Dolar/TL49,73
0.01%
Euro/TL55,75
0.01%
Gram Altın6.420,55
0.21%
BIST 10011.116,99
0.92%
Brent Petrol$110,28
1.27%
Gümüş/Ons$54,21
0.48%
Gedik Yatırım
Yazarlar

'60 yıl sonra ikinci göç...'

Çetin Ünsalan

Çetin Ünsalan

25 Ekim 2026

'60 yıl sonra ikinci göç...'

Almanya ekonomisinin ikinci dünya savaşı sonrasında kalkınma hamlesinin temelinde göçmen işçiler politikası önemli bir faktördü. Hatta geçtiğimiz günlerde Merz bu konuyla ilgili gelen işçilerin hakkını teslim ederek, Almanya’nın büyümesinde bilhassa Türk işçilerinin önemli olduğunu ve kalkınmanın beraber sağlandığı dile getirdi.

Elbette zor süreçlerdi. İlk dönem Anadolu’nun dört bir yanından gidenler çalışarak Alman ekonomisine katkı sağladılar. Görece baktığınızda ise, içlerinde istisnalar olmakla birlikte birçoğunun yaptıkları işi orada öğrenen, vasıfsız işçiler olduklarını biliyoruz.

Aradan 65 yıl geçtikten sonra Türkiye yeniden göç veriyor. Almanya atfını yapmanın ise bir nedeni var. TÜİK verilerine göre beyin göçü performansımız ortaya çıktı. 2025’te oran yüzde 2,2’ye yükseldi.

Fakat bu gidenlerin 60’lardaki giden insanımızdan temel bir farkı var. Beyin göçünden ve nitelikli nüfustan bahsediyoruz. Ülkelerin kalkınmasının ortalamada yüzde 1’lik bir nüfus tarafından sağlandığını düşünürseniz, oranın ne kadar büyük olduğu da anlaşılır.

Oran, veri setinin tutulmaya başlandığı 2015 yılından bu yana görülen en yüksek oran. Almanya vurgumun nedenini ise, beyin göçünün en çok Almanya’ya gittiği tespitinin rapora yansımış olması.

Bundan daha ilginç olan gidenlerin meslek gruplarına göre dağılımına baktığımızda ortaya çıkıyor. Bilişim ve iletişim teknolojileri sektöründe oran yüzde 7,9. İkinci sırada mühendislik, inşaat ve imalat sektöründeki göç oranı yüzde 4,8. Üçüncü sırada da doğa bilimleri, matematik ve istatistik var ki onun da oranı yüzde 3.

Son derece kritik başlıklarda, geleceğin sektörleri olarak nitelendirilen alanlarda, ortalamanın çok üzerinde oranlarla verdiğimiz bu beyin göçü bence Türkiye’nin geleceğine dair en çok sorgulanması gereken başlıkları arasında yer alıyor.

Üstelik gidişlerinin temelinde de ekonomik nedenler ana motivasyon kaynağını oluşturmuyor. Şüphesiz buradan çok daha iyi rakamlar alıyorlar. Ama yaşadıkları ortamın huzurundan fikirlerinin hayata geçmesi potansiyeline kadar diğer başlıkların daha etkili olduğunu görüyoruz.

Peki bugünkü geleneksel sektörlerde ve üretim tarzımızda katma değeri yakalayamıyorsak, geleceğin sektörlerinde nitelikli akıl terimizi sınırlarımız içinde tutamıyorsak, bu işin içinden nasıl çıkacağız?

Türkiye’nin günlük kısır siyasi çekişmeleri artık bir kenara bırakarak bu konuları ele alması gerektiğine inanıyorum. Ama önce elbette insanların adalet duygusunun yerine getirilmesi gerekiyor.

Sadece mahkemelerdeki adaletten söz etmiyorum. O elbette önemli ama, burada asıl liyakate yönelik adaletten, nitelikli nüfusun maaştan özlük haklarına kadar iyileştirilmesi gereken başlıklardan, insana insan gibi davranan, insanın kıymetlendiği ekosistemden söz ediyorum. Bunları sağlamazsanız, gerisi boş laf haline geliyor ama geleceğimiz elimizden kayıyor.

cetinunsalan@yahoo.com

Paylaş