Robert Ellis: Türkiye’de büyük fon vurgunu
Türkiye analisti Robert Ellis, fon krizini siyaset, denetim ve piyasa manipülasyonu ekseninde değerlendirerek krizin siyasi sonuçlarını sorguluyor.
7 Ekim 2026

Türkiye üzerine uzun yıllardır çalışan analist Robert Ellis, yatırım fonlarında yaşanan krizi yalnızca finans piyasalarındaki bir manipülasyon vakası olarak değil, Türkiye’de siyaset, kamu kurumları ve sermaye piyasaları arasındaki ilişkilerin sonucu olarak değerlendiriyor. Ellis’e göre 131 fonun tasfiyesine ve 455 bin 758 yatırımcının etkilenmesine yol açan kriz, Mehmet Şimşek’in yabancı yatırımcıları Türkiye’ye geri çekme çabaları açısından da ciddi bir sınav oluşturuyor.
Robert Ellis kimdir?
Robert Ellis, uzun yıllardır Türkiye siyaseti, ekonomisi ve dış politikası üzerine çalışan bir analist ve yorumcu. Danimarka ve uluslararası basında Türkiye üzerine düzenli olarak yazan Ellis, Atina merkezli Research Institute for European and American Studies’in (RIEAS) uluslararası danışmanları arasında yer alıyor. Daha önce Avrupa Parlamentosu bünyesindeki Turkey Assessment Group’a danışmanlık yaptı ve New York merkezli Gatestone Institute’ta kıdemli araştırmacı olarak görev aldı. Ellis halen Meltemi Investment’a da danışmanlık yapıyor.
Ellis, “The Great Turkish Rip-off” başlıklı son değerlendirmesinde Türkiye’deki fon krizini ülkenin son 40 yıllık siyasi-ekonomik dönüşümü içine yerleştiriyor.
Özal döneminden AKP’ye uzanan çizgi
Ellis analizine 1980'lerde Turgut Özal döneminde Türk ekonomisinin liberalleşmesiyle başlıyor.
Özal'ın “Benim memurum işini bilir” sözünün Türkiye'de kamu yönetimi ve siyaset anlayışında önemli bir dönüm noktasına dönüştüğünü savunan Ellis, 2000-2001 finansal krizine uzanan dönemde yolsuzluk ve denetim sorunlarının giderek ağırlaştığını öne sürüyor.
AKP'nin 2002'de iktidara gelirken kendisini “temiz” bir siyasi alternatif olarak sunduğunu hatırlatan Ellis, ancak kısa süre içinde eski uygulamaların devam ettiğini savunuyor.
Ellis, eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkındaki tartışmaları, milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılmamasını ve kamu ihale mevzuatında yapılan değişiklikleri bu görüşüne örnek gösteriyor.
Yazar ayrıca kamu ihale yasasının enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon gibi sektörlerde değiştirilmesinin iktidara yakın şirketlerin önünü açtığını savunuyor.
Ellis: Türkiye'nin ekonomik mucizesi sona erdi
Ellis'e göre AKP iktidarının ilk dönemindeki mali disiplin ve hızlı büyüme Türkiye açısından bir tür ekonomik mucize yarattı.
Ancak bu dönem zaman içinde sona erdi.
2023 seçimlerinin ardından ağırlaşan ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek'i yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı'na getirirken ekonomi yönetimi “rasyonel politikalara dönüş” mesajı verdi.
Şimşek daha sonra İngiltere ve ABD başta olmak üzere uluslararası yatırımcılarla yoğun temaslarda bulunarak Türkiye'ye yeniden yabancı sermaye çekmeye çalıştı.
Ellis'e göre bugün yaşanan fon krizi bu strateji açısından önemli bir gerileme anlamına geliyor.
Şimşek manipülasyon uyarısını aylar önce yapmıştı
Ellis, fon piyasasındaki sorunların tamamen sürpriz olmadığını hatırlatıyor.
Mehmet Şimşek geçen kasım ayında bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığının bilindiğini açıklamıştı.
Şimşek, bu alanda düzenleme ihtiyacının farkında olduklarını belirterek manipülasyonla mücadelenin daha da güçlendirileceğini söylemişti.
Haziran ayında ise küresel endeks sağlayıcısı MSCI, Türkiye hisse senedi piyasasında koordineli işlemler ve fiili dolaşım oranlarının hesaplanmasına ilişkin endişelere dikkat çekti.
Ellis'in aktardığına göre uluslararası kurumsal yatırımcılar, bazı küçük halka açık şirketlerle yakından ilişkili fonların sahip olduğu hisselerin fiili dolaşım oranlarını yapay biçimde yükselttiğinden endişe ediyordu.
SPK düzenlemesi dengeleri değiştirdi
Ağustos ayında Sermaye Piyasası Kurulu kapsamlı bir Fon Rehberi yayımladı.
Yeni düzenlemeler ilişkili taraf işlemleri, fon yoğunlaşması, değerleme yöntemleri ve serbest fonların faaliyetleri konusunda daha sıkı kurallar getirdi.
Ellis'e göre yeni düzenleme, portföylerinde likit olmayan hisseleri yoğun biçimde taşıyan bazı fonların yatırımcıların nakit taleplerini karşılayamaz hale gelmesine yol açtı.
İki portföy yönetim şirketinin fon iadelerini karşılayamaması piyasada çıkışları hızlandırdı.
SPK 17 Eylül'de müdahale ederek yedi portföy yönetim şirketinin yönettiği fonlarda işlemleri durdurdu ve yaklaşık 18 milyar dolarlık varlığa sahip 131 fonun tasfiyesine karar verdi.
Ellis'in aktardığı rakamlara göre süreçten 455 bin 758 yatırımcı etkileniyor.
Şimşek: Sistemik risk yok
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sorunlu fonların toplam yatırım fonu sektörünün yaklaşık %10'unu oluşturduğunu belirterek sistemik risk bulunmadığını savunuyor.
Ancak Ellis, piyasalardaki hasarın daha geniş olduğunu düşünüyor.
Bloomberg'in eylül ayında Borsa İstanbul şirketlerinde 18 yılın en sert aylık değer kaybına dikkat çektiğini hatırlatan Ellis, S&P Dow Jones Indices'ın da temmuz ayında Türkiye'yi gelişmekte olan piyasa statüsünden sınır piyasa statüsüne olası bir geçiş açısından izleme listesine aldığını belirtiyor.
“Güney Denizi Balonu'nu hatırlatıyor”
Ellis, Türkiye'deki fon krizini 1720 yılında İngiltere'de yaşanan ünlü South Sea Bubble – Güney Denizi Balonu ile karşılaştırıyor.
Yazara göre sistemin merkezinde düşük fiili dolaşıma sahip hisseler bulunuyor.
Bu hisselerin önemli bölümü fonlar tarafından satın alındıktan sonra koordineli işlemlerle fiyatları yükseltildi. Hızla artan fiyatların yarattığı yüksek getiri görüntüsü yeni yatırımcıları fonlara çekerken, yeni para girişleri değerlemeleri daha da yukarı taşıdı.
Ancak fiyatların gerçek ekonomik değerlerden uzaklaşması sistemin kırılganlığını giderek artırdı.
Özata Denizcilik örneği
Ellis bu mekanizmaya örnek olarak Özata Denizcilik hisselerini gösteriyor.
Şirketin piyasa değerinin bir aşamada 5 milyar dolara ulaştığını ve Türkiye'nin birçok büyük şirketinin değerini geride bıraktığını belirtiyor.
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin iddialarına da yer veren Ellis, eski bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın nisan ayında 63,4 milyon TL karşılığında aldığı hisseleri piyasa çökmeden önce yaklaşık 1,3 milyar TL'ye sattığını öne süren açıklamaları aktarıyor.
Bunlar Zeynel Emre tarafından dile getirilen iddialar olup, söz konusu rakamlar bağımsız bir yargı kararıyla kesinleşmiş bulgular değil.
Ellis, Kaya'nın daha sonra görevinden ayrıldığını ve kendisi ile eşinin malvarlıkları hakkında tedbir süreci başlatıldığını belirtiyor.
Ellis: Kriz Madoff skandalıyla yarışıyor
Ellis, Türkiye'nin önümüzdeki bir yıl içinde vadesi gelecek yaklaşık 250 milyar dolarlık dış borç ve yüksek enflasyonla mücadele ettiği bir dönemde fon krizinin ekonomiye yeni bir risk eklediğini savunuyor.
Yazar, krizin büyüklüğünü Bernie Madoff skandalıyla karşılaştırıyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamalarına da yer veren Ellis, soruşturmanın “Ponzi benzeri yöntemlerle vatandaşların birikimlerini hedef alan” yapıların üzerine gittiğini aktarıyor.
Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesine göre sermaye piyasası araçlarının fiyatı, fiyat hareketleri, arzı veya talebi konusunda yanlış veya yanıltıcı izlenim oluşturmayı amaçlayan işlemler piyasa dolandırıcılığı kapsamında değerlendirilebiliyor.
Ellis'in aktardığı verilere göre soruşturmalarda bugüne kadar 217 şüpheli hakkında işlem yapıldı; 56 kişi tutuklandı, 88 kişi ise adli kontrol altına alındı.
Eski MASAK yöneticisinden ağır iddia
Ellis'in yazısında yer verdiği en ağır değerlendirmelerden biri eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak'a ait.
Başak'ın daha önce çeşitli defalar risklere ilişkin uyarılarda bulunduğunu belirten Ellis, buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını savunuyor.
Başak, organize işlemlerin üst düzey siyasi ve bürokratik destek olmadan gerçekleştirilemeyeceğini öne sürüyor.
Bu değerlendirme Başak'ın iddiasını yansıtıyor; siyasi veya bürokratik kişilerin söz konusu işlemlere destek verdiğine ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.
Bir tarafta fon krizi, diğer tarafta geçim sıkıntısı
Ellis analizinin son bölümünde sermaye piyasalarındaki servet transferi tartışmasını Türkiye'deki gelir dağılımı ve geçim sıkıntısıyla yan yana koyuyor.
Türk-İş'in hesaplamasına göre Ankara'da dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken aylık minimum gıda harcamasını ifade eden açlık sınırı eylül ayında 37 bin 801 TL'ye yükseldi.
Buna karşılık aylık net asgari ücret 28 bin 75 TL, en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 TL seviyesinde.
Ellis ayrıca Nefes gazetesinin hesaplamasına göre düşük gelirli ailelerin temel yemeklerinden kuru fasulye ve pilavın maliyetinin son altı yılda yaklaşık %1.500 arttığını aktarıyor.
Ellis'in sorusu: Ekonomik öfke siyasi tepkiye dönüşecek mi?
Ellis, analizini Türkiye'deki ekonomik ve siyasi sistem konusunda giderek büyüdüğünü düşündüğü toplumsal hoşnutsuzluğa dikkat çekerek tamamlıyor.
Suzy Hansen'ın From Life Itself adlı çalışmasına atıfta bulunan Ellis, AKP döneminde oluştuğunu savunduğu servet ve güç dağılımının sıradan vatandaşlar arasında öfkeyi artırdığını ileri sürüyor.
Yazara göre fon skandalı bu tartışmaya yeni bir boyut ekliyor: Bir tarafta yüz binlerce yatırımcının fonlardaki birikimlerinin geleceği tartışılırken, diğer tarafta milyonlarca çalışan ve emekli temel yaşam maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor.
Ellis'in analizinin sonunda ortaya koyduğu temel siyasi soru ise şu:
Türkiye'de ekonomik sisteme karşı büyüyen toplumsal hoşnutsuzluk siyasi bir harekete dönüşebilecek mi?
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




