Yeni Orta Vadeli Mali Plan Çerçevesinde Türkiye Ekonomisi

Mücteba Onurhan Özmumcu
7 Eylül 2026

6 Eylül 2026 tarihinde Resmî Gazete’nin 33362 sayılı mükerrer nüshasında yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Program (OVP), kamu maliyesinin çok yıllı çerçeve belgesi olarak hem bütçe sürecini başlatmakta hem de özel kesim için bir öngörülebilirlik çapası işlevi görmeyi vaat etmektedir.
Program, On İkinci Kalkınma Planı (2024–2028) hedefleriyle uyumlu biçimde makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesini, mali disiplinin sürdürülmesini ve orta vadede kalıcı fiyat istikrarının tesisini birinci öncelik olarak tanımlamaktadır.
Programın Makroekonomik Çerçevesi Ve Revizyonun Gerekçesi
2027–2029 OVP’si, bir önceki program döneminin varsayımlarının küresel ve bölgesel şoklarla geçersizleşmesi üzerine inşa edilmiştir. 2026 yılı büyüme tahmini %3,8’den %3,3’e, yılsonu tüketici enflasyonu tahmini %16’dan %28,4’e revize edilmiştir.
Tek haneli enflasyon hedefi 2027’den 2029’a (%9) ötelenmiştir. Büyüme patikası 2027’de %4,2, 2028’de %4,6 ve 2029’da %5 olarak kademeli yükseliş öngörmektedir.
İşsizlik oranı 2026’da %8,1’den program sonunda %7,6’ya inerse; dönem boyunca yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam hedeflenmektedir.
Dış denge tarafında 2026 cari işlemler açığı 47,5 milyar dolar ve GSYH’nin %2,6’sı olarak tahmin edilmektedir; 2029’da açık 35,5 milyar dolara ve oransal olarak %1,6’ya gerilemesi öngörülmektedir .
Mal ihracatı 2026’da 282 milyar dolardan 2029’da 316 milyar dolara çıkması ; mal ve hizmet ihracatının program sonunda 450 milyar dolara ulaşması hedeflenmektedir.
İthalat enerji faturası kaynaklı olarak 2026’da 387 milyar dolara yükselir.
Kişi başına gelirin 2026’da ilk kez 20 bin dolar eşiğini aşması, 2029’da 24.842 dolara çıkması öngörülmektedir.
Merkezî yönetim bütçe açığının GSYH’ye oranı 2026’da %3,1, dönem sonunda %2,8 olarak belirlenmiştir.
Sanayi büyümesi tahmini önceki programdaki %4,0’tan %2,3’e çekilmiştir.
Revizyonun resmi gerekçesi, Şubat 2026 sonunda ABD/İsrail–İran ekseninde tırmanan çatışmanın enerji ve emtia fiyatlarında yarattığı şok, ticaret ortaklarında büyümenin zayıflaması ve dezenflasyonun gerektirdiği sıkı finansal koşullardır.
Brent petrol varsayımı önceki programdaki 64,3 dolardan ortalama 89,3 dolara; küresel enflasyon tahmini %3,6’dan %4,7’ye çekilmiştir.
MENA bölgesinde 2026 büyümesi %-0,5 olarak öngörülmektedir. TCMB hesaplamasına göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkisi yaklaşık 7 puandır.
Bu çerçeve, potansiyelin üzerine çıkmayan, talep yönlü enflasyonist baskı üretmeyen ve verimlilik artışına dayalı bir büyüme kompozisyonunu esas almaktadır. 2026 ikinci çeyrek GSYH görünümü ve Ağustos imalat PMI’sinin 50 eşiğinin altında kalması, 2026 gerçekleşme tahminini destekler niteliktedir.
Geçmiş Politika Rejimleri Ve Önceki OVP’lerle Karşılaştırma
Yeni programın anlamı, ancak üç katmanlı bir tarihsel karşılaştırma ile kavranabilir: 2021–2023 heterodoks dönem, 2023 Haziran sonrası rasyonelleşme programı ve 2025 Eylül’ünde yayımlanan 2026–2028 OVP’si.
2021–2023 dönemi. Bu evrede düşük politika faizi, kur korumalı mevduat (KKM), yoğun döviz müdahalesi ve büyüme öncelikli bir duruş hâkimdi. Sonuç, hızlanan enflasyon, rezerv erimesi, CDS priminde 700 baz puanın üzerine çıkan sıçrama ve finansal dolarizasyon olmuştur.
Mayıs 2024’te yıllık enflasyon %75,5’e kadar yükseldi. Bu dönem, kısa vadeli büyümeyi uzun vadeli istikrara tercih eden zaman tutarsızlığının somut örneğidir.
Yeni OVP’nin “fiyat istikrarı birinci önceliktir” ifadesi, tam da bu dönemin maliyetine verilen geç cevap olarak okunmalıdır.
2023 Haziran sonrası program. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TCMB nezdinde faizlerin kademeli olarak %50 bandına çıkarılması, KKM’den çıkış, rezerv birikimi ve seçici kredi sıkılaştırması devreye girmiştir.
Politika faizi 2026 başında %37’ye indirilmiş ve bu düzeyde tutulmuştur. Kazanımlar ölçülebilirdir: KKM stoku sıfırlanmış, TL mevduat payı %61,5’e çıkmış, brüt rezervler 188,2 milyar dolar bandına yaklaşmış, CDS 200’lü seviyelere gerilemiştir.
Ancak programın enflasyon tarafındaki vaadi tekrar sapmıştır. 2024 yılsonu enflasyonu önceki OVP hedefinin üzerinde gerçekleşmiş; 2025 sonunda enflasyon %30,9 olmuş; 2026 için önce %20’nin altı, ardından 2026–2028 OVP’sinde %16 öngörülmüş, şimdi %28,4’e çıkarılmıştır.
2026–2028 OVP’si ile 2027–2029 OVP’si. Önceki belgede 2026 büyümesi %3,8, 2027 büyümesi %4,3, 2028 büyümesi %5 idi.
Enflasyon 2026’da %16, 2027’de %9, 2028’de %8 olarak yazılmıştır.
Cari açığın GSYH’ye oranı 2026 için %1,3; bütçe açığı %3,5; turizm geliri 68 milyar dolar; enerji ithalatı 63 milyar dolar; dış ticaret açığı 96 milyar dolardı.
Yeni belgede büyüme ve sanayi aşağı, enflasyon ve dış açık yukarı revize edilmiş; buna karşılık 2026 bütçe açığı tahmini %3,5’ten %3,1’e iyileştirilmiştir.
Tek haneli enflasyon iki yıl ötelenmiştir. Resmî söylem “çerçevenin değişmediği” yönündedir.
Analitik olarak bu doğru olmakla birlikte yetersizdir: çerçeve aynı kalmış, fakat çapanın sayısal inandırıcılığı zayıflamıştır.
Karşılaştırmanın özü şudur. 2021–2023 dönemi yanlış teşhis ve yanlış araç seti üretmiştir.
2023 sonrası dönem doğru teşhise döndü, fakat hedef tutturma disiplini zayıf kalmıştır.
2025 OVP’si jeopolitik şok varsayımını yeterince fiyatlamamıştır.
2026 OVP’si şoku kabul etmekle gerçekçiliğini artırdı; ancak aynı zamanda “hedefler sapınca takvim kaydırılır” pratğini pekiştirdi.
Reçetenin bu yüzden yalnızca yeni araç tek başına önermesi yetmemekte; geçmiş sapmanın tekrarını engelleyecek kural ve kurum tasarımı sunması gerekmektedir.
Maliye Politikası: Disiplin, Kompozisyon Ve Sürdürülebilirlik
Maliye politikası, 5018 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca OVP’nin bütçe sürecini başlatan işlevine yaslanmaktadır.
Temel yönelim, harcama etkinliğinin artırılması, vergi tabanının genişletilmesi ve kamu borç stokunun GSYH’ye oranının kontrol altında tutulmasıdır. AB tanımlı genel devlet borç stoku/GSYH oranı program döneminde kabaca %22–24 bandında tutulmaktadır.
Stok seviyesi birçok gelişmekte olan ülkeye kıyasla düşüktür; buna karşılık faiz yükü ve deprem kaynaklı harcama baskısı, faiz dışı dengenin önemini artırmaktadır.
