FÖŞ-ANALİZ: Başımıza mega proje yağacak

Atilla Yeşilada
9 Ağustos 2026

Pazar günü ekranlarınıza ulaşan videomda Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek üç mega projeyi anlattım. Hürmüz ve Bab el-Mandeb’de güvenlik sorununun uzun süre devam edeceği varsayımı altında, Orta Doğu ve Güney Kafkasya’da alternatif enerji ve ticaret koridorlarının önemi hızla artıyor. Türkiye ise coğrafi konumu sayesinde bu yeni düzenin en büyük kazananlarından biri olabilir. Peki hangi projelerden söz ediyorum ve Türkiye bunlardan ne kadar para kazanabilir?
Hatırlarsanız, evvel zaman içinde, kalbur saman içindeyken, Sevgili Reis’in AKP’sinin oyu düştüğünde ya da ekonomi hız kaybettiğinde hemen bir mega proje açıklanırdı. Böylece hem Türkiye kimsenin kullanamayacağı kadar pahalı otoyollara, tünellere, havalimanlarına filan kavuşur, hem de müteahhitler vasıtasıyla ekonomiye on milyarlarca dolar akardı.
Zaman geçti, bütçede para kalmadı. Dışarıdan borçlanmak pahalandı. Ayrıca inşa edecek mega proje de pek kalmadı. Sevgili Reis’im son kurşununu Kanal İstanbul’a harcadı ama bu proje o kadar bilim kurgu, pahalı ve riskliydi ki tek kuruş finansman bulamadı.
Gönül isterdi ki Türkiye reform dinamikleriyle ya da dışarıdan gelen yabancı doğrudan sermaye ve teknolojiyle kalkınsın; ekonominin başlıca parazitlerinden biri gibi kanını emen rant rejimi bitsin.
Ama bunlar ufukta yok. Reis’in de iktidardan gitmeye niyeti yok. Bu yüzden yüzde 90’ımız her yıl biraz daha fakirleşiyoruz. Kişi başına gelirin durumunu bir kenara bırakalım, sosyoekonomik kalkınma anlamında da yeterli ilerleme kaydedemiyoruz. Çünkü rejim, birbiriyle kavga eden ve kendi palazlandırdığı yavrularını yemekle meşgul.
Ama Türk ne zaman zora düşse İlahi Güçler yardımına koşar.
Bu kez çevremizde bitmeyen savaşlar Türkiye’ye bir “connector economy”, yani bağlantı ekonomisi olma şansı kazandırıyor.
Güney Kafkasya ve Orta Doğu’dan üç büyük proje geliyor. Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan arasında imzalanan Mekke Paktı ve Paşinyan’ın Azerbaycan’la nihai barışın kapısını açabilecek anayasa değişikliği girişimi bu projelerin gerçekleşme ihtimalini yükseltiyor.
Üstelik benim tahminime göre Hürmüz ve Bab el-Mandeb’de normal ticari trafiğin önündeki engeller daha uzun süre devam edecek.
Hızla değişen dünyada talihin Türkiye’nin kafasına kakasını yaptığı bu üç büyük ikramiye nedir?
Ve daha önemlisi: Bize kaç para kazandırır?
Birinci büyük fırsat: TRIPP ve Güney Kafkasya İlk olarak TRIPP’ten söz edeyim.
Bu proje, Güney Kafkasya’daki yeni ulaşım mimarisinin önemli parçalarından biri. Benim açımdan esas önemli tarafı, Türkiye’nin Azerbaycan ve Hazar üzerinden Orta Asya’ya bağlantısını güçlendirme potansiyeli.
Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinin ilerlemesi, Nahçıvan bağlantısının açılması ve Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin devam etmesi halinde Türkiye’den Kafkasya’ya, oradan Hazar’a ve Orta Asya’ya uzanan yeni bir ticaret ekseni ortaya çıkabilir.
Bunun enerji ayağı da var.
Hazar petrolü ve doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasında mevcut hatların yanına yeni kapasite eklenmesi, Türkiye’nin yalnızca transit ülke değil, bölgesel enerji fiyatlamasında söz sahibi bir merkez olma iddiasını da güçlendirebilir.
Ben bu projeye yalnızca “bir yol açılıyor” diye bakmıyorum.
Asıl mesele Türkiye’nin Avrupa-Kafkasya-Hazar-Orta Asya zincirinin batı kapısı haline gelmesi.
İkinci fırsat: Irak petrolünün Hürmüz’den kaçışı İkinci büyük proje Irak.
