FÖŞ: Görülen lüzum üzerine yazılmıştır

Atilla Yeşilada
17 Ağustos 2026

Bir haftadır bu makaleyi yazmamak için kendimle didişiyorum. Mesela, Cumartesi yıllardır her gece olduğu gibi tam gece yarısında Şam Şeytanı gibi uykudan dirildim. İlk kahve-sigaramla ayılmaya çalışırken, yine aklıma işbu okuyacağınız makale geldi ve tüm huzurum kaçtı. Önce, kendimi oyalamak için YouTube’da evrendeki Çoban Boşluğu konusunda 36 dakikalık bir video seyrettim. Vicdan azabımı kesmedi, 26 dakika da Hitit grameri izledim. Hitit dilinin Hint-Avrupa kökenli diller grubuna ait olduğunu biliyor muydunuz? Ben Cumartesi gecesi öğrendim. Sonra aç olmamama rağmen mutfağa inip tıka basa yedim. Yine kesmeyince, ecza dolabına sığındım. Çok geçmedi, 10 dakika içinde suratımda salakça bir gülümseme, beynim Sahara Çölü kadar boş, mutlu mesut tavana bakıyordum. Tabii, hayat ecza dolabında geçmez, bu gece mermiyi ağzımda tutup yazacağım.
Konu Barış Süreci, Terörsüz Türkiye, Çerçeve Yasa veya “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”. Yazmakta çok güçlük çekiyorum. Çünkü tüm kalbimle Türk-Kürt kardeşliğini desteklesem de, Çerçeve Yasa’nın bu hedefe varmak için atılmış en yanlış adım olduğu görüşündeyim. Yine toplumdaki tartışmada duruşumu açıkça beyan etmek için Özgür Özel’in evet oyu verilmesini tavsiye edip, grubunu serbest bırakmasını da dahice bir strateji olarak niteliyorum.
Türkiye’de kimlikler arasında çekişme, önce Derin Devlet, sonra da AKP iktidarının beslediği suni bir ayrım. Benim soyağacımda da Kürtler var, ama kim Kürt kim Türk bilemem, bilmek niyetinde de değilim. Kişi kendini Atatürkçü, Kürt, LGBTQ++ veya Alevi olarak tanımlar, kendi kararıdır. Bir kişinin kimliği üzerinden o kişiye muamele yapmam. Bana nasıl davranıyor, benim değerlerimi ne ölçüde paylaşıyor, işte o kadar değer veririm.
Ama devlet, PKK denilen azılı terör örgütü ve onun katil lideri Öcalan’la savaşta toplumsal desteği artırmak için önce tüm Kürtleri öcü ve PKK’lı, sonra da muhtemel suçlu olarak yaftaladı. Bugün Kürt vatandaşların çoğunlukta olduğu illerde hâlâ fiili OHAL işliyor. Mapushanelerde tek suçu Kürt özgürlüğü veya Büyük Kürdistan’ı savunmak olan binlerce masum insan yatıyor.
Türkiye’yi gereksiz yere bölen Türk-Kürt, Sünni-Alevi ve İslamcı/muhafazakâr-laik ayrımı sona ermeden, kalkınamayız, dış tehlikelere karşı hep kırılgan kalırız. Heyhat, Türk kimliğini öne çıkartan vatandaşların büyük kısmı Kürtlere ayrımcılık yapıldığına inanmıyor, her eşitlik isteyen Kürdü de hain olarak görüyor. Daha da kötüsü, Kürt hakları konusunu açtığınızda, 45 yıldır acımasızca şartlandırılan beyinlerde ilk uyanan hatıra PKK’nın bize verdiği zarar ki, sorunun külliyen reddine neden oluyor.
Türk kimlikli vatandaşları da suçlamıyorum. Yüz binlerce aile şehit ve gazi acısı çekiyor, PKK’ya karşı kahramanca savaşan TSK, Jandarma ve kolluk kuvvetleri mensupları emekli olunca devlet tarafından terk ediliyor. Hayat böyle seyrederken, tek amacı silah bırakan PKK’lıları affetmek olan bir yasa nasıl desteklenir?
Pekâlâ başka çare yoktu, başka türlü Terörsüz Türkiye’ye erişemeyiz, denebilir, ama bu çok yüzeysel kalır. TSK zaten dağlarda ve sınır ötesinde PKK’yı bitirmişti. Belki 5 yıl oldu, teröristlerin Türkiye’de tek eylemi yok, artık Kandil’de de barınamıyorlar. Ama AKP iktidarı halka bu gerçeği anlatıp bölünme korkusunu yatıştırmak yerine, Kürtleri şeytanlaştırmayı sürdürerek doğan negatif enerjiden seçmen devşirdi.
