FÖŞ-ANALİZ: Bakü-Ankara türban gerginliği ciddi mi?

Atilla Yeşilada
16 Ekim 2026

Türkiye ile Azerbaycan arasında okullarda türban yasağı üzerinden başlayan tartışma, iki ülke ilişkilerinde nadir görülen bir diplomatik gerilime dönüştü. Ancak Ankara ile Bakü arasındaki enerji, savunma ve jeopolitik çıkar ortaklığı dikkate alındığında, bu tartışmanın kalıcı bir krize dönüşmesi olasılığı oldukça düşük. Peki, iki ülkeyi birbirine bağlayan ekonomik ve stratejik çıkarlar ne kadar güçlü?
Türban tartışması Ankara-Bakü ilişkilerini bozar mı?
Hayır, bozmaz.
Türkiye ve Azerbaycan arasında ekonomik veya jeopolitik bakış açısından hiçbir temel ayrışma yok. Ankara, Bakü'nün İsrail'le ilişkilerini kınasa da aslında bu ilişki Türkiye'nin de menfaatine.
Suriye veya Doğu Akdeniz'de İsrail'le çatışmayı engellemek için Azerbaycan üzerinden kurulan istişare mekanizması çok kıymetli. Azerbaycan, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin gerildiği dönemlerde önemli bir arka kapı diplomasi kanalı olarak görev yaptı. Ayrıca Ankara gerçekten bu ilişkiden rahatsız olsa, Bakü-Ceyhan petrol boru hattını kapatır, İsrail'in önemli bir petrol ithalat yoluna set çekerdi.
Muhalifler ve bazı sivil toplum örgütlerine göre Türkiye-İsrail ticareti de kesilmedi; büyük ölçüde Azerbaycan üzerinden ve Yunan bandıralı gemilerle büyüyerek sürüyor.
Erdoğan’ın danışmanı Oktay Saral'ın türban yasağı hakkında yaptığı sert açıklamaların Saray'ın resmî görüşünü yansıtıp yansıtmadığından da emin değilim. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başdanışmanı Hasan Nuri Yaşar'ın, Azerbaycan'daki okullarda başörtüsü kısıtlamaları üzerinden Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini baltalamaya çalışan çevreler bulunduğunu söylemesi, aslında konuyu kapattı.
Ne Türkiye ne de Azerbaycan, çok büyük ekonomik getiriler vadeden bu ilişkiyi bozmak ister.
Siyasi boyutta ise Ankara-Bakü ilişkisi iki müttefik açısından vazgeçilmez. Güney Kafkasya'da hâlâ devam eden Rusya ve İran'ın nüfuz alanlarını genişletme çabalarına ancak birlikte karşı koyabilirler.
Velakin, bu vesileyle birçok okur tarafından millî ve hissî bir ilişki olarak görülüp pek üzerinde durulmayan ekonomik ve jeopolitik karşılıklı bağımlılığı incelemek istedim.
Adalytica analizi: Yatırımcılar gerilimi neden izliyor?
Adalytica'da çok güzel bir analiz yayımlandı.
Analizde, Türkiye ile Azerbaycan arasında okullarda başörtüsü yasağı nedeniyle yaşanan tartışmanın, uzun yıllardır sarsılmaz olarak tanıtılan ortaklık açısından nadir görülen bir kamuoyu sınavına dönüştüğü belirtiliyor.
Yatırımcılar ise siyasi sürtüşmenin ticarete, taşımacılığa veya bölgesel koordinasyona yansıyıp yansımayacağını izliyor.
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri Güney Kafkasya'nın lojistik ağlarının, enerji güzergâhlarının ve bölgesel diplomasisinin merkezinde yer alıyor.
İki ülke, Hazar Denizi'ni, Kafkasya'yı ve Türkiye'nin limanları ile altyapısını birbirine bağlayan projeler aracılığıyla yıllardır koordinasyonlarını derinleştiriyor.
İlişkilerde kalıcı bir soğuma, bu bağlantıları otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Ancak iş birliğinin yavaşlaması, siyasi açıklamalarda daha ihtiyatlı davranılması ve din, eğitim ile Azerbaycan'ın dış politika dengeleri gibi tartışmalı konularda hassasiyetin artması riskini beraberinde getirir.
Yatırımcılar açısından mesele, şirketlerin doğrudan finansal risklerinden çok jeopolitik risk primleriyle ilgili.
Piyasalar Türkiye ile Azerbaycan'ı genellikle aynı doğrultuda hareket eden bölgesel aktörler olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla kamuoyu önünde yaşanan sert tartışmalar, ulaştırma koridorları, sınır ötesi ticaret ve enerji akışlarını destekleyen bölgesel istikrar hakkındaki varsayımları karmaşıklaştırabiliyor.
Kriz nasıl başladı?
Tartışma Türk medyasındaki eleştirilerle başladı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın Azerbaycan'ın laik eğitim politikasına sert tepki göstermesiyle büyüdü.