Irak dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri. Ama güneyde üretilen petrolün önemli bölümü Basra Körfezi üzerinden dünya piyasalarına ulaşıyor. Bu da Irak’ı Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik risklere açık bırakıyor.
İşte burada Basra-Haditha hattı ve Türkiye bağlantısı önem kazanıyor.
Planlanan altyapı, güneydeki petrolü batıya ve kuzeye taşıyarak alternatif ihracat güzergâhları oluşturmayı amaçlıyor. Hatların bir bölümü Ürdün ve Kızıldeniz’e, diğer potansiyel bağlantılar ise Türkiye ve Ceyhan’a uzanabilir.
Türkiye-Irak Kalkınma Yolu’nu da bunun yanına koyduğumda çok daha büyük bir resim görüyorum.
Mesele yalnızca petrol değil.
Basra Körfezi’nden başlayıp Irak üzerinden Türkiye’ye ulaşacak demiryolu, otoyol, liman, lojistik merkezi ve enerji altyapısı Avrupa ile Körfez arasında yeni bir ticaret omurgası oluşturabilir.
Eğer Hürmüz uzun süre sorunlu kalacaksa bu projelerin ekonomik değeri katlanarak artar.
Çünkü küresel ticarette en değerli şey bazen en kısa yol değil, en güvenilir yoldur.
Üçüncü fırsat: Suudi Arabistan'ın Hürmüz'den kaçış planı Üçüncü büyük dönüşüm Suudi Arabistan'da yaşanıyor.
Riyad da petrol ihracatını İran tehdidi altındaki Hürmüz Boğazı'na mahkûm etmek istemiyor.
Bunun temel araçlarından biri Doğu-Batı, yani Petroline boru hattı.
Hat, Suudi Arabistan'ın doğusundaki petrol sahalarını yaklaşık 1.200 kilometre boyunca Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı'na bağlıyor. Kapasitesinin yaklaşık 7 milyon varil/güne kadar yükseltilebilmesi, Riyad'a Hürmüz'ü bypass etmek için çok önemli bir seçenek sağlıyor.
Bir de eski IPSA, yani Irak-Suudi Arabistan boru hattı var.
Irak petrolünü Suudi toprakları üzerinden Kızıldeniz'e taşıyan bu hat Körfez Savaşı'ndan bu yana devre dışı. Fakat bölgede yaşanan son krizler, alternatif enerji koridorlarının stratejik değerini öylesine artırdı ki bu tür eski projelerin yeniden gündeme gelmesi artık şaşırtıcı değil.
Ben bütün bunları birbirinden bağımsız projeler olarak görmüyorum.
Aynı büyük dönüşümün parçaları bunlar: Orta Doğu'nun petrolü, doğal gazı ve ticareti savaş alanlarından ve riskli boğazlardan kaçıp güvenli kara koridorları arıyor.
Türkiye de tam yolun üzerinde.
Türkiye kaç para kazanabilir?
Gelelim benim en sevdiğim bölüme: Para.
Burada kesin rakamlardan ziyade potansiyelden söz etmek gerekiyor. Çünkü projelerin nihai kapasitesi, tarifeler, finansman modeli ve hangi güzergâhların gerçekten devreye gireceği henüz kesin değil.
Ama büyüklük sırasını görmek mümkün.
İlk kazanç transit ve geçiş ücretleri olacak.
Türkiye, topraklarından geçen petrol, doğal gaz ve yük taşımacılığından düzenli gelir elde edecek. Irak'tan Ceyhan'a yüksek kapasiteli petrol akışının yeniden başlaması ve zamanla yeni Körfez-Hazar bağlantılarının eklenmesi halinde yıllık transit gelirlerinin milyarlarca dolara ulaşması mümkün.
Benim kullandığım iyimser senaryolarda enerji ve lojistik hatlarının toplamından yıllık 2-3,5 milyar dolar civarında doğrudan transit gelir potansiyeli ortaya çıkıyor.
Ama asıl para transit ücretinden gelmeyecek.
50 milyar dolarlık ekonomik ekosistem mümkün mü?
Bu projeler borudan petrol geçirmekten ibaret değil.
Demiryolları, otoyollar, limanlar, depolar, enerji terminalleri, lojistik merkezleri, sanayi bölgeleri ve sınır ticareti beraberinde geliyor.
