Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Dünya

Küresel Siyasi Görünüm Q3 2026: İran’da kırılgan diplomasi, Çin’de istikrar, Ukrayna’da savaş 2027’ye uzuyor

Q3 2026 görünümünde ABD-İran diplomasisi için %60 olumlu senaryo öne çıkıyor. ABD-Çin’de istikrar, Ukrayna’da ise savaşın 2027’ye uzaması bekleniyor.

8 Ağustos 2026

Küresel Siyasi Görünüm Q3 2026: İran’da kırılgan diplomasi, Çin’de istikrar, Ukrayna’da savaş 2027’ye uzuyor

2026’nın ikinci yarısında küresel jeopolitiğin merkezinde ABD-İran savaşı ve 17 Haziran’da imzalanan Mutabakat Zaptı’nın geleceği yer alıyor. Yeni küresel siyasi görünüm analizine göre Washington ile Tahran arasındaki 60 günlük müzakere süresinin uzatılması ve gergin fakat yapıcı görüşmelerin devam etmesi en olası senaryo. ABD-Çin ilişkilerinde yılın geri kalanında göreli istikrar beklenirken, Rusya-Ukrayna savaşının ise düşük yoğunlukta da olsa 2027’ye sarkması bekleniyor.

2026’nın üçüncü çeyreğine girilirken dünya siyasetinin önünde üç büyük jeopolitik dosya bulunuyor: ABD-İran çatışmasının diplomasiyle kontrol altına alınıp alınamayacağı, Donald Trump ile Xi Jinping’in ABD-Çin rekabetini yönetip yönetemeyeceği ve Rusya-Ukrayna savaşının ne kadar daha devam edeceği.

Analizin temel senaryosu, küresel jeopolitik risklerin yüksek kalmasına rağmen üç büyük dosyanın hiçbirinde kısa vadede kontrolsüz bir kırılma yaşanmayacağı yönünde.

Ancak özellikle 15 Ağustos’ta sona erecek ABD-İran müzakere süreci, enerji piyasaları ve küresel ekonomi açısından önümüzdeki haftaların en kritik siyasi takvimi olarak öne çıkıyor.

ABD-İran: %60 olasılıkla gergin ama yapıcı müzakereler Analizde ABD ile İran arasında 17 Haziran’da imzalanan Mutabakat Zaptı’nın tarafları bir çeşit deneme dönemine soktuğu belirtiliyor.

Temel senaryoya göre iki ülkenin gergin fakat yapıcı müzakere sürecinde kalma olasılığı %60.

Taraflar arasındaki güvensizlik son derece yüksek ve zaman zaman yeni askeri olayların yaşanması bekleniyor. Buna rağmen Hürmüz Boğazı’ndaki transit geçişin yeniden ciddi biçimde kesintiye uğraması riski yakın vadede azalmış durumda.

Bunun en önemli nedeni Washington ve Tahran’ın Hürmüz’ün yeniden açılmasını engellememek konusunda güçlü ekonomik çıkarlara sahip olması.

Dünya petrol ve LNG ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’de trafiğin normalleşmesi, yalnızca İran ve Körfez ülkeleri açısından değil küresel enerji fiyatları açısından da kritik önem taşıyor.

Hürmüz’deki saldırı diplomasiyi bozmadı Bu kırılgan dengenin ne kadar hassas olduğu 25 Haziran’da yeniden görüldü.

Umman kıyıları yakınlarında bir gemiye saldırı düzenlendi. Olay, İran Devrim Muhafızları’nın Tahran tarafından onaylanan rotalara uymayan gemilerin hedef alınabileceği yönündeki uyarılarının ardından gerçekleşti.

Ancak saldırının ardından üç önemli gelişme dikkat çekti.

Birincisi, olay Hürmüz Boğazı’ndaki genel deniz trafiğinde önemli bir kesintiye yol açmadı. Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasından sonra toparlanmaya başlayan gemi geçişleri devam etti.

İkincisi, ABD’nin tepkisi oldukça sınırlı kaldı.

Üçüncüsü, Brent petrol saldırının ardından kısa süreli yükselse de daha sonra yeniden düşüş eğilimine döndü.

Analize göre özellikle Washington’ın ölçülü tepkisi önemli bir sinyal: Trump yönetimi, fiziksel petrol piyasası toparlanmaya başlarken diplomatik süreci bozmak istemiyor.

Hürmüz için “acil telefon hattı” devrede olabilir İsviçre’de gerçekleştirilen son görüşmeler sırasında Hürmüz Boğazı için taraflar arasında bir tür doğrudan iletişim hattı kurulması da önemli bir gelişme.

Bu hattın operasyonel hale gelmesi durumunda yeni deniz olaylarının hızla kontrol altına alınması ve askeri gerilimin diplomatik süreci raydan çıkarmasının engellenmesi mümkün olabilir.

Bu nedenle önümüzdeki haftalarda yalnızca diplomatik açıklamalar değil, Hürmüz’den geçen gemilerin sayısı ve taşınan yük miktarı da ABD-İran anlaşmasının uygulanıp uygulanmadığının önemli göstergelerinden biri olacak.

15 Ağustos son tarih olmayabilir Mevcut Mutabakat Zaptı taraflara nükleer program konusunda ilerleme sağlamak için 60 günlük bir müzakere süresi tanıyor.

Bu süre 15 Ağustos civarında sona eriyor.

Ancak analizin temel senaryosu tarafların bu süreyi karşılıklı anlaşmayla uzatması.

Mevcut yapıcı müzakere sürecinden sürenin uzatıldığı ve sonunda anlaşmaya gidilen senaryoya geçiş olasılığı %50 olarak hesaplanıyor.

Buna karşılık görüşmeler devam ederken Mutabakat Zaptı’nın daha ciddi biçimde ihlal edildiği, fakat diplomasinin tamamen kopmadığı “dağınık müzakereler” senaryosuna %40 olasılık veriliyor.

Dolayısıyla 15 Ağustos bir nihai anlaşma tarihinden ziyade yeni bir diplomatik uzatmanın başlangıcı olabilir.

ABD-Çin cephesinde görece sakin ikinci yarı İkinci büyük küresel dosya ABD-Çin ilişkileri.

Analiz, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin 2026’nın geri kalanında ve 2027’nin başlarında genel olarak istikrarlı seyretmesini bekliyor.

Ancak önemli bir uyarı var: Donald Trump’ın öngörülemez açıklamaları ve ani politika değişiklikleri nedeniyle ilişkinin tonu zaman zaman hızla değişebilir.

Olumlu tarafta Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Mayıs ortasında Pekin’de dostane ve iş odaklı bir zirve gerçekleştirdi.

Trump ayrıca Xi’yi 24 Eylül’de Beyaz Saray’a davet etti.

Bunun ardından iki liderin kasım ayında Çin’in Shenzhen kentindeki APEC zirvesinde ve aralık ayında Miami’de düzenlenecek G20 zirvesinde yeniden bir araya gelme ihtimali bulunuyor.

Bu yoğun diplomatik takvim, Washington ve Pekin’e aralarındaki anlaşmazlıkları yönetmek için önemli bir fırsat sunuyor.

Trump Çin’le “büyük anlaşma” arıyor olabilir Analize göre Trump, ikinci başkanlık döneminin siyasi mirasının bir parçası olarak Xi Jinping ile daha istikrarlı bir ilişki kurmak ve iki ülke arasında kapsamlı bir ticaret anlaşmasına ulaşmak istiyor olabilir.

Xi açısından da istikrar için güçlü bir siyasi teşvik bulunuyor.

Çin Komünist Partisi’nin beş yılda bir düzenlenen kongresi 2027’nin son çeyreğinde yapılacak ve Xi’nin burada parti genel sekreterliği için dördüncü dönemini alması bekleniyor.

Bu nedenle Pekin’in kongre öncesinde hem içeride hem dışarıda büyük çaplı istikrarsızlıktan kaçınmak istemesi bekleniyor.

Trump ve Xi’nin farklı nedenlerle de olsa ABD-Çin ilişkilerini kontrol altında tutmak için ortak bir çıkarı bulunuyor.

Ancak sorun listesi çok uzun Görece istikrarlı görünüm ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin sona erdiği anlamına gelmiyor.

İki ülke arasında anlaşmazlık yaratabilecek başlıkların listesi son derece uzun: Tayvan, ABD’nin Çin ile ticaret açığı, YZ yarışı, siber güvenlik, Güney Çin Denizi, Doğu Çin Denizi, Kore Yarımadası, Hint-Pasifik rekabeti, İran savaşı sonrasında Ortadoğu’nun geleceği, Ukrayna savaşı, Çin’in Latin Amerika’daki etkisi, askeri kapasite yarışı, nadir toprak elementleri ve uzay rekabeti.

Bununla birlikte bu konuların büyük bölümü yavaş gelişen stratejik sorunlar olduğu için iki ülkenin ilişkilerini ani bir krize sürüklemeden yönetilebilir.

En büyük risk ise Tayvan Boğazı’ndaki statükoyu tek taraflı olarak değiştirmeye yönelik bir girişim.

Böyle bir gelişme mevcut istikrarlı senaryoyu hızla geçersiz hale getirebilir.

Trump sonrasında Çin politikası nasıl değişebilir?

ABD-Çin ilişkilerinin uzun vadeli geleceği Trump’ın halefinin kim olacağına da bağlı.