Ne yapılabilirdi? Toplumun bir kesimiyle kavga, ötekisiyle barış olmaz. Yani, Çerçeve Yasa’dan önce Erdoğan’ın CHP’yi imha taarruzu bitirilmeliydi. Barış Süreci’ne DEM Parti vasıtası ile ifade edilen eşitlik ve özgürlük haklarının iadesiyle başlanmalıydı. Mesela, önce meşum kayyım yasası iptal edilebilirdi. Mecburiyetten Erdoğan’ın dümen suyundan çıkmayan Yargı’ya tutuksuz yargılanmanın kural olması direktifi verilebilirdi. “Yataklık”, “örgüte üye olmadan örgüt yararına çalışmak” gibi hiçbir hukuki karşılığı olmayan suçlardan hapis yatan binlerce kadersizin davaları yeniden görülebilir, dava esnasında serbest bırakılabilirlerdi. Bebek katilinden Baş Müzakereci ve Kurucu Önderlik statüsüne terfi ettirilmek istenen Öcalan mapusta çürümeye bırakılır, yerine sadece Erdoğan’a rakip olduğu için hapiste yatan Selahattin Demirtaş’la pazarlık yapılabilirdi.
Yola yanlış çıkıldığı için, Çerçeve Yasa’ya toplumsal destek de DEM Parti seçmeni dışında %35 civarında. Katılımcılara “Türk-Kürt barışını destekler misiniz?” diye sorduğunuzda, ortalama %65 “tabii ki” diyor. Ama sorunun içine herhangi bir şekilde PKK ve/veya Öcalan kelimelerini soktuğunuzda, onaylanma oranı ters yüz oluyor.
Maalesef, Çerçeve Yasa yoğun bir ikna veya propaganda kampanyasıyla halka kabul ettirilse de, ölü doğdu. Çünkü PKK, Öcalan serbest bırakılıp, tüm üyelerine Türkiye’de siyaset yapma hakkı tanınmadan silah bırakmayacağını açıkça beyan etti. Zaten Erdoğan açısından Barış Süreci’nin hedefi etnik barışı sağlamak değil, ona yeniden seçilme hakkı tanıyacak yeni bir anayasa için DEM Parti desteği almak. Maksat hasıl oldu. Her gün devşirilen MV ve belediye başkanları ve DEM Parti katılımı sayesinde, artık kış aylarında yeni anayasa için komisyon toplantıları başlar. Ama bir yere varamaz. Çünkü, DEM Parti Öcalan ısrar etse de, Kürt haklarını anayasal güvence altına alan maddeler eklenmeden yeni anayasaya rıza göstermez.
İşte bu noktada Özgür Özel’in dahice stratejisi devreye giriyor. Özellikle kentlerde eski CHP, yeni Yeni Parti tabanı arasında geçişkenlik var, zaten kent uzlaşısı da bu geçişkenliğin sandığa yansıması. Özel için Kürt seçmeni kırmak hem vicdani hem de siyasi bir hata olurdu. Ama, MV’ni evet oyu vermeye zorlamak da tabanı, belki de partiyi bölebilirdi. Yeni Parti ve/veya CHP, AKP gibi aslında bir ideolojiler koalisyonu. Kürt ayrımcılığını tamamen reddeden aşırı milliyetçi anlayışla, sosyal demokrat hizipler aynı çatı altında barınıyor. Eğer Özel partisine hayır oyu vermeyi öğütleseydi, yarın Barış Süreci çökünce Erdoğan pimi çekilmiş el bombasını Yeni Parti’nin kucağına bırakıp, sırra kadem basacaktı.
Hâlen dünyayı yöneten elitin Kutsal Kitabı’nı yazan Machiavelli, “Amaca ulaşmak için kullanılan araçlar mubahtır” der. Öyledir de, siyaset iktidara gelmek için yapılır, prensip ve değerleri savunmak için değil. Keşke öyle olmasaydı, ama oyunun kurallarını ben yazmıyorum. Eğer ortada ocağına ateş düşen yüz binlerce hane olmasa, ben de Çerçeve Yasa’ya kayıtsız şartsız destek verirdim. Ama, 14 yaşında başlayan kötü alışkanlıklarımın beyin ve ruh mimarimde yarattığı hasara rağmen, maalesef empatiden kurtulamadım. Çaresizim, çözümsüzüm.
İmdat!!!