Irak Kalkınma Yolu ile Kafkasya-Orta Asya koridorlarının birlikte çalışması halinde Türkiye'nin çevresinde onlarca milyar dolarlık yeni bir ekonomik ekosistem oluşabilir.
Bazı iyimser senaryolarda toplam ekonomik etkinin 50-55 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor.
Bunu Türkiye'nin GSYH'sine ertesi sabah 55 milyar dolar eklenecek şeklinde okumayın. Bu rakam yatırım, ticaret, lojistik, hizmet ihracatı ve zaman içinde oluşacak ikincil ekonomik faaliyetlerin toplam potansiyelini ifade ediyor.
Irak ve Körfez'le ticaretimizin 30 milyar dolar ve üzerine çıkması da bu senaryoda hayal değil.
Cari açığa ilaç olabilir Benim açımdan en önemli kazanımlardan biri ise enerji faturası.
Türkiye'nin kronik ekonomik sorunlarının başında enerji ithalatı geliyor. Petrol ve doğal gazı dolarla satın aldığımız için enerji fiyatlarının yükseldiği her dönemde cari açık başımıza bela oluyor.
Yeni hatlar Türkiye'yi yalnızca transit ülke değil, petrol ve doğal gazın depolandığı, harmanlandığı, ticaretinin yapıldığı bir enerji hub'ına dönüştürebilir.
Türkiye topraklarından geçen enerji kaynaklarına daha düşük taşıma maliyetiyle ve daha avantajlı ticari koşullarla erişebilirse bunun cari dengeye katkısı çok büyük olur.
Enerji ithalat maliyetinde yüzde 10 civarında bir avantaj yakalanması halinde teorik olarak yıllık 4-6 milyar dolarlık bir tasarruf potansiyelinden söz edebiliriz.
Müteahhitlere yine gün doğuyor Bir de işin eski Türkiye'yi hatırlatan tarafı var.
İnşaat.
Bu koridorların toplam yatırım ihtiyacı onlarca milyar doları bulabilir. Boru hatları, demiryolları, otoyollar, tüneller, istasyonlar, depolama tesisleri ve lojistik merkezleri yapılacak.
Türk müteahhitlik ve mühendislik şirketleri Irak'ta, Körfez'de, Kafkasya'da ve Orta Asya'da zaten çok güçlü.
Dolayısıyla bu kez mega projelerin tamamını bizim bütçemizin finanse etmesine gerek kalmadan Türk şirketleri milyarlarca dolarlık iş alabilir.
İşte burasını özellikle seviyorum.
Mega proje var, ama faturanın tamamı bize ait değil.
Büyük resim: Coğrafya yeniden para ediyor Türkiye yıllardır “jeopolitik konumumuz çok önemli” diye övünür.
Fakat jeopolitik önem tek başına karın doyurmaz.
Benim için önemli olan, bu coğrafyanın nakit akışına, yatırıma, ihracata ve istihdama dönüşmesi.
Hürmüz ve Bab el-Mandeb'in güvenilirliği sorgulanırken, Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz ticaretini tehdit ederken ve küresel şirketler tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışırken kara koridorlarının değeri hızla yükseliyor.
Türkiye tam da bu koridorların kesişme noktasında.
Eğer Güney Kafkasya'da kalıcı barış sağlanır, Irak Kalkınma Yolu ilerler ve Körfez ülkeleri enerji ile ticaret rotalarını çeşitlendirmeye devam ederse Türkiye'nin önüne uzun zamandır görmediğimiz büyüklükte bir fırsat çıkabilir.
Doğrudan transit gelirleri milyarlarca dolar olabilir. Dış ticaret hacmi 20-30 milyar dolar genişleyebilir. Enerji faturasında milyarlarca dolarlık tasarruf sağlanabilir. Türk müteahhitleri ve lojistik şirketleri onlarca milyar dolarlık yeni pazara erişebilir.
Fakat bunların hiçbiri garanti değil.
Siyasi istikrar, finansman, bölgesel barış ve en önemlisi Türkiye'nin güvenilir bir ticaret ve yatırım merkezi olmasını sağlayacak hukuk ve ekonomi politikaları gerekiyor.
Yine de yıllardır ilk defa mega proje meselesinde iyimser olmak için bir neden görüyorum.
Çünkü bu kez projeleri yalnızca Ankara istemiyor.
Coğrafya ve savaş ekonomisi Türkiye'yi bu projelere doğru itiyor.
Belki de kader sonunda yüzümüze gülüyor.
Tabii kaderin verdiği fırsatı bizim elimizle batırmazsak.
