FÖŞ OVP’yi yazdı: Niyeti bozduk

Atilla Yeşilada
7 Eylül 2026

Orta Vadeli Program (OVP) niye Pazar günü açıklanır? Bizim gibi yorumcuların, ekonomi gazetecilerinin, analistlerin tatil yapmaya hakkı yok mu? Yoksa, değerli politikacılarımız işsizlikten çok sıkıldıkları için mi Pazartesi’yi beklemediler? Hadi, OVP piyasalar tarafından fiyatlanan bir doküman olsa, tatil gününde açıklanmasını anlayacağım da, maalesef camiada tepki “Dostlar alışverişte görsün dokümanı”. Halbuki OVP Ekonomi Yönetiminin açıkladığı ve hedeflerden sapmayı anlık takip ettiği çok kritik bir metin olmalı. OVP, ciddi bir belge olsa, özel sektöre iş planlaması ve bütçe yapmak için 3 yıllık rehberlik sunacak.
Yine de ben OVP’yi meslektaşlarıma nazaran biraz daha dikkate almak görüşündeyim. Gördüklerim beni oldukça telaşlandırdı. Fiilen Ekonomik İstikrar Programı’ndan çıktık, büyümenin fetişleştirildiği yeni bir döneme girdik.
OVP’de GSYH büyüme hedefinin 2026-2029 döneminde kademeli olarak 2027'de %4,2, 2028'de %4,6, 2029'da ise %5 büyüyeceğinin öngörülmesi beni çok kaygılandırdı. Türkiye bu tempoda büyümeyi kaldırmaz, çok fazla enflasyon ve cari açık üretir. Dolayısıyla, hızlı büyüme dönemine geçişin OVP süresince düşecek enflasyona eşlik etmesini gerçekçi bulmuyorum.
3 yılda 2 milyondan fazla istihdam üretmenin planlanması da çok hayalci. Türkiye’de çalışan arayan sektörlerin ihtiyaçları ve işgücünün beceri/tecrübe gamı arasında gittikçe açılan bir makas var. Çok kapsamlı eğitim reformları yapılsa dahi, işgücünün esnekliğini artırmak program süresinde imkân dahilinde değil. Nitekim son 12 ayda net istihdam artışı sıfıra yakın.
Ayrıca, 2Ç2026 GSYH verileri iç talepte kalıcı bir daralmaya işaret ediyor. Çok az genişleyen istihdam ve sürekli düşen harcanabilir gelirin ekonomiyi daraltıcı etkisini ekonomik gevşeme ve teşviklerle çözmek imkânsız.
OVP boyunca yüksek büyümeye karşın, cari açık/GSYH oranı daralıyor. Biraz şüpheci olsam da, iddialı büyüme hedeflerinin tutturulduğu bir gelecekte dahi cari açığın sorun olmayacağı düşüncesindeyim. Ancak, program sonunda GSYH oranı %4’e varacak bir cari açığa göre hesap yapmak daha makuldür.
Bütçe açıklarının daralacağı öngörüsüne karşı değilim. Bu konuda Şimşek rüştünü ispat etti, bütçenin vergi tarafında kayda değer iyimser gelişmeler var. Ancak, yüksek büyüme daha gevşek maliye politikasıyla sağlanmayacaksa, nasıl sağlanacak? Programın resmi metni ben bu satırları yazarken Web’de yoktu, ama cevabı Cevdet Yılmaz’ın şu açıklamasında buluyorum:
"Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" ile vergi mimarisinde küresel ölçekte çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdiklerini anımsatan Yılmaz, düzenlemelerle uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını Türkiye'ye çekmeyi amaçladıklarını vurguladı.
Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükselmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayacağız. Beşeri sermayemizi güçlendirirken kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı hale gelmesine özen göstereceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü biçimde dahil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı olarak artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı hedefliyoruz."
Program döneminde her yıl ortalama toplam faktör verimliliğinin 1,1 puanlık büyüme desteği getirmesini beklediklerini aktaran Yılmaz, "Büyüme kadar öncelik verdiğimiz bir diğer temel alan ise istihdamdır. 2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını, 2027'de yüzde 8'e, 2028'de yüzde 7,8'e ve 2029'da yüzde 7,6'ya düşürmeyi hedefliyoruz."
Türkiye’nin tamamen rant ve sömürüye dayanan siyasi düzeninde Toplam Girdi Verimliliği'ni artırmayı hayalci olarak niteledim. Zaten, hükümetin TGV konusundaki araştırmasını destekleyen başka kaynak da bulamadım.
Tesadüf bu ki, Pazartesi hem birkaç yabancı muhatabımız hem de piyasaya yakın isimlerle OVP’yi tartışma fırsatı buldum. OVP hedeflerinin aslında erken seçim hazırlığının başladığının beyanı olduğu görüşünü masaya yatırdık. Bence OVP’de öyle bir gizli sinyal yok. Erdoğan’ın seçimde en büyük kozu, tarihi muhalefetin en zayıf olduğu günlerde belirlemek. Niye OVP’de elini göstersin? Zaten elimizdeki anketlerde AKP başta olsa da, AKP-MHP ancak %41’i buluyor ki, seçim kazanmaya yetmez.
Özet olarak, hiçbir zaman ciddi bir politika metni hüviyetini kazanmayan, ama ekonominin aktörlerini ve yatırımcıları rahatlatmayı hedefleyen OVP, bu kez bu hedefinden vazgeçti. Enflasyonla mücadele artık hedef dahi değil, seçimlere yüksek büyüme ortamında girmek asıl niyet. Aklımdaki şu soruyla bu faslı kapatıyorum: Büyüme konusunda hükümet ciddi mi ve ek büyümeyi ekonomik politikalarda ne ölçüde genişlemeyle satın alabilir?
