NYT sordu, altı uzman yanıtladı: İran’ı ne bekliyor?
Ayetullah Ali Hamaney ‘in öldürüldüğü, ABD-İsrail koalisyonunun İran’a açtığı savaşın ikinci haftasında New York Times
11 Mart 2026

Yavuz Baydar Ayetullah Ali Hamaney ‘in öldürüldüğü, ABD-İsrail koalisyonunun İran’a açtığı savaşın ikinci haftasında New York Times altı uzmanın görüşlerini bir araya getirdi.
Soru basit, ama yanıtlar karmaşık: İran’ı ne bekliyor?
Altı farklı analitik perspektiften çıkan tablo, hem ürkütücü hem de sürükleyici, bulanık bir tablo sunmakta. Uzmanlar bazı kritik noktalarda hemfikir. Ama asıl tartışmalı meseleler, tam da savaşın seyrini belirleyecek olan sorularda düğümleniyor.
Altı yazarın neredeyse tamamının üzerinde birleştiği asıl nokta, dışarıdan dayatılacak herhangi bir çözümün İran’da meşruiyet zemini bulamayacağı gerçeği.
Brown Ü niversitesi Watson School ’un kıdemli araştırmacısı, All the Shah ’ s Men: An American Coup and the Roots of Middle East Terror ( “ Şah’ın Adamları: Bir Amerikan Darbesi ve Orta Doğu Terörünün Kökleri”) ve Reset: Iran, Turkey, and America ’ s Future ( “ Sil Baştan: İran, Türkiye ve Amerika’nın Geleceği”) kitaplarının yazarı Stephen Kinzer meseleyi tarihin derinliklerini çerçeveleyen bir bağlamda ele alıyor: “İran’ın modern tarihi, hatta kadim tarihinin büyük bir b ö lümü, mükerrer yabancı müdahaleler tarafından biçimlendirildi. Bu durum, toplumsal belleği derinden yaralamıştır. Aşırı koşullar altında bile pek ç ok İranlı, ülkelerini şekillendirme iddiasındaki dış güçlere karşı içgüdüsel bir direniş g ö stermekte. Bu tarih boyunca, dışarıdan dayatılan herhangi bir lider ya da rejim — bu kişi ülkeyle derin bağları olan biri bile olsa — yabancı güçlerin aracı olarak g ö rülecektir. ABD ve İsrail ’ in onayıyla iktidara gelecek herhangi bir rejim ya da lider ülkeyi y ö netmekte muazzam güçlük çekecektir.”
1953 darbesini, Musaddık’ın devrilişini ve ardından başlayan çeyrek asırlık baskı dönemini hatırlatan Kinzer, “ Ş ah ’ın oğlu Reza Pehlevi, bu damgayı hiçbir zaman silemeyecektir,” diye ekliyor.
Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil aynı çıkmazı daha güncel bir çerçevede ele alıyor: “ Trump y ö netiminin zamanlaması, karmaşık hedefleri ve askeri zorlamaya dayanan yaklaşımı, İran halkını başarısızlığa mahk û m etti. VMevcut İran muhalefeti ise bu d ö neme paramparça bir halde giriyor. Reza Pehlevi ’ yi destekleyen monarşistler, sürgündeki militan muhalif ö rgüt Mücahidin-i Halk ve Kürt ile diğer etnik partiler son yıllarda aralarında k ö prü kurmaya çalıştılar. Ancak bu çabalar ideolojik rekabetler, tarihsel husumetler ve meşruiyet iddialarındaki çatışmalar nedeniyle yarım yamalak durumda. Bugün, rejimin istikrarsızlığını tutarlı bir siyasi geçişe d ö nüştürmeye hazır olunsa dahi birleşik bir muhalefet yapısı yok. Ertesi gün”e dair bir plan yok, bir vizyon yok, ö ne çıkmaya hazır bir ö rgüt yok.”
Bu savaş siyasi manzarayı muhalefet güçlerinin ö rgütlenebileceğinden çok daha hızlı bir şekilde yeniden şekillendiriyor. Rejime karşı çıkanlar, demokratik açılımları mümkün kılan uzlaşma ve uzlaştırma gibi yavaş siyasi çalışmaları yapacak zamana, desteğe sahip olamadılar, kendilerini apar topar bir koşuşturmada buldular.
Bugünkü trajedi şu: Pek ç ok İranlının umut ettiği bu tarihi fırsat, onu yakalayacak siyasi mimari inşa edilmeden ç ok ö nce geldi.
Bu, İran ’ da demokrasinin bir hayal ürünü olduğu anlamına gelmiyor. İslam Cumhuriyeti kriz içindeyken, İran ’ da demokratik bir geçiş hâlâ düşünülebilir durumda. Ancak bu fı rsat daral ıyor. Muhalefet, farklılıklarını bir kenara bırakı p çoğulcu bir koalisyon kurmalı; mevcut güvenlik yapısının fraksiyonlarıyla ilişki kurmalı ve en ö nemlisi ABD, b ö lgesel güçler ile her şeyden ö nce İran halkını n deste ğini almalı.”
California State Ü niversitesi tarih profesörü Afshin Matin-Asgari de muhalefet dayanışmasına dair uyarılar sunuyor, ama daha iyimser bir çerçeve sunuyor: “ Mir Hüseyin Musavi gibi isimler ile İran ’ da sanal ev hapsinde tutulan ve politik olarak kenara itilmiş eski reformist cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, hâlâ siyasi sermayeye sahip ve bir geçiş konseyinde yer alabilirler. Eski içişleri bakan yardımcısı ve popüler bir politikacı olan, geniş çapta saygı g ö ren siyasi tutuklu Mustafa Tajzadeh ile İslam Cumhuriyeti ’ nin diğer açık s ö zlü eleştirmenleri de bu sürece dahil olabilir.”
“ Başarı şansı en yüksek olan yol İran diasporasının Trump ’ tan İran’ı silah zoruyla kurtarmasını teşvik etmek yerine, ülke içinden gelen barışçıl değişim taleplerini yükseltmesi. Bütün bunların tutunabilmesi için bu korkunç ve anlamsız savaşın bir an ö nce durması şart.”
Peki, rejim direniyor mu, çöküyor mu?
İşte tam bu noktada uzmanlar birbirinden keskin biçimde ayrılıyor. Quincy Institute ‘ün kurucu üyesi ve Başkan Yardımcısı Trita Parsi rejimin sanıldığından çok daha dayanıklı olduğu görüşünde: “ Rejimin dirençli çıkması herhalde şaşırtıcı değil. Anketlere g ö re çoğu İranlı arasında derin bir popülerlik kaybı yaşasa da, teokrasi milyonlarca insanı n deste ğini korumakta. Devrimci devlet zaten kalıcı olmak üzere tasarlanmıştı. İslam Devrim Muhafızları 1979 ’ da devrimcilerin devirdikleri monarşiye sadık kalacağından korktukları İran Ordusu ’ na karşı devrimi korumak için kuruldu. Daha geniş siyasi ve güvenlik yapısı ise liderlik üyeleri ö ldürülse bile sürekliliği sağlamak için yedeklemeler içeriyor.”
“ Kilit noktalarda askeri ve siyasi g ö revler için yedekler — bazı durumlarda komuta zincirinin tam beş kademe aşağısına kadar — ö nceden belirlenmişti. Merkezi komuta yapısı çö kerse h ükümetin aksamadan işlemesi için eyalet valilerine cumhurbaşkanına denk yetkiler tanındı. Yerel askeri komutanlar da Tahran ’ dan emir beklemeden karar alma yetkilendirildi.”
Trump, İran teokrasisi içinden — Venezuela ’ da olduğu gibi — firarlar bekliyor gibi g ö rünüyor. Bu muhtemelen bir ham hayal. Herhangi bir potansiyel firarcı da Trump’ın Venezuela modelini kabul edilemez bulacaktır. Washington ’ un Venezuela ’ yı İsrail ’ e petrol satmaya zorlayacak: İran ’ da bazı kesimlerce durum b ö yle algılanıyor. İran sisteminde güvenilir bir liderin — diğerlerini yanına çekebilecek ve güvenlik yapısını bütün tutabilecek birinin — sadece iktidarı korumak adına İran’ın y ö neliminde b ö ylesine k ö klü bir değişimi kabul etmesi hayal etmek zor.”
Buna karşılık International Crisis Group İran Proje Direktörü Ali Vaez gelişmeleri daha dinamik bir tabloya yerleştiriyor.
Ona göre belirleyici olan, savaşın sonunda kimin ayakta kalacağı: “ Eğer İslam cumhuriyetinin kurumsal yapısı ayakta kalırsa, seçilen yeni lider Hamaney ’ in onlarca yılda biriktirdiği otoriteden, ağlardan ve zorlayıcı kaldıraçlardan yoksun, zayıf bir konumda işe başlamış olacak.”
ABD ve İsrail rejimin üst kademelerini daha da çö kertirse — Larijani ve Ghalibaf gibi isimleri tasfiye ederse — tablo de ğişir. İranlıların bazılarının “ Bonaparte senaryosu” dediği bir olasılık ortaya çıkar: Devrim Muhafızları içinden Napolyonvari bir güçlü adam yükselir, kolordunun kalan siyasi ve ekonomik çıkarlarını konsolide eder. B ö ylesi bir figür muhtemelen siyasi kontrolü sıkılaştırırken ekonomiyi temkinli biçimde liberalleştirir ve dış dünyayla ilişkileri onarır.”
Vaez , karamsar bir senaryoyu da ekliyor: “ Devrim Muhafızları’nda hiçbir tekil figürün onu kontrol edecek meşruiyete sahip olamayacağı da d üşünülebilir. Bu durumda rakip fraksiyonlar, küçülen ganimetler için yarışa girer ve ülkeyi Libya ya da Sudan’ı andıran bir iç çatış ma d ö ngüsüne sürükler; burada merkezi otoritenin çöküşü, alttan gelen istikrarsızlıkla birleşerek tam bir parçalanmaya yol açar.”
International Crisis Group Körfez ve Arabistan Yarımadası Proje Direktörü Yasmine Farouk analizini geniş bir coğrafi çerçeveye oturtuyor ve alarm zillerini çalıyor: “İ ran çökerse, zaten bulanık olan Pakistan-Afganistan sınırlarında şiddet koridoru ile uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı oluş mas ını hayal etmek zor değil. Yaklaşık 90 milyon nüfuslu bir ülkede devletin çöküşü, komşularını ve Avrupa ’ yı hızla ezecek potansiyelde bir göç krizini tetikleyebilir ve on yıldan fazla ö nce başlayan Suriyeli mülteci krizini g ö lgede bırakır.
Bir haftada bu savaş zaten K ö rfez ekonomilerini, enerji altyapısını ve küresel piyasaları etkiledi. Avrupa ve NATO ’ yu sınırlı da olsa iç ine çekti, Sri Lanka açıklarındaki sulara kadar uzandı. Devlet çökerse, daha fazla yansımaların yerel sınırlarda kalması beklenecek bir ş ey de ğ il.
Parçalanmış, silahlı ve ö fke dolu bir İran, b ö lgeye ya da dünyanın ekonomisi ve düzene en son ihtiyacı olan şeydir; İran halkının da hak ettiğ i son şeydir. Ama bu plansız savaşın en trajik sonucu olma riskini taşıyor.”
Bu ihtimal, tartışmalarda şimdilik en az değinilen ama belki de en kalıcı hasarı önceden ilan eden bir boyut.
Altı yazarın paylaştığı en derin ortak zemini ise yine Matin-Asgari dile getiriyor: “İranlılar harap olmuş evlerini onarmaya d ö nebilmeli ve geleceklerini tam egemenlik ile barış içinde — dışarıdan herhangi bir müdahale olmaksızın — kendileri belirleyebilmeli.”



