'Rakama alıştırma politikası...'

Çetin Ünsalan
28 Ekim 2026

Ne güzel söylemiş eskiler: ‘Çok para haramsız, çok laf yalansız olmaz. Gerçekten bu ülkede yaşananları ciddiyetle mercek altına alırsanız, hiçbir şeyi hakiki mânâda konuşulup tartışılmadığını, hiçbir sorunun gerçekten çözüm odaklı tartışılmadığını görürsünüz.
Sürekli bir laf kalabalığı içerisinde, işi amiyane tabirle gürültüye getiren bir anlayış ortaya çıktı. Kurgulanmış rakamların üzerinden yapılan mukayeseler, tahminler, gerçekleşmelerin hedef sapmalarının bile bunun esas alınarak tartışılması, bir süre sonra insanlara rakam dayatan, ama tartışmalı rakamı unutturan bir ortam yaratıyor.
Elinde sopasıyla ekranlara çıkıp, her konuda konuşan, fikrini söylemekle bilgi aktarmayı karıştıran, temelde herhangi bir konuda uzmanlığı olmayan ya da o konuda uzman diye her konuda da uzman olacağını düşünen bir kitle yaratıldı.
Mesela ülkede işsizliğin yükseldiği haberi yapılıyor. TÜİK verilerine göre yüzde 8,4 olduğundan söz ediliyor. Aynı bülten içinde atıl iş gücünün de, yani gerçek işsizliğin de yüzde 32’ye dayandığı açıkça ifade edilirken, yükselen işsizliği yüzde 8,4 üzerinden tartıştırarak, aslında rakama alıştırıyorlar.
Ülkede gıda enflasyonu, yine resmi rakamlara göre yüzde 30 – 40 bandında geçerken, insanlar gelirini harcarken üç kalemden birini bu oluştururken, toplam enflasyonun yüzde 29,7 olduğuna insanları ikna edip, buradaki yükselişin de yine bu rakamı alıştırarak normalleştirilmesinin önünü açıyorlar.
Döviz kurundan üretici maliyetine, işsizlikten tüketici enflasyonuna, aklınıza gelebilecek her konuda ortaya bir rakam atıp, sonra bunun üzerinden tahminler yayınlayıp, hedefler belirleyip, bu hedeflerdeki sapmaları konuşturuyorlar.
Yani aslında insanları gerçeklerine yabancılaştırıyorlar. Bu taktik iyi tuttu. İki bin yıllarda işsizlik, gerçekte öyle olmamasına rağmen sürekli düşük gösterildi. O dönem iş bulanlar artıyordu ve etrafına bakmaktan imtina eden insanlar da ‘sadece kendisinin iş bulamadığını zannediyor’ hayıflanıyordu.
Yine o senelerde açıkça yazıp çiziyorduk ki, ‘kafanızı kaldırın yalnız olmadığınız göreceksiniz’ diye not düşüyorduk tarihe. Öyle bir kıskaca alınmış insan kitlesi oluşturdular ki, bir süre sonra her şeyin kendi hatası olduğunu düşünmeye başladı.
Öyle ya, herkes iş bulabiliyorsa ve sadece sizinle birlikte azınlık işsiz kalıyorsa, bu ekonominin sorunu olamazdı. Bilhassa 2008 krizinin reel sektöre yansımasıyla birlikte 2009’da baş gösteren işsizlik artış dönemlerinde bu taktik uygulandı.
Sonra borç bataklarında da durum farklı değildi. Bilhassa kredi kartlarının ihtiyaç kredileriyle kapatılmaya başlandığı süreçlerde, kredibilitesi bozulan ve icralık olan insanlara, bu da sadece kendi başarısızlıklarıymış gibi anlatıldı.
2008 krizinden sonra yakınan reel sektöre ne denmişti? ‘Siz işi bilmiyorsunuz. Bize iş bilen insanlar lazım.’ İş bilen insanların bizi getirdiği nokta, hedefler tutarsa 4 trilyon TL bütçe açığı, 4 trilyon TL de faiz ödemesi.
Daha da fena olan ne biliyorsunuz? Önce bir yalan söylediler, sonra bu yalana inandılar. İnsanlar yaşadıklarının farkına varıp, dile getirdiğinde de, onları kötü niyetli olmakla suçladılar. Ve halen rakama alıştırma politikası devam ettiriyorlar; hayatın tüm gerçekliğine rağmen.
cetinunsalan@yahoo.com

