Fon Sektöründe Yeni Kurallar: Doğru Teşhis, Doğru Tedavi mi?

Halim Çun
31 Ağustos 2026

Serbest fonlara fren mi, fon sektöründe yeni bir dönemin başlangıcı mı?
Türkiye fon sektörü son birkaç yılda belki de tarihinin en hızlı büyüme dönemini yaşadı. Yönetilen varlıklar, yatırımcı sayısı, fon sayısı ve portföy yönetim şirketlerinin sayısı hızla arttı. Bu büyümenin en dikkat çekici taraflarından biri de serbest fonların, başlangıçta daha sınırlı ve nitelikli yatırımcıya yönelik bir ürün kategorisiyken zaman içinde sektörün ana ögelerinden biri haline gelmesi oldu.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun 28 Ağustos 2026 tarihinde Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'de yaptığı kapsamlı değişiklikleri bu arka plandan bağımsız okumamak gerekiyor. SPK'nın açıkladığı amaç yatırımcı haklarının korunması, piyasaların daha sağlıklı, şeffaf ve güvenilir işlemesi ve fon sektörünün hızlı büyümesinin daha güçlü bir kurumsal altyapıyla desteklenmesi.
Ben düzenlemenin genel yönüne ve arkasındaki kaygılara büyük ölçüde katılıyorum. Bu kadar hızlı büyüyen bir sektörün insan kaynağının, risk yönetiminin, araştırma kapasitesinin, işlem altyapısının ve kurumsal yönetişiminin de aynı hızda gelişmesi gerekiyor. Ancak düzenlemeyi yalnızca bir “serbest fonlara sıkılaştırma paketi” olarak okumak eksik olur. Serbest fonlar değişikliklerin en görünür ve tartışmalı bölümü; fakat Rehber'in yönü daha geniş. Fon yönetiminde sorumluluğun belirginleştirilmesi, risk yönetiminin yatırım kararına daha doğrudan bağlanması, repo ve para piyasası işlemlerinin daha güçlü teminat ve merkezi takas altyapısına çekilmesi, ortaklık paylarında blok ve ilişkili taraf işlemlerinin sınırlandırılması ve TEFAS'ta şeffaflığın artırılması birlikte düşünüldüğünde, esas olarak fon sektöründe ikinci nesil bir kurumsallaşma hamlesi görüyoruz.
Dolayısıyla burada temel soru “Bu düzenleme gerekli miydi?” değil. Büyük ölçüde gerekliydi. Asıl soru şu: Sektörün ve yatırımcıların son yıllarda karşı karşıya kaldığı sorunlara gerçekten cevap verecek mi ve bunu yaparken yeni darboğazlar yaratacak mı?
Hızlı büyümeden kurumsallaşmaya
Yeni Rehber'in dikkat çekici taraflarından biri fon yönetimini isimlerin izahnamede yer aldığı formal bir süreç olmaktan çıkarıp daha görünür bir sorumluluk zincirine bağlaması. Her fon için biri sorumlu olmak üzere en az iki portföy yöneticisi görevlendirilecek; bir portföy yöneticisinin görev alabileceği fon sayısı kademeli olarak önce 10'a, 2031'den itibaren yediye düşürülecek. Büyük pozisyonlarda yatırım kararının dayandığı araştırma ve analizlerin kayıt altına alınması ve belirli durumlarda genel müdür onayına sunulması da aynı yaklaşımın devamı.
Bence daha önemli ama daha az konuşulan değişiklik ise risk yönetimi ile yatırım yönetimi arasındaki bağın güçlendirilmesi. Stres testleri, standart yöntem ve riske maruz değer sonuçlarının yatırım kararlarında dikkate alınması zorunluluğu, risk yönetimini yatırım masasının dışında duran bir kontrol fonksiyonu olmaktan çıkarıp sürecin içine çekiyor.
