Dolar/TL49,73
0.02%
Euro/TL55,74
0.03%
Gram Altın6.408,09
1.28%
BIST 10011.057,82
1.45%
Brent Petrol$111,41
2.53%
Gümüş/Ons$53,16
3.36%
Gedik Yatırım
Reel Sektör

Güldem Atabay yazdı: “Made in Europe”: Türkiye’nin Avrupa üretim zincirindeki yeri yeniden pazarlık konusu

Atilla Yeşilada

Atilla Yeşilada

23 Ekim 2026

Güldem Atabay yazdı: “Made in Europe”: Türkiye’nin Avrupa üretim zincirindeki yeri yeniden pazarlık konusu

Avrupa Birliği’nin sanayisini korumak için geliştirdiği “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye açısından ihracatın ötesine geçen bir risk yarattı. Kamu alımları ve teşviklerde Avrupa üretimine öncelik verilmesiyle, Türkiye’deki fabrikaların yeni desteklerden hangi koşullarda yararlanacağı belirsiz. Özellikle otomotivde verilecek kararlar, gelecek yıllarda hangi ülkede üretim yapılacağını, yeni modellerin hangi fabrikalara tahsis edileceğini ve batarya yatırımlarının nereye gideceğini etkileyecek.

Bu politikanın arkasında Avrupa’nın sanayi rekabetinde yaşadığı sıkışma var. Çin’in elektrikli araçlar ve temiz teknolojilerdeki ağırlığı, ABD’nin üretimi kendisine çekmeye yönelik teşvikleri ve yüksek enerji maliyetleri, Avrupa’yı üretim kapasitesini koruyacak araçlara yöneltiyor. Avrupa Komisyonunun mart ayında sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi de kamu kaynaklarıyla desteklenen talebin Avrupa sanayisine yönlendirilmesini amaçlıyor. Yaklaşım otomotivin yanı sıra batarya, güneş ve rüzgâr teknolojileri ile bazı temel sanayi ürünleri de var. 

Türkiye açısından tartışmayı büyüten gelişme, Fransa ile Almanya’nın ekimde otomotiv konusunda ortak bir yaklaşımda buluşması oldu. Basına yansıyan çerçeve, İngiltere’nin belirli koşullarla Avrupa üretimi kapsamına alınmasına olanak tanırken Türkiye için aynı açıklığı sağlamıyor. Bununla birlikte söz konusu uzlaşma henüz kesinleşmiş AB mevzuatı değil; kapsam ve uygulama koşulları üzerindeki müzakereler sürüyor. Bu nedenle Türkiye’nin bütün otomotiv ihracatının dışlandığını veya araçlara otomatik olarak yeni gümrük vergileri getirildiğini söylemek için dayanak henüz yok.

Asıl mesele, pazara giriş hakkı korunurken rekabet koşullarının değişmesi. Avrupa’da üretilen bir araç kamu desteğinden yararlanırken Türkiye’de üretilen benzer araç yararlanamazsa, aradaki maliyet farkı satış kararlarını etkileyecek. Otomotiv Sanayii Derneğinin açıklamasına göre mevcut taslağın otomotiv ayağı, bütün araçlardan ziyade elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araçlara, kamu alımlarına ve kamu teşviklerine odaklı. Bu ayrım, kısa vadeli etkinin sınırlarını gösterse de sektörün yöneldiği teknolojiler düşünüldüğünde uzun vadeli riski azaltmıyor.

Türkiye’nin hassasiyeti, Avrupa otomotiv sanayisiyle kurduğu üretim ilişkisinden kaynaklanıyor. Türkiye’deki fabrikalar ve tedarikçiler, Avrupalı şirketlerin üretim ağlarının parçası. Ticaret Bakanlığı da Avrupa otomobil üreticileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin kapsama tam ve koşulsuz dahil edilmesine destek verildiğini açıklıyor. Ancak şirketlerin bu yaklaşımı, AB’deki siyasi ve hukuki kararın kesinleşmesi demek değil haliyle.

Dışarıda kalmanın en önemli sonucu, zaman içinde yatırım kaybı olabilir. Bir üretici mevcut fabrikasında çalışmayı sürdürürken yeni elektrikli modelini teşviklere erişebileceği başka bir ülkede üretmeyi seçebilir. Batarya ve parça yatırımları da ana üreticiyi izleyebilir. Böyle bir kayma yalnızca ihracat gelirini değil, nitelikli istihdamı, teknoloji birikimini ve yerli tedarikçilerin büyüme olanaklarını etkiler. Dolayısıyla bugünkü siparişlerin devam etmesi, gelecekteki üretim payının korunduğu anlamına gelmez.

Gümrük Birliği tartışmanın merkezinde. Türkiye’nin Avrupa pazarına sanayi ürünlerinde sağladığı entegrasyon, yeni teşvik düzeninde eşit muameleyi kendiliğinden garanti etmiyor. Malların dolaşımını düzenleyen mevcut ilişkiyle kamu desteklerinden yararlanma koşulları arasındaki fark, Türkiye’nin Avrupa sanayi politikasındaki konumunu yeniden müzakere etmesini gerektiriyor.

Ankara ve sektör temsilcilerinin savunduğu “Made with Europe” yaklaşımı bu nedenle önemlği. Avrupa’nın rekabet gücünün, Türkiye gibi üretim ortaklarını dışlayarak değil, mevcut ağı güçlendirerek korunabileceği ileri sürülüyor. Türkiye açısından başarı ölçütü, siyasi destek açıklamalarının nihai metinde açık ve uygulanabilir koşullara dönüşmesi olacak. Avrupa açısından ise sınav, kendi sanayisini korurken maliyetlerini artıracak ve tedarik bağlarını zayıflatacak yeni sınırlar oluşturmamak. “Made in Europe” pazarlığı, bu yönüyle Türkiye’nin Avrupa’ya ne kadar mal satacağından çok, Avrupa’nın gelecekteki üretim haritasında nerede yer alacağıyla ilgili.

 

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

 Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com

 Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.

 

Paylaş