Bir Fonun Getirisine Bakmak Yetmez

Halim Çun
14 Ağustos 2026
SA Fund örneğinden Türkiye fon yatırımcısına bazı dersler
2026'nın ilk yarısında %439 getiri sağlayan bir fon düşünün. Birçok yatırımcının ilk refleksi muhtemelen, “Bu fonu kim yönetiyor ve ben nasıl yatırım yapabilirim?” olurdu.
Fonun adı Situational Awareness (SA) Fund. Biraz çelişkli olarak ismi”Durumsal Farkındalık” anlamına gelen şık bir isim, ama anlaşılan bazı gelişmelerin farkına varılmamış! Yöneticisi, eski OpenAI araştırmacısı 25 yaşındaki Leopold Aschenbrenner. Aschenbrenner'ın çok güçlü bir yatırım tezi vardı: Yapay zekâ dünyayı beklenenden çok daha hızlı değiştirecek ve bundan en fazla AI altyapısını sağlayan şirketler yararlanacaktı. Fon bu görüş üzerine büyük ve yoğun pozisyonlar aldı; üstelik bunu yüksek kaldıraçla yaptı.
Sonuç gerçekten olağanüstüydü. Fon, 2026'nın ilk altı ayında %439 kazandırdı. Sonra temmuz geldi. AI ve özellikle yarı iletken hisselerindeki sert satış, kaldıraçlı pozisyonlarda margin call'ları tetikledi. Fonun portföyü bir ay içinde yaklaşık %67 değer kaybetti ve halka açık hisse portföyünün büyük bölümünü Ken Griffin’in Citadel şirketine ciddi bir iskonto ile satmak zorunda kaldı. İşin ilginç tarafı, matematiksel olarak fon yılbaşından itibaren hâlâ yaklaşık %80 artıdaydı. Ama birkaç hafta içinde yaşananlar, ilk altı ayın olağanüstü getirisinin arkasında ne kadar büyük bir risk bulunduğunu da göstermiş oldu.
Bu arada, eleştirmenler Aschenbrenner'ın Temmuz 2024'te fonunu kurmadan önce para yönetimi konusunda hiçbir deneyimi olmadığını belirterek, onu zeki olmaktan çok şanslı olmakla nitelendirdiler. Bazıları, ilk iş deneyiminin, şu anda gözden düşmüş ve batık kurucu Sam Bankman-Fried'in Bahamalar'daki bir çatı katından bir hayır kurumunu yönetmesine yardım ettiği, başarısız kripto para şirketi FTX'te olduğunu belirttiler. Tüm bu “olay sonrası” ehemmiyetli hatırlatmalar, kuşkusuz işler iyi giderken pek önemsenmemişti. Ama konumuz esas bu değil, dağıtmamak için fon yönetimi kısmından devam edelim.
İşte bence hikâyenin asıl ilginç tarafı burada başlıyor.
Aswath Damodaran'ın son günlerde olay üzerine yazdığı “The Situational Awareness Fund Blow Up: The Collateral Damage from Conviction” başlıklı yazı, konuyu “AI balonu patladı mı?” tartışmasının çok ötesine taşıyor. Damodaran'ın temel itirazı Aschenbrenner'ın yapay zekâ tezine değil. Hatta Aschenbrenner uzun vadede AI konusunda haklı bile çıkabilir. Sorun, bir yatırım fikrine duyulan güçlü inancın (conviction) zamanla kesinlik duygusuna dönüşmesi ve portföy yönetiminin diğer ilkelerinin önüne geçmesi.
Bir yatırım fikrinin doğru olması, o fikre ne büyüklükte yatırım yapmanız gerektiğini tek başına söylemiyor. Pozisyon büyüklüğü, yoğunlaşma ve özellikle kaldıraç hâlâ portföy yönetiminin temel unsurları. SA Fund'ın hikâyesinde bana göre asıl ders de burada. Fonun AI görüşünün uzun vadede yanlış olup olmadığını bugün bilmiyoruz; fakat bu görüş etrafında oluşturulan portföyün, piyasanın ters yöndeki hareketine karşı ne kadar kırılgan olabileceğini gördük.
Damodaran'ın yazısından benim çıkardığım en önemli sonuç şu: İnanç ya da kanaat , risk yönetiminin alternatifi değildir. Hatta belki tam tersine, bir yatırım fikrine ne kadar çok inanıyorsanız, o fikrin yanlış olabileceği senaryoyu da o kadar dikkatli düşünmeniz gerekir.
Peki Türkiye'deki yatırımcı için bunun anlamı ne?
Son birkaç yılda Türkiye fon sektöründe olağanüstü bir büyüme yaşandı. Yeni portföy yönetim şirketleri kuruldu, çok sayıda yeni fon piyasaya çıktı; serbest fonlar ve tematik ürünler çoğaldı, fon yatırımcısının seçenekleri hiç olmadığı kadar genişledi. Bence bu gelişme Türkiye sermaye piyasaları açısından son derece değerli.
Ama hızlı büyümenin beraberinde getirdiği bir tehlike de var: getirinin, riskin önüne geçmesi.