Cumhuriyetçi Parti’de Başkan Yardımcısı J.D. Vance daha izolasyonist bir dış politika çizgisiyle biliniyor.

Vance’in başkan olması halinde ABD’nin denizaşırı askeri taahhütlerini azaltması Pekin tarafından olumlu karşılanabilir.

Buna karşılık Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha uluslararası müdahaleci bir çizgiye sahip ve ABD’nin küresel üstünlüğünü aktif dış politika yoluyla korumasını savunması beklenebilir.

Demokratlarda ise Joe Biden çizgisine yakın merkezci bir adayın Çin’i mevcut ittifaklar ve çok taraflı kurumlar aracılığıyla dengelemeye çalışması beklenebilir.

Daha sol eğilimli bir Demokrat aday ise Vance’e benzer şekilde bazı izolasyonist özellikler gösterebilir.

Ancak analiz ABD’nin tamamen izolasyonist bir dış politikaya geçmesini düşük ihtimal olarak görüyor.

Washington’ın dünya genelindeki ekonomik ve stratejik çıkarları bunun için fazla büyük.

Dolayısıyla ABD-Çin rekabeti önümüzdeki yıllarda küresel jeopolitiğin temel unsurlarından biri olmaya devam edecek.

Ukrayna savaşı 2027’ye uzuyor Üçüncü büyük jeopolitik dosyada ise iyimserlik çok daha sınırlı.

Analize göre Rusya-Ukrayna savaşının 2027’ye kadar devam etmesi en olası senaryo.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in anlamlı bir ateşkesi veya gerçek bir barış müzakeresini kabul etmeye henüz hazır olmadığı değerlendiriliyor.

Üstelik Moskova, Washington ve Batı’nın son aylarda İran savaşına yoğunlaşmasından beklediği askeri avantajı elde edemedi.

2026 boyunca Rus kuvvetlerinin Ukrayna’daki ilerleyişi yavaşladı ve bazı bölgelerde geri çevrildi.

Ukrayna ise Rusya’nın iç bölgelerine yönelik uzun menzilli İHA saldırılarını artırdı.

Özellikle büyük petrol tesislerine yönelik saldırılar Rus ekonomisi üzerindeki baskıyı büyütüyor.

Trump’ın önceliği artık İran Donald Trump yeniden Ukrayna’da bir barış anlaşması için girişimde bulunabilir.

Ancak analize göre Ukrayna’nın Beyaz Saray gündemindeki ağırlığı azaldı.

Trump öncelikle İran ile imzalanan Mutabakat Zaptı’nın uygulanmasını ve nükleer müzakerelerin ilerlemesini sağlamak zorunda.

Bunun yanında kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri iç politikayı giderek daha fazla başkanın gündemine taşıyacak.

Ayrıca Trump’ın Putin üzerinde anlamlı bir ateşkesi kabul ettirecek ölçüde baskı kurmak konusunda isteksiz veya yetersiz kaldığı değerlendiriliyor.

Savaşın gerçek sınırı asker sayısı olabilir Rusya ve Ukrayna açısından en önemli kısıt giderek siyasi iradeden çok kaynak yetersizliği, özellikle de insan gücü haline geliyor.

Her iki tarafın da savaş kapasitesi üzerindeki baskı yükseliyor.

Bu nedenle 2027’ye yaklaşıldıkça kara savaşlarının yoğunluğunun giderek azalması bekleniyor.

Ancak bu, gerçek bir ateşkes anlamına gelmeyebilir.

Tam tersine uzun menzilli füze ve İHA saldırılarının yüksek tempoda devam etmesi bekleniyor.

Her iki taraf da daha ucuz, daha uzun menzilli ve daha etkili saldırı sistemleri geliştirmeye devam ediyor.

Dolayısıyla savaşın biçimi değişebilir: Cephede daha düşük yoğunluk, cephe gerisinde ise daha fazla uzun menzilli saldırı.

Ukrayna’da kalıcı barış ihtimali yalnızca %5 Analizin Rusya-Ukrayna savaşı için temel senaryosu oldukça karamsar.

Nisan 2027’ye kadar olan dokuz aylık dönemde yıpratma savaşının devam etmesine %55 olasılık veriliyor.

Rusya’nın Trump-Putin ilişkisini yönetmek amacıyla belirli bölgelerde geçici ve son derece sınırlı ateşkeslere razı olması mümkün.

Ancak kapsamlı ve kalıcı bir barış anlaşmasına verilen olasılık yalnızca %5.

Bunun temel nedeni Kremlin’in savaşın başlangıcından bu yana ortaya koyduğu azami hedeflerinden anlamlı tavizler vermeye yanaşmaması.

Kaynak: Fitch Solutions

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş