Küresel ticaret 35 trilyon dolarla rekor kırdı: Ancak dünya ekonomisinde ayrışma derinleşiyor
Küresel ticaret 2025'te 35 trilyon dolarla rekor kırdı. UNCTAD ve WEF, teknoloji engelleri, ticari parçalanma ve YZ yatırım risklerine dikkat çekti.
10 Ekim 2026

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Kuruluşu (UNCTAD), küresel ticaretin 2025 yılında 35 trilyon dolara ulaşarak tarihi rekor kırdığını açıkladı. Ancak dünya ticaretindeki büyüme, gelişmekte olan ülkelere eşit ölçüde yansımıyor. Yarı iletkenler, yapay zekâ ve temiz enerji gibi stratejik sektörlerde yükselen giriş engelleri, küresel ekonomide yeni bir ayrışma yaratıyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) araştırması ise ticari parçalanmanın artmasına rağmen uluslararası ticaret hacminin büyümeye devam edebileceğini ortaya koyuyor.
Küresel ticarette tarihi rekor: 35 trilyon dolar
Jeopolitik çatışmalar, ticaret savaşları ve korumacı ekonomi politikalarına rağmen dünya ticareti büyümeye devam ediyor.
UNCTAD'ın cuma günü açıkladığı verilere göre küresel ticaretin toplam değeri 2025 yılında 35 trilyon dolara ulaşarak tarihi zirvesini gördü.
Ancak kuruluş, bu rekorun dünya ekonomisindeki yapısal sorunları gizlememesi gerektiği uyarısında bulundu.
Küresel ticaret büyürken özellikle gelişmekte olan ülkelerin yeni teknolojilere, stratejik sektörlere ve uluslararası yatırım akımlarına erişimi giderek zorlaşıyor.
UNCTAD'a göre dünya ekonomisinde rekabetin temel belirleyicileri de değişiyor.
Geçmişte düşük iş gücü maliyetleri, ucuz üretim ve geniş tüketici pazarlarına erişim uluslararası yatırımların başlıca nedenleri arasında yer alıyordu.
Bugün ise sermaye giderek daha fazla yüksek teknoloji, enerji güvenliği ve stratejik üretim alanlarına yöneliyor.
Bu dönüşüm, küresel ticaretin büyümesine rağmen kazançların ülkeler arasında daha eşitsiz dağılmasına neden oluyor.
Ucuz iş gücünün yerini teknoloji rekabeti aldı
UNCTAD'ın üst düzey yetkililerinden Anastasia Nesvetailova, uluslararası yatırımların niteliğinde köklü bir değişim yaşandığını belirtti.
Nesvetailova'ya göre şirket yatırımlarının artık yalnızca küçük bir bölümü düşük iş gücü maliyetleri gibi geleneksel unsurlar tarafından yönlendiriliyor.
Sermaye akımları giderek stratejik sektörlerde yoğunlaşıyor.
Bu sektörlerin başında yarı iletkenler, yapay zekâ (YZ), temiz enerji ve ileri bilgi işlem teknolojileri geliyor.
Ancak söz konusu alanlarda faaliyet göstermek, geleneksel imalat sektörlerine kıyasla çok daha yüksek sermaye, teknoloji ve uzmanlık gerektiriyor.
UNCTAD, bu sektörlerde pazara giriş engellerinin hem yüksek olduğunu hem de giderek arttığını vurguluyor.
Gelişmekte olan ülkelerin önemli bir bölümü, gerekli teknolojik altyapıya ve finansman kaynaklarına erişmekte zorlanıyor.
Böylece küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değer yaratan faaliyetler sınırlı sayıda ülkede ve büyük teknoloji şirketlerinde yoğunlaşabiliyor.
İhracat kontrolleri ve yatırım kısıtlamaları artıyor
UNCTAD, gelişmekte olan ülkelerin stratejik sektörlere erişimini zorlaştıran üç temel eğilime dikkat çekti.
Bunlar ihracat kontrollerinin yaygınlaşması, yabancı yatırımların daha sıkı denetlenmesi ve uluslararası tedarik zincirlerine katılım için getirilen yeni koşullar.
Özellikle gelişmiş ekonomiler, stratejik teknolojilerin ihracatını ulusal güvenlik gerekçeleriyle daha yakından kontrol ediyor.
Yabancı şirketlerin kritik sektörlere yatırım yapması da giderek daha kapsamlı incelemelere tabi tutuluyor.
Bunun yanında büyük üreticiler, tedarikçilerinden teknolojik yeterlilik, güvenlik ve üretim süreçleri konusunda daha fazla koşulu yerine getirmelerini istiyor.
UNCTAD'a göre bu gelişmeler, gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonominin en hızlı büyüyen alanlarına katılmasını zorlaştırıyor.
Dolayısıyla ticaretin toplam değerinin artması, bütün ülkelerin yeni ekonomik fırsatlardan aynı ölçüde yararlandığı anlamına gelmiyor.
İran savaşı ticaret değerlerini yükseltiyor
UNCTAD, 2026 yılında küresel ticaretin parasal değerini etkileyen önemli faktörlerden birinin enerji fiyatlarındaki yükseliş olduğunu belirtti.
ABD ile İran arasındaki savaşın yol açtığı küresel enerji şoku, petrol ve diğer enerji ürünlerinin fiyatlarını artırdı.
Bu durum, uluslararası ticaretin dolar cinsinden değerini yukarı taşıyor.
Ancak kuruluşun değerlendirmesi, ticaretin parasal değerindeki artış ile fiziksel ticaret hacmindeki büyümenin birbirinden ayrılması gerektiğine işaret ediyor.
Enerji fiyatlarının yükselmesi, aynı miktarda petrol veya doğal gazın daha yüksek bedelle ticarete konu olması anlamına geliyor.
Dolayısıyla küresel ticaretin dolar cinsinden büyümesi, her zaman dünya ekonomisinde aynı oranda üretim veya mal hareketi artışı yaşandığını göstermiyor.
Enerji şokunun bir diğer etkisi ise ithalatçı ülkelerin maliyetlerini yükseltmesi.
Özellikle enerji ithalatına bağımlı gelişmekte olan ekonomiler, artan ithalat faturaları nedeniyle dış finansman ve enflasyon baskılarıyla karşılaşabiliyor.
ABD-Çin ticareti yüzde 20'den fazla geriledi
Küresel ticaretin coğrafi yapısı da hızla değişiyor.
UNCTAD verilerine göre Çin ile ABD arasındaki ticaret, 2024 yılından bu yana yüzde 20'den fazla geriledi.
İki büyük ekonomi arasındaki ticari ilişkiler zayıflarken, Doğu Asya ülkeleri hem Çin hem de Kuzey Amerika ile ticaret bağlantılarını genişletiyor.
Bu gelişme, küresel üretim ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğini gösteriyor.
Şirketler, doğrudan ABD-Çin ticaretine bağımlılıklarını azaltmak amacıyla farklı üretim ve tedarik merkezlerine yönelebiliyor.
Ancak bu dönüşüm, küreselleşmenin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor.
Aksine, ticaret akımları yeni güzergâhlar ve farklı ülkeler üzerinden devam ediyor.
Dünya ekonomisinde giderek daha belirgin hale gelen eğilim, ticaretin ortadan kalkmasından çok, siyasi ve ekonomik bloklar arasında yeniden düzenlenmesi.
Asya dünya büyümesinin yüzde 60'ını sağlayacak
UNCTAD'a göre dünya ekonomisindeki yavaşlamaya rağmen Asya, küresel büyümenin temel motoru olmayı sürdürüyor.
Nesvetailova, Asya ülkelerinin 2026 yılında dünya ekonomik büyümesinin yaklaşık yüzde 60'ını sağlayacağını açıkladı.
Kuruluşun hızlı büyüyen ekonomiler arasında gösterdiği ülkeler şunlar:
Çin, Hindistan, Endonezya ve Vietnam
Kırgızistan, Moğolistan, Tacikistan ve Özbekistan
Özellikle Hindistan ve Güneydoğu Asya ekonomileri, üretim kapasitesi, iç talep ve uluslararası ticaret bağlantıları sayesinde dikkat çekiyor.
Bölgedeki bazı ülkeler, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılmasından da yararlanıyor.
Bununla birlikte UNCTAD, Asya'daki başarılı örneklerin gelişmekte olan ülkelerin genel durumunu temsil etmediğini vurguladı.
Küresel Güney'in büyük bölümü geride kalıyor
UNCTAD'a göre birkaç Asya ekonomisi dışında Küresel Güney ülkelerinin önemli bir bölümü dünya ekonomisindeki dönüşüme ayak uydurmakta zorlanıyor.
Büyüme hızlarının düşmesi, finansal risklerin artması ve kalkınma finansmanının baskı altında kalması bu ülkelerin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlar arasında.
Stratejik sektörlere giriş için gereken yüksek yatırım tutarları, teknolojiye erişim kısıtlamaları ve finansman maliyetleri ekonomik ayrışmayı derinleştiriyor.
Kuruluş, gelişmekte olan ülkelerin küresel ticaretten daha fazla pay alabilmesi için uzun vadeli sanayi politikalarına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
UNCTAD'ın önerileri arasında yerli sanayilerin desteklenmesi, mesleki eğitim ve araştırma kapasitesinin artırılması bulunuyor.
Ayrıca yabancı yatırımların yerel tedarikçilerle bağlantılı hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Böylece yabancı sermayenin yalnızca üretim kapasitesi oluşturması değil, yerel ekonomiye teknoloji, bilgi ve katma değer aktarması da hedefleniyor.
WEF: Dünya ekonomisinde parçalanma devam edecek
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) küresel ekonomik görünüm araştırması da uluslararası ekonomide benzer eğilimlere dikkat çekiyor.
Rapora göre küresel ekonomik beklentilerde sınırlı bir iyileşme yaşanıyor.
Ancak jeopolitik çatışmalar, ticaret kısıtlamaları ve ekonomik bloklaşma önemli riskler olmaya devam ediyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 77'si gelecek bir yıl içinde dünya ekonomisindeki parçalanmanın daha da artmasını bekliyor.
Buna karşılık yüzde 67'si küresel ticaret hacminin büyüyeceğini öngörüyor.
Katılımcıların yüzde 83'ü ise Çin'in ihracatının artmasını bekliyor.
Bu sonuçlar, dünya ticaretinde dikkat çekici bir ikili yapıya işaret ediyor.
Bir tarafta ülkeler arasındaki siyasi ve ekonomik ayrışma derinleşirken, diğer tarafta uluslararası mal ve hizmet ticareti genişlemeye devam edebiliyor.
Dolayısıyla küresel ticaretin büyümesi, uluslararası ekonomik ilişkilerin daha uyumlu hale geldiği anlamına gelmiyor.
YZ yatırımlarında aşırı kapasite riski
WEF raporunda öne çıkan bir diğer başlık, YZ ve veri merkezi yatırımlarındaki hızlı büyüme oldu.
Araştırmaya göre YZ altyapısının genişlemesi, enerji üretimi ve fiziksel altyapı yatırımlarında büyük artışlar gerektirecek.
Katılımcıların yüzde 83'ü nükleer enerji yatırımlarının artmasını bekliyor.
Yenilenebilir enerji yatırımlarında artış bekleyenlerin oranı yüzde 80, fosil yakıtlarda artış bekleyenlerin oranı ise yüzde 70.
Bu beklentiler, YZ teknolojilerinin yalnızca yazılım ve yarı iletken sektörlerini değil, küresel enerji sistemini de dönüştürme potansiyeli taşıdığını gösteriyor.
Ancak hızlı yatırım artışı beraberinde yeni riskler getiriyor.
WEF araştırmasına katılanların yüzde 42'si, gelecekteki talebe ilişkin belirsizlik nedeniyle YZ bağlantılı altyapıya aşırı yatırım yapılması riski bulunduğunu düşünüyor.
Veri merkezleri ve enerji altyapısına yönelen sermayenin beklenen getirileri sağlayamaması, şirket bilançoları ve finansal piyasalar üzerinde baskı yaratabilir.
Bu nedenle YZ yatırımlarının büyüklüğü kadar, ekonomik verimliliği ve gelecekteki talep ile uyumu da önem kazanıyor.
Hindistan ve Güneydoğu Asya öne çıkıyor
WEF'in bölgesel değerlendirmelerinde büyüme beklentilerinin en güçlü olduğu bölgeler Hindistan ve Güneydoğu Asya olarak öne çıkıyor.
Çin, Avrupa ve ABD'ye ilişkin beklentiler ise büyüme, enflasyon ve ekonomi politikalarındaki gelişmelere bağlı olarak farklılaşıyor.
Araştırma, dünya ekonomisinin önceki dönemlere kıyasla görece daha istikrarlı bir görünüm sergilediğini belirtirken, risklerin ortadan kalkmadığını vurguluyor.
Yaşam maliyetleri üzerindeki baskılar, jeopolitik gerilimler, ticaret ve yatırım kısıtlamaları, kamu maliyesindeki sınırlı hareket alanı ve hızlı teknolojik değişim başlıca kırılganlıklar arasında gösteriliyor.
WEF'e göre ülkelerin ekonomik faaliyetlerini çeşitlendirmesi, tedarik zincirlerini güçlendirmesi ve teknoloji, yenilikçilik, enerji ile altyapıya yatırım yapması, gelecekteki şoklara karşı dayanıklılığı artıracak.
Küresel ticarette yeni dönem: Daha fazla ticaret, daha sert rekabet
UNCTAD ve WEF'in değerlendirmeleri, küresel ekonomide önemli bir dönüşüme işaret ediyor.
Dünya ticareti 35 trilyon dolarla tarihi rekor kırarken, ticaretin yönü, niteliği ve kazançların dağılımı değişiyor.
Geleneksel maliyet avantajlarının önemi azalırken teknolojiye erişim, enerji güvenliği, stratejik üretim kapasitesi ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı daha belirleyici hale geliyor.
ABD ile Çin arasındaki ticaretin gerilemesi ve Asya'nın dünya büyümesindeki ağırlığının artması, bu değişimin en görünür sonuçları arasında.
Ancak gelişmekte olan ülkelerin büyük bir bölümü, yüksek teknoloji sektörlerine erişimdeki engeller ve finansman sorunları nedeniyle bu dönüşümden yeterince yararlanamıyor.
İki kuruluşun raporlarından çıkan temel sonuç, küresel ticaretin büyümeye devam edeceği ancak bu büyümenin giderek daha parçalı, teknoloji odaklı ve eşitsiz bir ekonomik yapı içinde gerçekleşeceği yönünde.
Bu ortamda ülkelerin başarısı yalnızca ne kadar ihracat yaptıklarına değil, küresel değer zincirlerinin hangi aşamalarında yer alabildiklerine de bağlı olacak.
UNNews, WEF
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