Harcama tarafında tasarruf genelgesi disiplini, kamu yatırım programının rasyonelleştirilmesi, kamu ihale mevzuatının dijitalleşmesi, KÖİ projelerinin dengeli planlanması ve KİT yönetişiminin güçlendirilmesi öne çıkmaktadır.
Gelir tarafında kayıt dışılıkla mücadele, büyük veri ve yapay zekâ destekli risk analizi, doğrudan vergilerin payının artırılması, vergi harcamalarının gözden geçirilmesi ve sosyal güvenlik prim tabanının genişletilmesi öngörülmektedir.
Savunma ve tarım yatırımlarındaki artış, jeopolitik ve gıda güvenliği gerekçeleriyle meşrulaştırılmaktadır.
Geçmişle karşılaştırıldığında maliye politikasının göreli başarısı, para politikasından daha belirgindir. 2026 bütçe açığının önceki OVP’deki %3,5 varsayımından %3,1’e çekilmesi, savaş şokuna rağmen mali çerçevenin tamamen terk edilmediğini göstermektedir.
Bu, 2021–2023 dönemindeki genişlemeci duruştan nitel farktır. Ancak aynı dönemde faiz harcamalarının bütçe içindeki payının yükselmesi, sıkı para politikasının mali faturasını görünür kılmaktadır.
Geçmiş OVP’lerde tekrarlanan “kayıt dışılıkla mücadele” ve “vergi reformu” başlıklarının somut hasılat etkisinin sınırlı kalması, yeni belgedeki benzer ifadelerin temkinle okunmasını gerektirmektedir.
Teorik düzlemde üç tartışma öne çıkar.
Birincisi mali çarpanın yüksek enflasyon ve sıkı para ortamında düşük kalmasıdır.
İkincisi dışlama etkisidir: kamu borçlanma gereği özel kesimin finansman maliyetini yükseltecektir.
Üçüncüsü güvenilirlik hipotezidir. Güvenilir bir orta vadeli mali çapa özel yatırımı destekler; tekrarlanan sapma ise tam tersini üretecektir.
Para Politikası: Enflasyon Hedeflemesi, Duruş Ve Eşgüdüm
Para politikası, fiyat istikrarı temel amacıyla enflasyon hedeflemesi rejimine yaslanmaktadır.
Politika faizi 2026 yılı başından bu yana %37’de tutulmaktadır. Gecelik borçlanma ve borç verme koridoru da bu duruşla uyumludur. 10 Eylül 2026 PPK toplantısında faizlerin büyük ölçüde sabit bırakılması piyasa beklentisinin merkezindedir.
Kur rejimi dalgalı kur olarak tanımlanır. KKM stokunun sıfırlanması, 2023 öncesi rejimin en somut tasfiyesidir. Brüt rezervler Ağustos sonu itibarıyla yaklaşık 188,2 milyar dolardır; kompozisyonda altın payı yüksektir. Eşel mobil uygulaması enerji fiyat şoklarının iç fiyatlara geçişini kısmen sınırlamıştır. Makroihtiyati çerçevede YP kredi büyümesine sınırlama ve TL’ye geçiş teşvikleri sürdürülmektedir.
Taylor kuralı perspektifinden bakıldığında, yıllık enflasyonun Ağustos 2026’da %31,51 seviyesinde olması, %5 orta vadeli hedefle geniş bir açıklık bırakmaktadır.
Yeni Keynesyen Phillips eğrisi çerçevesinde atalet, geriye dönük fiyatlama ve hizmet enflasyonunun yapışkanlığı ile açıklanmaktadır.
Mundell–Fleming üçlemi açısından Türkiye, yüksek sermaye hareketliliği altında bağımsız para politikası ile dalgalı kur arasında denge aramaktadır.
Tarihsel karşılaştırma burada daha keskindir. 2021–2023 döneminde negatif reel faiz, kur şoku ve beklenti kopması birlikte işlemişti. 2023 sonrası dönemde pozitif reel faiz ve rezerv birikimi bu kopuşu durdurmuştur.