Bu önemli. Çünkü fon yönetiminin kalitesi yalnızca “ne kadar getirdi?” sorusuyla ölçülemez. Bu getiri hangi analizle, hangi yoğunlaşmayla, ne kadar likidite ve karşı taraf riski alınarak üretildi? Kurumsal portföy yönetiminin asıl sorusu burada başlıyor.
Repo, ters repo ve para piyasası işlemlerindeki değişiklikleri de aynı çerçevede okumak lazım. Borsa dışı işlemlerde çerçeve sözleşme, saklayıcıya bildirim, teminat tamamlama mekanizmaları ve ilişkili taraf yoğunlaşmasına ilişkin yeni şartlar getiriliyor. Düzenlemenin yönü işlemleri ortadan kaldırmak değil; karşı taraf ve teminat riskini daha kontrollü ve merkezi bir altyapıya taşımak.
Ortaklık payı işlemleri de yalnızca serbest fon meselesi değil. Özel emir, Toptan Satışlar Pazarı ve borsa dışı pay devirlerine getirilen sınırlar, fonlar üzerinden yapılabilecek blok pay aktarımlarını daha kontrollü hale getiriyor. TEFAS tarafında ise serbest fonların portföy raporlama sıklığının haftalığa çekilmesi ve büyük yatırımcı eşiklerinin KAP'a taşınması, fonun yalnız performansını değil yatırımcı yoğunlaşmasını da daha görünür hale getiriyor.
Bu nedenle yeni Rehber'i yalnızca “serbest fonları dizginleme” olarak değil, hızlı büyümenin ardından sektörün kurumsallaşma aşamasına geçişi olarak okumayı daha doğru buluyorum.
Ama paketin en radikal ve tartışmaya açık bölümü yine de serbest fonlar.
Serbest fon olmanın bedeli yükseliyor
Yeni Rehber serbest fon rejimini ortadan kaldırmıyor. Serbest fonlar genel oransal yatırım sınırlamalarından büyük ölçüde muaf olmaya devam ediyor. Fakat bu serbestliğin çevresine portföy yoğunlaşması, fiili dolaşım, ilişkili ihraççı, grup riski ve işlem altyapısına ilişkin yeni koruma duvarları örülüyor.
En fazla dikkat çeken değişiklik, serbest fon sayısı ile gerçek yönetim kapasitesi arasında doğrudan ilişki kurulması. Bir PYŞ'nin kurucusu olduğu, özel fonlar dahil serbest fon sayısı artık istihdam ettiği portföy yöneticisi sayısını aşamayacak. Mevcut yapılar için 30 Haziran 2029'a kadar geçiş süresi var. Mesaj açık: yeni bir fon kurmak için artık yalnızca ticari talep ve ürün fikri yeterli olmayacak; o fonu yönetecek insan ve organizasyon kapasitesinin de bulunması gerekecek.
Benim daha önemli bulduğum düzenlemelerden biri ise 50 yatırımcı eşiği. TEFAS'ta işlem görmeyen ve unvanında “özel” ibaresi bulunmayan serbest fonlarda yatırımcı sayısı bir ay içinde 15 gün veya daha uzun süre 50 veya altında kalırsa fonun mevcut yapısıyla sürmesi zorlaşıyor. TEFAS'a girme, özel fona dönüşme, başka fonla birleşme veya tasfiye seçeneklerinden biri gündeme geliyor. Mevcut fonlarda kontrol 31 Aralık 2026'da başlıyor.
Bu hüküm bana düzenlemenin ruhunu iyi anlatıyor. SPK artık yalnızca “Fon mevzuata uygun mu?” diye bakmıyor; bir anlamda “Bu fon ekonomik olarak gerçek ve sürdürülebilir bir ürün mü?” sorusunu da gündeme getiriyor.
Türkiye'de gerçekten fazla sayıda serbest fon mu var?
Rakamlar burada ilginç bir hikâye anlatıyor. Aynı TSPB sınıflandırmasını kullanarak Menkul Kıymet Yatırım Fonları ile Serbest Yatırım Fonlarını karşılaştırdığımızda serbest fonların ağırlığının yeni bir olgu olmadığını görüyoruz.

2023–2025 satırları aynı TSPB sınıflandırmasıyla hazırlanmıştır. Ağustos 2026 satırı ise 29 Ağustos itibarıyla TEFAS’ta bakiyesi bulunan serbest fonlar üzerinden yapılan güncel sınıflandırma ile toplam yatırım fonu büyüklüğünden türetilmiştir..
Tablonun bana göre en çarpıcı tarafı serbest fonların yalnız bugün büyük olması değil. 2023 sonunda karşılaştırılabilir fon evreninin yaklaşık üçte ikisini oluşturuyorlardı; 2026 Ağustos sonunda da oran kabaca aynı yerde, %65–66 civarında. Arada 2024 sonunda yaşanan belirgin düşüşe rağmen serbest fonların fon mimarisindeki baskın konumu artık geçici bir piyasa hareketinden çok yapısal bir özellik gibi görünüyor.
Uluslararası karşılaştırma bu yapının ne kadar sıra dışı olduğunu daha iyi gösteriyor. ABD'de Temmuz 2026 itibarıyla mutual fund'ların toplam net varlıkları 32,85 trilyon dolar civarında ve 6.652 fon bulunuyor. Buna karşılık küresel hedge fund sektörünün yönettiği sermaye 2026'nın ikinci çeyreğinde yaklaşık 5,6 trilyon dolar. Başka bir ifadeyle dünyadaki hedge fund varlıklarının tamamı, yalnız ABD mutual fund sektörünün yaklaşık %17'si büyüklüğünde.
Elbette Türkiye'deki serbest fon ile ABD'deki hedge fund bire bir aynı ekonomik veya hukuki kategori değil. Zaten Türkiye verisinin içine girdiğimizde bunun nedenini daha iyi görüyoruz.
29 Ağustos 2026 itibarıyla bakiyesi bulunan fonlar üzerinden yaptığımız sınıflandırmada 1.273 serbest fon bulunuyor. Bunların yalnızca 383'ü TEFAS'ta işlem görürken 890'ı TEFAS dışında. Yani bakiyeli serbest fonların yaklaşık %70'i ortak dağıtım platformunun dışında. Ancak burada önemli bir ayrım var: bu 890 fonun tamamı yeni 50 yatırımcı testine doğrudan tabi değil; unvanında “özel” ibaresi bulunan fonların ayrıca ayrıştırılması gerekiyor.
Daha da dikkat çekici olan fonların yapısı. Serbest fonların 512'si döviz, 45'i para piyasası fonu. Bu iki kategori 557 fonla serbest fon sayısının yaklaşık %44'ünü oluşturuyor; büyüklükleri ise yaklaşık 4,38 trilyon TL, yani toplam serbest fon varlıklarının yaklaşık %68'i. Buna karşılık farklı hisse stratejileriyle yönetilen 289 hisse yoğun serbest fonun büyüklüğü yaklaşık 586 milyar TL; toplamın yalnızca %9'u civarında.

29 Ağustos 2026 itibarıyla bakiyesi bulunan serbest fonlar esas alınmıştır. “Diğer” grup toplamlar arasındaki farktan hesaplanmıştır.
Bu tablo tartışmanın çerçevesini değiştiriyor. Türkiye'deki serbest fon varlıklarının üçte ikisinden fazlası ekonomik işlev ve yönetim stratejisi bakımından klasik yatırım fonlarından bütünüyle kopuk ürünlerden oluşmuyor. Döviz serbest fonları ağırlıklı olarak döviz cinsi sabit getirili araçlara, Eurobond'lara ve benzeri varlıklara; para piyasası serbest fonları ise kısa vadeli ve likit enstrümanlara yatırım yapıyor. Hukuki rejimleri ve yatırım esneklikleri farklı olsa da yönetim pratiği açısından aradaki mesafe, “serbest fon” adının ilk anda düşündürdüğünden daha küçük.
Dolayısıyla ABD karşılaştırması bize Türkiye'deki serbest fon ağırlığının ne kadar sıra dışı olduğunu gösterirken, Türkiye verisinin içi bizdeki sorunun biraz farklı olduğunu söylüyor.
Türkiye'nin serbest fon problemi klasik anlamda çok fazla hedge fund'a sahip olması olmayabilir. Asıl mesele, oldukça konvansiyonel sayılabilecek yatırım stratejilerinin neden serbest fon hukuki formuna ihtiyaç duyduğudur.
2024'te kolaylaştırdık, 2026'da neden sıkılaştırıyoruz?
Bu soruyu ilginç hale getiren yakın geçmişteki politika değişimi. SPK, Mart 2024'te serbest fonların yalnızca nitelikli yatırımcılara satılması ve konvansiyonel fonlardan daha esnek bir yatırım rejimine tabi olması gerekçesiyle başvuru süreçlerini sadeleştirmişti. Üstelik bu karar alınırken serbest fonlar küçük bir niş değildi; 2023 sonunda karşılaştırılabilir fon evreninin %63,5'ini zaten oluşturuyordu.
Bu nedenle 2026'daki değişimi yalnızca “serbest fonların payı çok yükseldi” diye açıklamak yeterli görünmüyor. Nitekim 2024 kolaylaştırmasının hemen ardından serbest fonların AUM payı yükselmek yerine yıl sonunda yaklaşık %54'e geriledi; yeniden belirgin artış 2025'te başladı. Dolayısıyla “2024 kolaylaştırması bugünkü serbest fon büyüklüğünü yarattı” şeklinde doğrudan bir nedensellik kurmak doğru olmaz.
Ama fon arzı açısından başka bir etki mümkün. Zaten yatırım sınırları bakımından daha esnek olan bir ürünün kuruluş ve değişiklik süreçleri de kolaylaştırıldığında, yeni bir stratejiyi serbest fon çatısı altında çıkarmanın PYŞ açısından göreli cazibesi artmış olabilir.
Bence politika sorusu burada: 2024'te serbest fonların farklılığını kabul edip kuruluşunu kolaylaştıran düzenleyici, iki yıl sonra neden aynı kategorinin ürün sayısını, yatırımcı tabanını ve bazı yatırım davranışlarını daha güçlü biçimde kontrol etme ihtiyacı duydu?
Çok sayıda ekonomik ölçeğe ulaşmamış fon, yatırımcı ve portföy yoğunlaşmaları, düşük fiili dolaşımlı hisselerde pozisyon birikimi, insan kaynağının ürün sayısındaki artışa yetişememesi ve serbest fon yapısının başlangıçtaki amacının ötesinde çok farklı ürünler için kullanılmaya başlaması bu değişimin arkasındaki olası nedenler.
Para piyasası fonları bize ne anlatıyor?
Serbest fonların neden büyüdüğünü anlamak açısından 2025 para piyasası fonları iyi bir örnek oldu. Para piyasası fonlarındaki toplam mevduat/katılma hesabı için %50, klasik PPF'lerde tek banka için %6 ve katılım PPF'lerinde %20 sınırları yeni değil. Yeni metin, kamu kâğıdı bileşeninin kapsamını genişletirken daha önemlisi unvanında “para piyasası” veya “kısa vadeli” ibaresi bulunan serbest fonları da 4.9'daki yatırım sınırlamalarına tabi hale getiriyor. Genel uyum tarihi 31 Mart 2027.
2025'te klasik para piyasası fonlarının portföylerindeki kamu kâğıtları faiz şokundan etkilenince kısa sürede büyük çıkışlar yaşandı. Yılın tamamında klasik para piyasası fonlarından 290 milyar TL net çıkış, serbest para piyasası fonlarına ise 360 milyar TL net giriş gerçekleşti. TSPB de bu ayrışmanın yatırımcıların daha esnek serbest para piyasası fonlarına yönelmiş olabileceğine işaret etti.