Saral, başörtülü kız öğrencilerin derslere alınmamasını "kabul edilemez bir adaletsizlik" olarak nitelendirerek Bakü yönetimine uygulamayı derhal değiştirme çağrısında bulundu.
Azerbaycan hükümeti ve iktidar partisi ise bu açıklamaları ülkenin egemenliğine doğrudan müdahale olarak değerlendirdi.
Bakü'nün verdiği mesaj açıktı: "Tek millet, iki devlet" ilkesi, taraflardan birine diğerinin iç politikalarını belirleme yetkisi vermiyor.
Saral, Ankara'da sert, sosyal muhafazakâr ve zaman zaman çatışmacı açıklamalarıyla tanınıyor. Bu siyasi üslubun sınır ötesine taşınması, Azerbaycan'ın iç eğitim politikasına ilişkin hassas bir konuyu bağımsızlık, laiklik ve müttefikler arasında karşılıklı saygı tartışmasına dönüştürdü.
Azerbaycan ise Müslüman nüfus çoğunluğuna sahip, laik bir devlet olarak bağımsız dış politika izlemeye özen gösteriyor.
İsrail'le yakın ilişkilerini sürdürürken Filistinlilere insani yardım sağlaması da bu yaklaşımın bir parçası.
Bakü yönetimi, Türkiye'deki siyasi aktörlerin Azerbaycan'ı dinî dayanışma konusunda yetersiz gösterecek açıklamalarına özellikle direnç gösteriyor.
Adalytica'nın değerlendirmesine göre en olası kısa vadeli sonuç, ilişkilerin kopması değil, diplomatik hasar kontrolü.
İki hükümetin de gerilimi sınırlamak için güçlü nedenleri var. Çünkü bölgesel ulaştırma, güvenlik ve enerji alanlarındaki iş birliği her iki ülke açısından da stratejik önem taşıyor.
Ekonomik gerçekler: İki ülke neden birbirinden vazgeçemez?
Bendeniz de naçizane ilişkinin ekonomik boyutunu araştırdım.
Her iki taraftan gelen sert siyasi söylemlere rağmen, yapısal bağlar direncini koruyor:
• Enerji Bağımlılığı: 2026’nın ilk aylarında Bakü ve Ankara, Azerbaycan'ın Abşeron sahasından 2029 itibarıyla doğal gaz tedarikini güvence altına alan 15 yıllık anıtsal bir anlaşmaya imza attı. Azerbaycan, Türkiye'nin gaz ithalatının yaklaşık %22'sini karşılıyor ve bu durum Türkiye'nin Rus enerjisine olan bağımlılığını azaltmaya yönelik uzun vadeli stratejisinde merkezi bir rol oynuyor.
• Derin Askeri Entegrasyon: Kamuoyuna yansıyan gerginliğin ortasında bile Türkiye ve Azerbaycan yaklaşık 500 milyon dolar değerinde birden fazla savunma sözleşmesi imzaladı. Bu durum, temel askeri-sanayi entegrasyonunun ve ortak güvenlik çerçevelerinin kapalı kapılar ardında etkilenmeden devam ettiğini kanıtlıyor.
• Kafkasya Barış Süreci: Türkiye, Azerbaycan'ın Güney Kafkasya'daki çatışma sonrası stratejisine kayıtsız şartsız diplomatik destek vermeyi sürdürüyor; Ermenistan ile nihai bir barış anlaşmasına ve Orta Koridor ticaret güzergahının geliştirilmesine öncelik veriyor.
Mevcut sürtüşme, giderek büyüyen ideolojik bir ayrışmayı gözler önüne seriyor: Erdoğan hükümeti pan-İslamcı toplumsal meselelere karşı oldukça hassas ve İsrail'in bölgesel nüfuzuna karşı temkinliyken; Aliyev yönetimi katı devlet laikliğine ve egemen stratejik ortaklıklarına kararlılıkla bağlı kalmaya devam ediyor. Önümüzdeki süreçte, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın kamuoyuna yansıyan bu anlaşmazlığı yatıştırma çabalarına öncülük etmesi, anlık ideolojik rahatsızlıkların iki ülke arasındaki temel enerji ve savunma ittifakını rayından çıkarmamasını sağlaması bekleniyor.
İlham Aliyev, belki de türban gibi masum bir simgenin yaygınlaşmasının bile Türkiye’de yaşandığı gibi zaman içinde siyasal İslamı ona rakip olarak meydana indireceğinden ürktü, ve şimdiden tedbir aldı. Dosttan gör, ama örnek alma demişler.
Bu arada şahsi bir not, dinsizim ama kamu alanlarında türbana karşı değilim. Bu bir kadın meselesi, bireyle Tanrı arasında özel bir mesele, ne biz hasta Sekülarist erkekeler, ne de devlet burnunu sokmamalı.
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafında kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez

