The Guardian: Küresel ekonomi şimdilik dirençli ama fırtına yaklaşıyor
Dünya basınında bugün öne çıkan konularda; İngiliz The Guardian gazetesinde küresel ekonomiyi tehdit eden risklere dair uyarılar, The Washington Post’ta Donald Trump’ın seçim performansı analizi ve The Independent’ta Booker Ödüllü yazar Howard Jacobson’ın akıllı telefonların gölgesindeki yaşama dair gözlemleri yer alıyor.
19 Ekim 2026

The Guardian yazarı Larry Elliott bugün yayınlanan köşe yazısında, küresel ekonomiyi bekleyen tehlikeli fırtınaya dikkat çekiyor.
Elliott; küresel ekonominin bu yıl, dünya genelinde fiyatları ve tedarik zincirlerini sarsan iki bölgesel savaş, tırmanan enflasyon ve ABD-Çin ticaret gerilimi gibi pek çok olumsuzlukla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Ancak yazara göre tüm bunlara rağmen krizin etkileri şaşırtıcı şekilde sınırlı kaldı.
Yazar, Bangkok’ta başlayan IMF toplantısına katılanların — âdeta bir mucize eseri — 2008 sonbaharında yaşanana benzer bir bankacılık ve finans kriziyle boğuşmak zorunda kalmadıklarını ifade ediyor.
Elliott, küresel ekonominin bugüne kadar ayakta kalabilmesini üç temel nedene bağlıyor:
Yapay zekâ yazılımlarının geliştirilmesine yapılan muazzam yatırımlar,
Ülkelerin stratejik petrol rezervlerini kullanması,
Çin’in ucuz malları dünya pazarlarına ihraç ederek diğer ülkelerdeki ithalat fiyatları üzerinde baskı oluşturan ekonomik stratejisi.
Buna karşın yazar, tehlikenin her an kapıda olduğunu vurguluyor. Orta Doğu’daki çatışmaların Suudi Arabistan’a sıçramasıyla durumun kötüleştiğine ve petrol rezervlerinin tükenmeye başladığına dikkat çekiyor. Elliott ayrıca ABD’nin, Trump’ın geçmişte sık sık eleştirdiği uzun soluklu savaşların içine çekildiğini belirtiyor.
Ucuz Çin mallarının Batı’daki imalat istihdamını tehdit ettiğine değinen yazar; ABD’nin yapay zekâya yaptığı devasa yatırımların borçlanma maliyetlerini yükselttiğini ve diğer sektörler için mevcut sermayeyi daralttığını ifade ediyor.
Elliott’a göre IMF, ekonomideki bu dayanıklılık sınırlarının yakında ciddi bir sınava tabi tutulmasından endişeli. Orta Doğu’da barışın sağlanmasının petrol fiyatlarını hızla düşüreceğini belirten yazar, "Ancak bu hızlı bir şekilde gerçekleşmezse, bizi uzun ve zorlu bir kış bekliyor" değerlendirmesinde bulunuyor.
Yazısını, mevcut tablonun krizin tamamen atlatılmasından ziyade ertelenmiş bir kriz görünümü sunduğunu belirterek tamamlayan Elliott, bu durumu "fırtına öncesi sessizlik" olarak tanımlıyor.
Trump’ın Seçim Kampanyaları Kamuoyu Yoklamalarında Görünmeyenleri Açığa Çıkarıyor
ABD cephesinde ise The Washington Post yazarı Henry Olsen, ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçim kampanyalarındaki performansını değerlendiriyor.
Olsen, Trump’ın seçim mesaisinin çoğunu Cumhuriyetçi Parti’nin "güvenli kalesi" olarak görülen bölgelerde geçirmesini, partisinin yaklaşan seçimlerde karşı karşıya olduğu "devasa zorlukların" bir yansıması olarak yorumluyor.
Seçimlere yalnızca üç hafta kalmışken "Cumhuriyetçi Parti’nin en kilit figürünün, partinin en sadık seçmenlerini sandığa gitmeye ikna etmek için ülke genelinde mekik dokumasını" talihsiz bir tablo olarak niteleyen Olsen, bu yoğun hareketliliğin iki temel gerçeği işaret ettiğini vurguluyor: Cumhuriyetçi tabandaki coşku eksikliği ve Başkan’ın kararsız seçmenlerle yaşadığı sorunlar.
Yazara göre Cumhuriyetçiler, parti yönetiminin seçmen tabanının yüksek katılımla sandığa gideceğinden emin olamamasından endişe duymalı.