Ancak 2024–2026’da politika faizinin önce agresif yükseltilip sonra kademeli indirilmesi, enflasyon henüz tek haneye yaklaşmadan “normalleşme” beklentisini erken fiyatlamıştır.
Geçmiş döngülerin temel hatası, enflasyon düşer düşmez büyümeyi öne almak olmuştur.
Yeni OVP’nin 2027’de %4,2 büyümeyi ve aynı anda %21 enflasyonu birlikte yazması, bu gerilimin henüz çözülmediğini göstermektedir.
Beş yıllık Türkiye CDS primi 6 Eylül 2026 itibarıyla yaklaşık 206 baz puan civarındadır. 2022 zirvesinin ve 2023 baharının çok altındadır; 2026 ilkbaharındaki jeopolitik sıçramanın (320 baz puan üzeri) da gerisindedir.
Yine de “orta risk” bandındadır. 2023 sonrası programın en görünür başarısı risk primindeki bu gerilemedir. Kalıcı bir 150–180 baz puan bandı ise henüz teslim edilmemiştir.
USD/TL kuru 48,3 bandında işlem görmektedir. Kur politikası resmen dalgalı olmakla birlikte rezerv birikimi, makroihtiyati tedbirler ve TL’ye dönüş teşvikleri fiilî olarak aşırı değer kaybını sınırlamaktadır.
Bu, 2021–2023’teki örtük kur çapası ve rezerv yakma stratejisinden farklıdır. Risk, örtük istikrarın rekabet gücünü ve cari dengeyi tekrar zorlamasıdır.
İSO Türkiye İmalat PMI Ağustos 2026’da 48,1’e yükselerek üç ayın en yüksek seviyesine çıkmış, ancak 50 eşiğinin altında kalarak daralmanın sürdüğünü göstermiştir.
Yeni siparişler ve ihracat siparişleri gerilemeye devam etmiş; üretim üçüncü ay üst üste azalmış; istihdam ve satın alma faaliyetleri kısılmıştır.
Girdi maliyet enflasyonu yakıt, petrol ve hammadde kaynaklı hızlanmıştır. PMI’nın 50 altına yerleşik kalması, 2027’de %4,2 büyüme hedefine ulaşmanın sanayi tarafında henüz yeterli ivme taşımadığını göstermektedir.
Geçmişte büyüme çoğu kez inşaat ve iç talep ile taşınmıştı; yeni program net ihracat ve verimlilik vaat etmekte, fakat PMI henüz bu vaadi fiili olarak doğrulayamamaktadır.
Jeopolitik Riskler Ve Makroekonomik Aktarım Kanalları
2026 OVP’sinin en belirgin yeniliği, jeopolitik riskin dışsal bir dipnot olmaktan çıkıp temel varsayım setine girmesidir.
Şubat 2026 sonunda ABD/İsrail–İran çatışmasının tırmanması, enerji ve emtia piyasalarında oynaklığı artırmış, küresel ticaret ve yatırım kanallarını zayıflatmış, küresel dezenflasyon sürecini bozmuştur.
Aktarım üç ana kanaldan işler.
Enerji ve maliyet kanalı:
Türkiye net enerji ithalatçısıdır. Brent ortalamasının 89,3 dolara yükselmesi, enerji ithalat faturasını 63 milyar dolardan 71 milyar dolara çıkarır. Akaryakıt, nakliye, gübre ve ara malı fiyatları üzerinden maliyet enflasyonu üretir. TCMB’nin 7 puanlık savaş etkisi tahmini büyük ölçüde bu kanala aittir.
Finansal kanal:
Jeopolitik prim CDS’i, tahvil faizlerini ve döviz kurunu etkiler. 2026 ilkbaharında CDS’in 320 baz puan üzerine çıkması, ardından diplomatik yumuşama ve rezerv toparlanmasıyla 200’lü seviyelere gerilemesi, risk priminin şoklara duyarlılığını göstermektedir.
Ticaret, turizm ve reel sektör kanalı:
Dış ticaret açığı tahmini 96 milyar dolardan 105 milyar dolara; turizm geliri 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. MENA’da 2026 daralması bölge ihracatını baskılar. İmalat PMI’deki zayıflık kısmen bu belirsizlikle ilişkilidir.
