çok ve hep birlikte çalışmak. Bugün 15 yaşın üzerindeki her iki kişiden biri bile çalışmıyor; kadınlarda çalışanlar üçte birin altında. Yatanın yürüyene borcu vardır. Çalışabilen herkes çalışmalı, topluma net katkı sunmalı; devlet işvereni daha çok ve verimli istihdam için teşvik etmeli. Türkiye ancak böyle, hep birlikte çalışarak büyüyebilir.

Cumhuriyet'e ve Geleceğe İnanmak

Ben Türk milletine ve Türkiye'ye inanıyorum. Bu, kör bir inanç değildir; yanlışlara göz yummak, biat etmek ve kadere razı gelmek değildir. Ülkemin sorunlarını eleştireceğim, yanlışları yüksek sesle dile getireceğim; beğenmediğimi söyleyeceğim, daha iyisini talep edeceğim ve eğitimimin ve aklımın elverdiği ölçüde çözüm önerilerimle geleceğim.

Milletçe medeniyet ve refah yolunda gidecek çok yolumuz var. Bu, daimi bir hoşnutsuzluk ya da istemezükçülük değil; milletim, ailem ve kendim için hep daha iyisini istemektir. Atatürk'ün sözüyle, vatana borçlu olduğum fedakarlık derecelerini düşündükçe bugüne dek yapılanları pek değersiz buluyorum. İlerlemek için çalışacağım. Bunun için konuşacağım. Bunlar vatanperver her Türk vatandaşının en asli görevidir.

Çabam beyhude değildir, çünkü biliyorum ki kendi selameti ile saadetini, memleketin ve milletin selameti ile saadeti için feda edebilen vatan evlatları çoktur. Atatürk de görevini bu vatan evlatlarına devretti: "Türk milletine, Türk Cumhuriyeti'ne ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler, onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere tekrar ediniz." Ben bu sözü kendime şiar edindim.

Daha iyi bir Türkiye ancak birbirimizle konuşarak kurulur. Herkesin inancı ve düşüncesi kendinedir; farklı düşünenle kızmadan, gücenmeden, dogmalara saplanmadan, akıl ve saygı çerçevesinde konuşmak ortak geleceğimizi birlikte kurmanın yoludur. Meşveret, yani danışarak ve tartışarak hepimiz için daha iyisini bulmak, selametin tek yoludur.

Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun. Yolumuz uzun; yorulmak ve dinlenmek lüksümüz yok.

"Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar."

Mustafa Kemal Atatürk

Paylaş