Kararsız seçmenler konusuna da değinen Olsen, Trump’ın bağımsız seçmen nüfusunun yoğun olduğu bölgeleri pek ziyaret etmediğine dikkat çekiyor. Yıl boyunca yapılan anketler de bağımsız seçmenlerin Başkandan duyduğu yüksek hoşnutsuzluğu ortaya koyuyor.
Olsen, New York Times ve Siena College iş birliğiyle Cumhuriyetçi eyaletlerdeki beş kritik Senato yarışı üzerine yapılan son ankete işaret ediyor. Bu çalışma, Demokrat adayların bağımsız seçmenler arasında 24 puan önde olduğunu gösteriyor.
Yazar; Trump’ın görevdeki ilk iki yılının icraatlarını savunarak ve Demokratların iktidara dönmesinin 2024’te reddedilen politikalara geri dönüş anlamına geleceği uyarısında bulunarak bu seçmenlere doğrudan hitap edebileceğini, ancak bunu tercih etmediğini belirtiyor. Bu durum, danışmanlarının dahi Trump’ın bağımsız seçmenlerin fikrini değiştirebileceğine inanmadığını gösteriyor.
Gelecek haftalardaki programın en kritik gösterge olacağını vurgulayan Olsen değerlendirmesini şöyle tamamlıyor: "Trump Cumhuriyetçi eyalet ve bölgelerde miting düzenlemeye devam ederse, bu durum partisinin bir felaketi önlemeye çalıştığının açık kanıtı olacaktır. Ancak daha dengeli siyasi bölgelere kayarsa, bu ihtimal dahilinde parti içi anketlerin iyileştiğini ve Trump’ın başkanların kampanya dönemlerinde alışılagelmiş rotalarına dönebildiğini gösterecektir."
"Akıllı Telefon Hayatımı Çaldı..."
İngiliz The Independent gazetesinde ise 2010 Booker Ödülü sahibi yazar Howard Jacobson, hayatının ritmini tamamen değiştiren akıllı telefon teknolojisine nasıl teslim olduğunu samimiyetle kaleme alıyor.
Jacobson durumunu şu sözlerle aktarıyor: "Bu satırları oturduğum koltuktan kalkmadan, bir kalem aramaya ya da kurşun kalemimi sivritmeye ihtiyaç duymadan ve bir zamanlar zihnimdeki kelimeler tazelensin diye odada attığım o turları atmadan doğrudan telefonumda yazıyorum. Kolum zarif bir kavis çizmiyor, parmaklarım düşüncelerimin hissettirdiklerini şekillendirmiyor."
Kağıt ve kalemi bırakıp telefon ekranında yazmaya başlamasını "bir uzvunu kaybetmeye" benzeten ünlü yazar, gençliğinden beri ileride okuma ihtiyacı duyarım düşüncesiyle biriktirdiği binlerce kitapla çevrili olduğunu anlatıyor.
Eskiden kütüphanesinde doğru kitabı ararken çektiği zahmeti, dizleri ve elleri üzerinde verdiği mücadeleyi hatırlayan Jacobson, "Bu arayış bile beni zinde tutuyordu. Şimdiyse sadece kilo alıyorum" itirafında bulunuyor.
İnsan zihninin teslimiyetini eleştiren yazar: "Aklıbaşı yerinde hiç kimsenin kendi rızasıyla etkisinde kalmak istemeyeceği bu tuhaf olguyu bir düşünün" ifadelerini kullanıyor.
Sürece nasıl yenik düştüğünü ise şöyle özetliyor: "Önce akıllı telefona 'hayır' dedim, sonra 'belki' dedim, ardından 'tamam, madem çok gerekli' diyerek kabul ettim. Şimdiyse yatağımın yanı başında onunla uyuyorum; hatta daha tam uyanmadan elim ona gidiyor."
Jacobson yazısını şu düşünceli sorularla noktalıyor: "Ekranda ne bulmayı umuyorum ki? Haberler mi? Haberleri zaten biliyorum, bir şekilde bana ulaşıyor. Arkadaşlardan gelen e-postalar mı? Evet, ama hiçbir mektubun yerini tutmuyor. Çünkü e-posta da el yazısının o eski büyüsünü yok sayıp meselelerin özüne aşırı bir hızla ulaşıyor ve koskoca bir geçmişi tek bir iletiye sığdırıp yok ediyor."
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