Bu kanallara Rusya–Ukrayna savaşının uzaması, küresel korumacılık ve Avro Bölgesi büyümesinin %0,9’a gerilemesi eklenmektedir.
2025 OVP’sinin zayıf noktası, enerji fiyatını 64,3 dolar ve cari açığı %1,3 varsayarak jeopolitik kuyruğu yeterince şişirmemesiydi.
Yeni belge bu hatayı düzeltmektedir. Ancak 2027 toparlanma varsayımı, şokun geçici olduğu önkabulüne yeniden yaslanmaktadır.
Geçmiş programların tekrarlayan zaafı da buydu: olumsuz senaryoya göre hedefleme belirlense de , temel senaryo yine iyimser kalmaktadır.
COP31, Yeşil Dönüşüm Ve Orta Vadeli Mali Planın Kesişimi
COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya Expo alanında düzenlenecektir. Türkiye ev sahibi ve COP Başkanlığı’nı üstlenirken, müzakerelerin başkanlığını Avustralya yürütmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP Başkanı olarak atanmıştır. Konferansın 100 binin üzerinde ziyaretçi çekmesi beklenmektedir.
Türkiye’nin resmî anlatısı “uygulama COP’u”dur. Bonn’da açıklanan Eylem Gündemi sıfır atık, temiz enerji ve elektrifikasyon, gıda güvenliği, iklime dirençli kentler, okyanuslar, gençlik ve eğitim, dirençli sağlık sistemleri ve yeşil sanayileşme gibi öncelikleri kapsar.
OVP metni yeşil ve dijital dönüşümü büyüme stratejisinin parçası hâline getirmiştir: Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi, SKDM uyumu, yeşil taksonomi, yenilenebilir enerji ve depolama, döngüsel ekonomi ve adil geçiş.
Geçmiş OVP’lerde de yeşil dönüşüm başlığı vardı; fark, 2026’da ev sahipliğinin bu başlığı diplomasi ve finansman ile görünür kılmasıdır.
Risk, ev sahipliğinin iletişim kazanımına, ETS ve SKDM hazırlığının ise tekrar “sonraki programa” ertelenmesine dönüşmesidir. SKDM, AB pazarına ihracat yapan enerji yoğun sektörler için fiilî bir sınır vergisi işlevi görmektedir.
Gecikme, 2027–2029 ihracat hedefini doğrudan etkileyecektir.
İktisat Ve Maliye Teorileri Işığında Bütüncül Değerlendirme
Programın analitik omurgası, Yeni Keynesyen makroekonomi ile arz yönlü yapısalcılık arasında bir sentez arayışıdır.
Talep tarafında sıkı para, göreli mali disiplin ve beklenti yönetimi; arz tarafında TFP artışı, Ar-Ge, beşerî sermaye, yeşil-dijital dönüşüm ve işgücü piyasası reformu yer almaktadır.
Enflasyon hedeflemesi teorisi, sayısal hedefin beklentileri çıpalamasını öngörür. 2026 hedefinin 12 puan sapması ve tek hanenin iki yıl ötelenmesi, Barro–Gordon zaman tutarsızlığı sorununu yeniden gündeme getirmektedir . 2021–2023 dönemi bu sorunun uç örneğiydi; 2023 sonrası dönem sorunu yumuşattı, ancak ortadan kaldırmadı.
İkiz açık hipotezi 2026 görünümüyle uyumludur: bütçe açığı ve cari açık eşzamanlı genişler. 2027–2029 patikasında her iki açığın da daralması, iç tasarruf-yatırım dengesinin iyileşmesine bağlıdır.
Feldstein–Horioka ilişkisi bağlamında yurt içi tasarruflar yatırımı finanse etmezse büyüme yeniden dış finansmana yaslanmaktadır. Bu, 2010’ların sonu ile 2022–2023 arasında tekrarlanan örüntüdür.
Balassa–Samuelson etkisi, ticaret yapılabilir sektörlerde verimlilik artışının reel kuru değerli kılmasını öngörmektedir.
Verimlilik artışı sınırlı kaldığında rekabetçi kur ile dezenflasyon gerilim üretecektir. Geçmişte bu gerilim çoğu kez kurun örtük bastırılmasıyla yönetildi; sonuç rezerv kaybı olmuştur. Yeni rejim bunu tekrarlamamalıdır.
Porter hipotezinin zayıf biçimi, sıkı çevre düzenlemelerinin inovasyonu tetikleyebileceğini öne sürmektedir.
COP31 ancak ETS, taksonomi ve sektör yol haritaları yürürlüğe girerse bu hipotezi test edilebilir kılacaktır. Aksi hâlde zirve, geçmiş kalkınma planlarındaki “yeşil dönüşüm” paragraflarının diplomatik uzantısı olacaktır.
2027 Ve Sonrası İçin Politika Reçetesi
Reçete, geçmiş üç dönemin dersine göre yazılmalıdır.
2021–2023’ün dersi yanlış araç setinden dönmektir.
2023–2026’nın dersi doğru aracı erken gevşetmemektir
. 2025 OVP’sinin dersi olumsuz senaryoyu temel senaryoya gömmektir.
2026 OVP’sinin dersi ise hedef sapınca yalnızca takvim kaydırmanın çapa işlevini aşındırdığıdır.
1. Hedef sapmasına kural bağlamak. 2027 Yıllık Programı’nda enflasyon, bütçe açığı ve cari açık için ara üç aylık eşikler yayımlanmalıdır. Eşik aşılırsa otomatik tepki tarif edilmelidir: faiz indiriminin durması, yönetilen fiyatlarda ilave kısıt, harcama dondurma. Geçmiş programların zaafı, sapmanın yalnızca “revizyon” ile karşılanmasıydı.
2. Erken gevşeme döngüsünü kırmak. Politika faizi, yıllık enflasyon ve 12 ay sonrası beklentiler hedef patikaya kalıcı yaklaşmadan indirilmemelidir. 2024–2026’da enflasyon henüz %30 bandındayken normalleşme beklentisinin spekülasyonu, 2021 öncesi döngünün yumuşak tekrarıdır. 2027 büyüme hedefi, faiz indirimine endekslenmemelidir.
3. Mali çapayı yasal hale getirmek. Bütçe açığı/GSYH hedefine ek olarak faiz dışı denge, birincil harcama tavanı ve vergi harcaması envanteri yayımlanmalıdır. Deprem ve savunma harcamaları ayrı satırda gösterilmelidir. Geçmiş tasarruf genelgelerinin etkisi geçici olmuştur; kural yoksa disiplin seçim ve şok dönemlerinde çözülecektir.
4. Gelirler politikasını fiilen bağlamak. Kamu ücreti, asgari ücret ve yönetilen fiyatlar geçmiş enflasyona değil, hedef enflasyona endekslenmelidir. 2023 sonrası program bunu ilke olarak yazdı, pratikte kısmen uyguladı. Hizmet enflasyonu ataleti tam da bu boşluktan beslenmektedir.
5. Kayıt dışılık ve vergi yapısında ölçülebilir hasılat hedefi koymak. Önceki OVP’lerdeki genel niyet cümleleri yerine 2027–2029 için doğrudan vergi payı, kayıtlı istihdam ve vergi harcaması azaltımı için sayısal ara hedefler belirlenmelidir. Aksi hâlde mali alan yine dolaylı vergi ve enflasyon vergisine yaslanacaktır.
6. Dış dengeyi enerji ve verimlilik üzerinden onarmak. Cari açığın 2029’da %1,6’ya inmesi, turizm varsayımından çok enerji yoğunluğunun düşmesine, yenilenebilir-depolama kapasitesine ve orta-yüksek teknolojili ihracatın payına bağlıdır. 2026 revizyonu, enerji şokunun cari dengeyi ne kadar hızlı bozduğunu göstermiştir. Bu kez tampon önceden kurulmalıdır.
7. Sanayi ve PMI’yi büyüme hedefinin öncü koşulu yapmak. %4,2’lik 2027 büyümesi, imalat PMI’nin 50 üzerine kalıcı çıkışı olmadan iç talep ve inşaatla taşınırsa eski kompozisyon geri gelir. Seçici finansman (reeskont, yatırım kredisi) ihracat ve verimlilikle sınırlı kalmalı; tüketici kredi genişlemesi dezenflasyon tamamlanmadan açılmamalıdır.