Yatırımcı burada oldukça rasyonel davranmış olabilir: benzer likidite ihtiyacını mevzuatın daha esnek bıraktığı ürün üzerinden karşılamaya yöneldi. Bu örnek bize önemli bir şey söylüyor. Serbest fonların büyümesini yalnızca “yüksek risk alma” veya “düzenleme arbitrajı” olarak görmek fazla kolaycı olabilir. Bazen mevzuat, ekonomik olarak yakın iki üründen birini daha avantajlı hale getirir ve piyasa da buna cevap verir.
Bugün döviz ve para piyasası serbest fonlarının toplam serbest fon varlıklarının yaklaşık %68'ini taşıyor olması, bunun marjinal bir sorun olmadığını gösteriyor.
Belki sorun serbest fonlar değil, fon mimarisidir
Serbest fon rejiminin sunduğu esneklik zaman içinde bazı alanlarda düzenleme arbitrajına dönüşmüş olabilir. Eğer esas problem buysa yeni sınırlamaların önemli bölümü doğru hedefe yöneliyor. Ancak başka bir ihtimali de ciddiye almak gerekiyor: konvansiyonel fon rejimi yeni ürün ve strateji geliştirmek açısından yeterince esnek değilse, sektör doğal olarak serbest fon çatısına yönelmiş olabilir.
Muhtemelen gerçekte her iki mekanizma birlikte çalışıyor. Fakat ikinci mekanizmanın payı yüksekse serbest fonların olağanüstü büyümesi hastalığın kendisi değil, daha derindeki bir fon mimarisi probleminin belirtisi.
Türkiye'de serbest fon zaman içinde yalnız alternatif veya hedge-fund benzeri stratejilerin hukuki formu olmaktan çıkıp, yeni ürün geliştirmenin en kullanışlı hukuki formlarından birine dönüşmüş olabilir. O zaman soruyu tersinden de sormamız gerekiyor:
Türkiye'de serbest fonların sayısı mı fazla, yoksa konvansiyonel fonların payı mı gereğinden az?
Peki yeni düzenleme amacına ulaşacak mı?
Cevabım: Bazı alanlarda evet, fakat tek başına yeterli değil.
Fon enflasyonu konusunda hedef ve sonuçları belli gibi. Serbest fon sayısının portföy yöneticisi sayısıyla ilişkilendirilmesi ve TEFAS dışındaki, özel olmayan küçük yatırımcı tabanlı fonlara 50 yatırımcı testi getirilmesi ekonomik anlamını yitirmiş ürünlerin bir bölümünü birleşmeye, TEFAS'a geçmeye veya kapanmaya zorlayabilir.
Risk yönetimi ve kurumsal sorumluluk konusunda da teşhis doğru. Her fonun üzerinde gerçek portföy yöneticilerinin bulunması, yönetici başına fon sayısının sınırlanması, büyük pozisyonların araştırmaya dayandırılması ve risk yönetimi biriminin yatırım kararına daha doğrudan bağlanması sektörün genel kalitesini artırabilir.
Yoğunlaşma konusunda müdahale daha hedefli. Özellikle düşük fiili dolaşımlı hisselerde fonların önemli paylar toplaması, ilişkili ihraççılar ve aynı kurucu/yönetici altındaki fonların toplam pozisyonları açısından yeni limitler getiriliyor. Özel emir/TSP ve borsa dışı işlemlere ilişkin sınırlar da yalnız serbest fonları değil daha geniş fon evrenini ve büyük ortakların fonlar üzerinden gerçekleştirebileceği blok işlemleri etkiliyor. Repo, para piyasası ve teminat altyapısının daha kontrollü bir yapıya çekilmesi ise yatırımcı tarafından pek görünmese de sistemik risk açısından önemli.
Bu açılardan Rehber'in son yıllarda ortaya çıkan gerçek problemlerin önemli bir kısmına cevap verdiğini düşünüyorum. Ama düzenlemenin sınırı da burada başlıyor.
