Mohamed El-Erian: Küresel ekonomi bilinmeyen bir sona doğru ilerliyor
El-Erian'a göre küresel ekonomi sonu belirsiz bir dönüşümden geçiyor. Jeopolitik parçalanma, YZ yatırımları, borç ve tükenen tamponlar riskleri artırıyor.
11 Ağustos 2026

Ünlü ekonomist Mohamed El-Erian’a göre dünya ekonomisi, sonunun nereye varacağı henüz belli olmayan köklü bir dönüşümden geçiyor. Jeopolitik parçalanma, ticaret ve yaptırımların silaha dönüşmesi, YZ yatırımlarındaki devasa sermaye harcamaları ve yükselen borç yükü eski ekonomik düzenin varsayımlarını geçersiz kılıyor. El-Erian, şirketlerin ve yatırımcıların artık tek bir ana senaryoya güvenmek yerine dayanıklılık, çeviklik ve alternatif hareket alanı yaratmaya odaklanması gerektiğini savunuyor.
Küresel ekonominin onlarca yıldır üzerine kurulduğu temel varsayımlardan biri sarsılıyor.
Mohamed El-Erian’a göre şirketler, yatırımcılar ve politika yapıcılar uzun süre ekonomik ve finansal şokların geçici ve döngüsel olduğuna inandı. Krizlerin ardından ekonomilerin yeniden kişi başına gelir artışı, küreselleşme ve giderek bütünleşen finansal piyasalarla tanımlanan uzun vadeli rotasına döneceği varsayıldı.
Ancak jeopolitik gerilimler, ekonomik ilişkilerin siyasi silahlara dönüştürülmesi ve yeni teknolojilerin hızlı yükselişi artık bu paradigmayı değiştiriyor.
El-Erian’ın temel mesajı şu: Küresel ekonominin yalnızca geçici bir şok yaşamadığını, sistemin kendisinin dönüşmekte olduğunu kabul etmek gerekiyor. Üstelik yeni sistemin nasıl görüneceği henüz bilinmiyor.
Coğrafya ekonomik silaha dönüşüyor El-Erian, yeni dönemin ilk önemli özelliğini jeopolitik ilişkilerde görüyor.
Soğuk Savaş sonrasındaki sürtünmesiz küreselleşme dönemi yerini, ülkelerin ekonomik bağımlılıkları siyasi güç unsuru olarak kullandığı daha parçalı bir düzene bırakıyor.
Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'deki deniz taşımacılığı sorunlarından kritik mineral tedarik zincirleri üzerindeki mücadeleye kadar küresel ticaretin fiziksel damarları giderek jeopolitik rekabetin parçası haline geliyor.
Ancak bu dönüşümün nereye ulaşacağı belli değil.
Dünya daha sınırlı ve yönetilen bir küreselleşme modeline mi geçecek, birbirinden kopuk ekonomik bloklara mı ayrılacak, yoksa eski çok taraflı ticaret düzeninin bazı unsurlarını yeniden mi inşa edecek? El-Erian'a göre bugün bu soruların hiçbirinin kesin yanıtı bulunmuyor.
Şirketler ise yanıtı bekleyemiyor.
Deniz taşımacılığı rotalarının değiştirilmesi ve yüksek risk primleri, çok uluslu şirketleri yıllardır benimsedikleri düşük maliyetli “tam zamanında” (just-in-time) tedarik modelinden uzaklaştırıyor. Bunun yerine daha pahalı ancak daha dayanıklı “her ihtimale karşı” (just-in-case) stok ve tedarik sistemleri kuruluyor.
Bunun bedeli ise daha yüksek maliyet ve daha düşük verimlilik.
Tarifeler ve yaptırımlar artık ekonomik silah İkinci büyük dönüşüm ekonomik politika araçlarında yaşanıyor.
Gümrük tarifeleri, yaptırımlar, yatırım kısıtlamaları ve ihracat ambargoları geçmişte uluslararası ekonomik sistemin istisnai araçları olarak görülürken artık jeopolitik rekabetin rutin unsurları haline geliyor.
El-Erian’a göre ulusal güvenlik kaygılarının ekonomik verimliliğin önüne geçmesi, küresel sermayenin nereye yönlendirileceğine ilişkin hesapları da temelden değiştiriyor.
Bir zamanlar sistemin nispeten sabit parametreleri olan ticaret kuralları ve sermaye hareketleri artık başlı başına oynak değişkenlere dönüşmüş durumda.
Bu durum özellikle uzun vadeli yatırım yapan şirketler açısından planlamayı çok daha zorlaştırıyor.
Üçüncü büyük belirsizlik: YZ yatırımları El-Erian'ın dikkat çektiği üçüncü yapısal değişim ise YZ yarışının yarattığı dev sermaye harcaması dalgası.
Teknoloji devleri ve geleneksel şirketler veri merkezlerine, bilgi işlem altyapısına ve YZ uygulamalarına yüz milyarlarca dolar yatırıyor.
Ancak henüz yanıtlanmamış kritik bir soru bulunuyor: Bu dev yatırımlar ne zaman ve hangi ölçüde paraya çevrilebilir verimlilik artışına dönüşecek?
Rekabetin gerisinde kalmanın maliyetinden korkan şirket yönetimleri, yatırım sermayesinden elde edecekleri getirinin ne olacağını tam olarak bilmeden tarihi büyüklükte harcamalara onay veriyor.
Üstelik bütün bu yatırımların finanse edilmesi gerekiyor.
El-Erian'a göre şirketlerin sermaye talebi, zaten büyük bütçe açıklarını finanse etmek zorunda olan devletlerin borçlanma ihtiyacıyla rekabet etmeye başladı. Bu durum sermaye maliyetlerinin yükselmesi açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Küresel ekonomiyi bugüne kadar ne korudu?
Bütün bu risklere rağmen küresel ekonomi ve tahvil piyasaları şimdiye kadar büyük kazalardan kaçınmayı başardı.
El-Erian bunun arkasında birkaç önemli tampon bulunduğunu düşünüyor.
Bunların başında ABD ekonomisinin dinamizmi geliyor. ABD'nin büyüme ve inovasyondaki güçlü performansı, Çin ve Avrupa'daki yapısal yavaşlamanın küresel ekonomi üzerindeki etkisini kısmen telafi ediyor.
İkinci önemli unsur finans piyasalarının kendi likiditesini yaratabilmesi oldu.
2021 sonrasındaki parasal sıkılaşmaya rağmen şirketlerin güçlü nakit pozisyonları ve yeni finansal araçlar kredi akışının devam etmesine yardımcı oldu.
Fiziki stoklar da benzer bir tampon görevi gördü. Özellikle enerji piyasalarında stratejik rezervler ve rafine ürün piyasalarındaki esneklik, jeopolitik arz şoklarının etkisini sınırladı.
Ancak tamponlar tükeniyor El-Erian'ın asıl uyarısı burada başlıyor.
Küresel ekonominin dayanıklılığını sağlayan faktörlerin hepsi kalıcı değil.
Petrol stokları onlarca yılın en düşük seviyelerine gerilerken finansal sistemin kendi yarattığı likiditenin de sınırsız olmadığı görülüyor. Yüksek kaldıraç kullanan bazı fonlarda yaşanan zorunlu satışlar, piyasalardaki kırılganlığın ilk işaretleri olarak değerlendiriliyor.
El-Erian'a göre bir noktada gevşek maliye politikaları ve dev şirket yatırımları; yükselen borç yükleri, aşırı finansal kaldıraç ve yüksek faizlerle çarpışacak.
Dolayısıyla bugüne kadar küresel ekonomiyi koruyan tamponların gelecekte aynı ölçüde etkili olacağı varsayılamaz.
Tek bir ekonomik tahmine güvenme dönemi sona eriyor El-Erian bu nedenle şirketlerin, hükümetlerin ve yatırımcıların stratejilerini tek bir temel ekonomik senaryoya göre kurmasının giderek tehlikeli hale geldiğini düşünüyor.
Eskiden büyüme, enflasyon, faiz ve ticaret için bir “baz senaryo” oluşturmak ve kararları buna göre almak yeterli olabiliyordu.
Yeni dünyada ise farklı sonuçlara hazırlıklı olmak gerekiyor.
Bu nedenle üç kavram giderek daha önemli hale geliyor: Dayanıklılık, çeviklik ve opsiyonellik.
Şirketlerin alternatif tedarik zincirleri oluşturması, yatırımcıların portföylerinde daha geniş güvenlik marjları bırakması ve hükümetlerin beklenmedik şoklara karşı hareket alanını koruması gerekecek.
El-Erian: Yeni normal daha oynak olacak El-Erian'ın çizdiği tablo bir küresel çöküş tahmini değil. Ancak eski ekonomik düzenin sağladığı öngörülebilirliğin kaybolduğuna ilişkin güçlü bir uyarı niteliğinde.
Küresel sistem bugün kısmen borçla finanse edilen kamu harcamaları, güçlü piyasa likiditesi ve daha önce oluşturulmuş fiziki stok tamponları sayesinde yoluna devam ediyor.
Fakat bu tamponlar zayıfladıkça önümüzdeki aylar ve yıllarda ekonomik ve finansal oynaklığın artması beklenebilir.
Üstelik sonuçlar herkes için aynı olmayacak.
Ülkeler, sektörler, şirketler ve finansal varlıklar arasındaki performans farklarının büyümesiyle yeni düzen çok daha belirgin kazananlar ve kaybedenler yaratabilir.
El-Erian'a göre küresel ekonominin ulaşacağı nihai noktanın bilinmemesi artık geçici bir sorun değil, başlı başına “yeni normalin” bir parçası.
Bu ortam büyük riskler taşıyor. Ancak değişime erken uyum sağlayan şirketler ve yatırımcılar açısından aynı zamanda önemli fırsatlar yaratabilir.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.