8. COP31’i iletişim değil uygulama takvimi saymak. 2027 ilk çeyreğine kadar ETS’nin fiilen işlemesi, SKDM’ye sektör yol haritalarının tamamlanması ve yeşil taksonominin finansman araçlarına bağlanması gerekmektedir. Geçmiş planlardaki yeşil başlıklar çoğu kez uygulama takvimsiz kalmıştır. Aksi takdirde ev sahipliği bu kez tersine delil üretecektir.
9. Jeopolitik stres testini belgenin eki haline getirmek. Enerji fiyatı, Hürmüz, turizm, navlun ve ani duruş senaryoları bütçe ve rezerv planına resmi olarak yazılmalıdır. 2025 OVP’si tek iyimser senaryoya yaslanmış ve 12 puanlık enflasyon sapması üretmiştir. 2027 belgesi üç senaryolu yayımlanmalıdır.
10. Rezerv niteliğini ve CDS çıpasını hedefleştirmek. Brüt rezervin 188 milyar dolar olması tek başına güvence değildir. Asıl olan rezervin niteliğidir: döviz payının güçlenmesi, swap hariç net rezervin kalıcı yükselmesi ve CDS’in sayısal ara hedeflerle aşağı çekilmesidir. Bu üç göstergeye hedef konmazsa, 2023 sonrası birikim siyasi konjonktürde yeniden hızla eriyecektir.
11. İşgücü reformunu OVP retoriğinden çıkarmak. Güvenceli esneklik, mesleki eğitim-sanayi eşleşmesi ve kadın-genç istihdamı için 2027 yasama takvimi netleştirilmelidir. Önceki programlar istihdamı büyümeye bağlı bir artık değişken gibi yazdı; %7,6 işsizlik hedefi ancak beceri uyumuyla tutabilecektir.
12. İletişim rejimini değiştirmek. Hedef sapmasının gerekçesi “dış şok” ile sınırlı bırakılmamalıdır. İç politika gecikmeleri, endeksleme ve yönetilen fiyatlar ayrı satırda açıklanmalıdır. Çapa, yalnızca doğru teşhisle değil, sapmanın dürüst muhasebesiyle inşa edilebilecektir.
SONUÇ
2027–2029 Orta Vadeli Programı bir yön değişikliği değil, bir düzeltme belgesidir.
2026’daki jeopolitik ve emtia şokunu kabul etmekte, enflasyon hedefini ertelemekte, mali disiplini korumaya çalışmaktadır.
2021–2023 rejimine göre doğru taraftadır.
2023 sonrası programa göre aynı yoldadır; fakat hedef tutturma sicilini henüz onarmamaktadır . 2025 OVP’sine göre daha gerçekçidir. Buna karşılık tek haneyi 2027’den 2029’a kaydırarak çapa kaybını da resmîleştirmiştir.
Güçlü yanı inkârdan kaçınmasıdır. KKM’nin tasfiyesi, rezerv ve CDS’teki kısmi toparlanma ile COP31 üzerinden görünür kılınan yeşil-dijital gündem belgededir.
Zayıf yanı vaadin hâlâ varsayıma dayanmasıdır. 2026’daki büyük sapmanın ardından 2029 için %9 enflasyon ve %5 büyüme birlikte yazılmaktadır. İmalat PMI daralmadadır. Jeopolitik görünümün kendiliğinden düzeleceği varsayılmıştır.
2027’nin sınavı yeni bir slogan değildir.
Üç olmazsa olmaz uygulamalıdır:.
2021–2023 araç setine dönülmeyecek;
2024–2026’daki erken gevşeme tekrarlanmayacak;
2025 OVP’sindeki tek senaryolu iyimserlik terk edilecektir.
Bu üç kural kurumsallaşmazsa OVP orta vadeli plan olmaktan çıkacaktır. Geçmiş hatalar tekrarlanırsa her OVP , her Eylül yenilenen bir tahmin notuna inecek; politika çıpası olmaktan çıkacaktır.