Yan etkileri de olacak
İlk mesele insan kaynağı. Fon sayısını portföy yöneticisi sayısına bağlamak doğru; fakat Türkiye'de deneyimli ve lisanslı portföy yöneticisi arzı kısa vadede sınırlı. Regülasyon bir anda ilave talep yarattığında ilk sonuç her zaman daha kaliteli fon yönetimi olmayabilir. Ücret enflasyonu, transfer yarışı ve yeterli tecrübeyi edinmeden portföy yöneticiliğine yükseltilen çalışanlar da görebiliriz. Bu nedenle analist–yardımcı portföy yöneticisi–portföy yöneticisi şeklinde işleyen gerçek bir yetiştirme hattına ihtiyaç var.
İkinci mesele sermaye. Daha güçlü PYŞ bilançoları operasyonel güvenlik açısından yararlı; ancak portföy yönetimi bankacılık değildir, fon malvarlığı PYŞ bilançosundan ayrıdır. Dolayısıyla daha yüksek sermaye ile daha iyi yatırım yönetimi arasında doğrusal bir ilişki kurmamak gerekir. Yüksek sermaye bariyerleri bağımsız butiklerin aleyhine, banka ve büyük holding gruplarının lehine çalışabilir. Sektör daha güvenli hale gelirken daha konsantre de olabilir.
Üçüncü risk ürün inovasyonu. Ekonomik ölçeğe ulaşamayan fonların kapanması veya birleşmesi sağlıklı. Ama başarılı yatırım ekiplerinin yeni stratejiler deneme kapasitesi gereğinden fazla düşerse rasyonalizasyon ile inovasyon kaybı arasındaki çizgi aşılır.
Bir başka olası yan etki ise doğrudan Borsa İstanbul'u ilgilendiriyor. Yeni 4.3 düzenlemesinde BIST 30 payları serbest fonlara getirilen bazı yoğunlaşma ve fiili dolaşım sınırlamalarının hesabının dışında tutuluyor. Özel emir/TSP düzenlemelerinde de BIST 30 için önemli istisnalar var.
Bunun piyasa açısından anlaşılır bir nedeni var: büyük, likit ve yüksek fiili dolaşımlı şirketlerde aynı konsantrasyon ve likidite riski bulunmuyor. Fakat düzenlemenin doğal bir ikinci tur etkisi olabilir. BIST 30 dışındaki düşük fiili dolaşımlı ve fon sahipliğinin yüksek olduğu hisselerde yeni pozisyon alma kapasitesi azalırken, büyük ve likit BIST 30 hisselerinin göreli cazibesi artabilir. Burada da Borsa İstanbul’a büyük görev düşüyor: Endeks(lere) girme kriterlerini yeniden düzenleyerek bu alanda hem yerli hem de yabancı yatırımcılara daha fazla güven telkin etmek.
Bu piyasa kalitesi açısından bütünüyle olumsuz değil; hatta fonları daha likit şirketlere yönlendirmek düzenlemenin doğal sonuçlarından biri olarak görülebilir. Ancak başka bir yoğunlaşma biçimini de beraberinde getirebilir: aktif fon portföylerinin giderek aynı büyük hisselerde kümelenmesi. Bir başka ifadeyle SPK düşük fiili dolaşımlı hisselerdeki konsantrasyonu azaltırken, BIST 30 hisselerine göreli bir “regülasyon primi” yaratabilir. Bunun boyutunu bugünden bilmek mümkün değil; ama düzenlemenin etkisini yalnız hangi hisselerden çıkış olacağıyla değil, fon talebinin hangi hisselere kayacağıyla da izlemek gerekir.
Son mesele yatırımcı davranışı. Düzenleme yatırımcıyı koruyan çok sayıda hüküm getiriyor ama yatırımcının neden serbest fonlara yöneldiği sorusuna tek başına cevap vermiyor. Para piyasası fonlarında gördüğümüz gibi, mevzuat benzer ürünler arasında yapısal avantaj yaratıyorsa yatırımcı da PYŞ de buna cevap verir.