TEFAS sisteminin başarısı ve avantajı ile tüm fonlara kolaylıkla ulaşabilen yatırımcıların fon seçerken giderek daha fazla son bir ay, üç ay, altı ay veya bir yıllık getiri sıralamalarına baktığını görüyoruz. Burada iki kavramı birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum: Getiri ile performans aynı şey değildir.
Getiri sonuçta elde ettiğiniz rakamdır. Performans ise bana göre o getirinin hangi risk alınarak, ne kadar istikrarlı ve ne kadar sürdürülebilir biçimde elde edildiğini de içermelidir. İki fonun da bir yılda %50 kazandırdığını düşünelim. Birincisi bunu çeşitlendirilmiş bir portföyle, sınırlı dalgalanmayla ve makul risk alarak sağlamış olsun; diğeri ise birkaç varlıkta yoğunlaşarak, çok daha yüksek volatilite ve kaldıraç kullanarak aynı %50'yi elde etmiş olsun. Getirileri aynıdır ama performanslarının kalitesi aynı değildir.
Bence fon yatırımcısının üzerinde daha fazla durması gereken kavramlardan biri tam olarak bu: getirinin kalitesi.
Ben bir fonun olağanüstü getirisini gördüğümde, artık yalnızca “Ne kadar kazandırdı?” sorusundan çok “Bunu nasıl yaptı?” sorusunun sorulması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'deki yatırımcının elinde bunu anlamak için aslında önemli araçlar da var.
Bunlardan en basiti, SPK düzenlemeleri çerçevesinde fonların yatırımcı bilgi formlarında yer alan 1–7 arasındaki risk değeridir. 1 daha düşük, 7 daha yüksek risk düzeyini ifade eder. Burada önemli bir ayrıntı var: Bu gösterge geçmiş verilere dayanır, zaman içinde değişebilir ve gelecekteki bütün riskleri tek başına göstermez. Dolayısıyla bunu bir “kalite notu” olarak okumamak gerekir.
Risk değeri 7 olan bir fon kötü değildir; son derece başarılı da olabilir. Söylediğimiz şey başka: %50 getiri sağlayan risk değeri 2 olan bir fon ile aynı %50 getiriyi sağlayan risk değeri 7 olan bir fon, yatırımcı açısından aynı hikâyeyi anlatmaz.
Ama risk değerinde de durmamak gerekiyor. SPK'nın da yatırımcılara önerdiği gibi fon almadan önce yatırımcı bilgi formuna, izahnameye, mali tablolara ve özellikle portföy dağılım raporlarına bakmak gerekiyor.
Ben bunun bir adım daha ötesine giderdim. Fonunuzun yalnızca getiri grafiğine bakmayın; ayda bir kez portföy dağılım raporunu da açın. Fon neyi aldı, neyi sattı? Portföy birkaç hisse veya temada yoğunlaşıyor mu? Portföy yapısı son aylarda belirgin biçimde değişmiş mi? Türev araç kullanıyor mu, kaldıraç yaratabilecek işlemler yapıyor mu? Risk değeri nedir ve zaman içinde nasıl değişmiş? Karşılaştırma ölçütüne göre gerçekten başarılı mı?
Özellikle çok yüksek bir getiri görüyorsanız bence sorulması gereken soru basit: “Bu getiriyi elde etmek için hangi risk alındı?”
Çünkü yatırımcı açısından önemli olan yalnızca getirinin büyüklüğü değil, getirinin kalitesidir. SA Fund olayının bana hatırlattığı en önemli şeylerden biri de bu. 2026'nın ilk yarısında %439 getiri gördüğünüzde bunu sağlayan yatırım stratejisini sorgulamıyorsanız, birkaç hafta sonra gelen %67'lik düşüşe de çok şaşırmamak gerekiyor. Finans piyasalarında bedava öğle yemeği hâlâ yok.
Ve kısa zamanda olağanüstü getiri sağlayan fonlara yalnızca kazanç tarafından baktığımızda benim aklıma hep eski bir Nasreddin Hoca hikâyesi geliyor.
Hoca'nın komşusu bir gün kazanını ödünç ister. Kazanı geri getirirken içine küçük bir tencere koyar ve “Hocam, senin kazan doğurdu” der. Hoca sesini çıkarmaz, küçük tencereyi de alır.
Bir süre sonra komşusu kazanı yeniden ister. Bu kez kazan geri gelmez. Hoca sorunca komşusu üzgün bir ifadeyle, “Hocam, senin kazan öldü” der.
Hoca itiraz eder: “Hiç kazan ölür mü?”
Cevap basittir:
“Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?”
Fon piyasasında da bazen durum bundan çok farklı değil. Bir fonun (tüm yatırım araçlarında olduğu gibi) olağanüstü getiri sağlamasını sorgulamadan kabul ediyorsak, o getiriyi yaratan risklerin bir gün ters yönde çalışabileceğini de kabul etmek zorundayız.
Kazanın nasıl doğurduğunu merak etmiyorsak, öldüğünde de çok şaşırmamak gerekiyor.