Dolayısıyla düzenlemenin başarısını serbest fon sayısının düşmesiyle ölçmek yanlış olur. Bugünkü 1.273 serbest fon sayısının birkaç yıl sonra örneğin 800'e düşmesi tek başına başarı değildir. Aynı stratejiler yalnızca daha az sayıda büyük fon altında devam ediyorsa, ürün sayısını azaltmış fakat fon sektörünün temel mimarisini değiştirmemiş oluruz.
Doğru teşhis, doğru tedavi mi?
28 Ağustos Rehber değişikliklerinin birçok doğru teşhise doğru araçlarla cevap verdiğini düşünüyorum. Fon yönetiminin gerçek insan kaynağıyla ilişkilendirilmesi, yatırım kararlarının daha fazla belgelenmesi, risk yönetiminin yatırım sürecine bağlanması, likidite ve karşı taraf riskinin daha kontrollü hale getirilmesi, blok ve ilişkili işlemlerin sınırlandırılması, düşük fiili dolaşımlı hisselerde yoğunlaşmanın azaltılması ve yatırımcı şeffaflığının güçlendirilmesi sektörün ihtiyaç duyduğu kurumsallaşma adımları.
Bu nedenle düzenlemeyi yalnızca “serbest fonlara fren” olarak tanımlamak haksızlık olur. Bana göre daha doğru tanım, Türkiye fon sektörünün hızlı büyüme döneminden ikinci nesil kurumsallaşma dönemine geçişi.
Fakat bunun yeterli olup olmadığı konusunda daha temkinliyim.
ABD'deki mutual fund–hedge fund dağılımına baktığımızda Türkiye'deki serbest fon ağırlığı olağanüstü görünüyor. Ancak rakamların içine girdiğimizde bizdeki sorunun biraz farklı olduğu ortaya çıkıyor. Bakiyeli 1.273 serbest fonun 557'si yalnız döviz ve para piyasası fonlarından oluşuyor ve bu iki kategori yaklaşık 4,38 trilyon TL ile bütün serbest fon varlıklarının %68'ini taşıyor. Buna karşılık farklı hisse stratejileriyle yönetilen 289 hisse yoğun serbest fonun büyüklüğü 586 milyar TL, toplamın yaklaşık %9'u.
Türkiye'nin serbest fon problemi çok fazla hedge fund'a sahip olması değil; oldukça konvansiyonel sayılabilecek yatırım stratejilerinin neden serbest fon hukuki formuna ihtiyaç duyduğudur.
Yeni Rehber bunun sonuçlarına ciddi biçimde müdahale ediyor. Ama nedenini henüz tamamen ortadan kaldırmıyor.
Bu nedenle reformun ikinci ayağının konvansiyonel yatırım fonu rejimini de ele alması gerektiğini düşünüyorum. Serbest fonların çevresine daha güçlü koruma duvarları örerken normal fonların ürün geliştirme ve yatırım stratejisi esnekliğini artırmazsak, birkaç yıl sonra aynı yapısal problemi farklı bir biçimde yeniden tartışabiliriz.
Sonuçta mesele daha fazla veya daha az regülasyon değil; doğru riski, doğru araçla ve doğru dozda düzenlemek.
Türkiye fon sektörünün ihtiyacı risk almayan fonlar yaratmak değil; aldığı riski anlayan, ölçen, yöneten, yatırımcısına açıkça anlatan ve gerektiğinde bunun hesabını verebilen portföy yönetim kurumları yaratmak.
28 Ağustos düzenlemesinin gerçek başarısını da kaç fonun kapandığıyla değil; birkaç yıl sonra daha kurumsal bir portföy yönetimi sektörü, daha sağlıklı çalışan bir piyasa ve gerçekten daha iyi korunan bir yatırımcı yaratıp yaratmadığıyla ölçmeliyiz.
