Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Dünya Ekonomisi

Küresel ekonomi bütün şoklara rağmen ayakta, ama büyük fırtına yaklaşıyor

IMF küresel ekonominin direncini övüyor ancak İran savaşı, enerji şoku, borç yükü ve yapay zekâ yatırımları yeni bir krizin habercisi olabilir.

16 Ekim 2026

Küresel ekonomi bütün şoklara rağmen ayakta, ama büyük fırtına yaklaşıyor

İran savaşı, enerji fiyatlarındaki sıçrama, ABD-Çin ticaret gerilimi, yükselen faizler ve borç krizine ilişkin endişelere rağmen dünya ekonomisi beklenenden daha dirençli çıktı. Yapay zekâ yatırımları, petrol stoklarının kullanılması ve Çin'in ucuz ihracatı büyümeyi destekledi. Ancak IMF'nin Bangkok'taki yıllık toplantılarında verilen mesajlar, bu dayanıklılığın sınırlarına yaklaşıldığını gösteriyor. Küresel ekonomi bir krizi atlatmış olmayabilir; yalnızca ertelemiş olabilir.

Dünya ekonomisi neden hâlâ ayakta?

2026 yılı küresel ekonomi açısından oldukça zorlu geçiyor.

İki büyük bölgesel savaş, enerji piyasalarını ve uluslararası tedarik zincirlerini sarsıyor. İran savaşıyla birlikte petrol fiyatları yükselirken, işletmeler ve tüketiciler ciddi bir enerji şokunun maliyetlerini üstlenmek zorunda kalıyor.

Enflasyonun yeniden hızlanması, hükümetlerin borçlanma maliyetlerini artırıyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimi ise küresel ekonominin iki büyük gücü arasındaki ilişkileri daha da zorlaştırıyor.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen dünya ekonomisi henüz kapsamlı bir krize sürüklenmiş değil.

Bangkok'ta düzenlenen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantılarına katılan maliye bakanları ile merkez bankası başkanları, 2008 küresel finans krizine benzer bir çöküşle karşı karşıya bulunmuyor.

IMF'nin ülkelerin çok sayıda olumsuz gelişmeye rağmen direnç gösterdiği yönündeki değerlendirmesi bu açıdan haklı.

Hatta İngiltere gibi bazı ülkeler açısından olumlu gelişmeler de var. IMF, İngiltere'nin büyüme tahminini yukarı yönlü revize ederken hükümetin bütçe açığını azaltmaya yönelik planını övdü.

Ancak küresel ekonominin bugüne kadar ayakta kalabilmesi, önümüzdeki dönemde aynı performansın sürdürülebileceği anlamına gelmiyor.

Küresel ekonomiyi üç önemli gelişme kurtardı

Geçmişte bugünkü büyüklükteki petrol şokları ekonomik büyümeyi hızla yavaşlatır, enflasyonu ise sert biçimde yükseltirdi.

Bu kez dünya ekonomisinin daha dayanıklı görünmesinin arkasında üç önemli faktör bulunuyor.

Birincisi, yapay zekâ yatırımlarındaki patlama.

Özellikle ABD'de teknoloji şirketlerinin veri merkezlerine, işlemcilere ve yapay zekâ altyapısına yaptığı devasa yatırımlar ekonomik büyümeyi destekliyor.

ABD, yıllık büyüme performansı bakımından G7 ülkeleri arasında açık ara önde bulunuyor.

Yapay zekâ yatırımları, ekonominin diğer alanlarındaki zayıflığı belirli ölçüde telafi ediyor.

İkincisi, petrol stoklarının kullanılması.

İran savaşı nedeniyle Orta Doğu'dan petrol arzının azalması, küresel enerji piyasalarında ciddi bir açık yarattı.

Ancak ülkelerin mevcut petrol stoklarını kullanması, arz kaybının etkisini sınırladı.

Bu stoklar devreye sokulmasaydı petrol fiyatlarındaki artış çok daha sert olabilirdi.

Üçüncüsü, Çin'in ucuz ihracatı.

Çin ekonomisi büyümesini giderek daha fazla ihracata dayandırıyor.

Çinli üreticilerin dünya piyasalarına sunduğu düşük fiyatlı mallar, diğer ülkelerde ithalat fiyatlarını baskılayarak enflasyonun daha da yükselmesini engelliyor.

Bu üç gelişme, küresel ekonominin enerji şokuna rağmen büyümeye devam etmesini sağladı.

Ancak her birinin önemli yan etkileri bulunuyor.

Petrol stokları tükenirken İran savaşı yayılıyor

Küresel ekonomi açısından en büyük tehlikelerden biri Orta Doğu'daki savaşın genişlemesi.

İran savaşı Suudi Arabistan'a da yayılırken enerji arzına yönelik tehditler artıyor.

Ülkelerin petrol stoklarını kullanarak piyasayı desteklemesi geçici bir çözüm sunuyor. Stoklar azaldıkça yeni arz kesintilerinin fiyatlara etkisi daha sert olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump ise geçmişte karşı çıktığı uzun süreli askeri müdahalelerden birinin içine giderek daha fazla sürükleniyor.

Savaşın uzaması, yalnızca petrol fiyatlarını değil, taşımacılık maliyetlerini, sanayi üretimini ve tüketici fiyatlarını da etkileyebilir.

Orta Doğu'da hızlı bir barış sağlanması petrol fiyatlarında sert düşüş yaratabilir.

Ancak çatışmalar devam ederse küresel ekonomi son derece zor bir kış dönemiyle karşı karşıya kalabilir.

Yapay zekâ yatırımları büyümeyi destekliyor ama diğer sektörleri sıkıştırıyor

ABD ekonomisinin güçlü performansında yapay zekâ yatırımları önemli rol oynuyor.

Ancak bu yatırımların finansmanı giderek daha fazla tartışma yaratıyor.

Dev teknoloji şirketlerinin altyapı yatırımları, finansal kaynaklara yönelik talebi artırarak borçlanma maliyetlerinin yükselmesine katkıda bulunuyor.

Bunun sonucunda yapay zekâ dışındaki sektörlerin sermayeye erişimi zorlaşabiliyor.

Bir başka ifadeyle, yapay zekâ ekonominin bir bölümünde büyümeyi hızlandırırken diğer alanlarda finansman sıkıntısını derinleştirebilir.

Bu durum, teknoloji yatırımlarının uzun vadeli getirilerine ilişkin soru işaretleriyle birleşiyor.

Yapay zekâ yatırımlarının beklenen kârlılığı sağlayamaması halinde, bugüne kadar büyümeyi destekleyen bu sektörün finansal piyasalarda yeni bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi mümkün.

Çin'in ucuz malları Batı'da sanayiyi tehdit ediyor

Çin'in ihracata dayalı büyüme stratejisi, küresel enflasyonu sınırlayan faktörlerden biri.

Ancak düşük fiyatlı Çin mallarının dünya piyasalarına akması, Batılı üreticiler üzerinde ciddi rekabet baskısı yaratıyor.

Özellikle Almanya gibi güçlü imalat sanayisine sahip ülkeler bu gelişmeden olumsuz etkilenebilir.

Çin'den gelen ucuz ithalat tüketici fiyatlarını düşürürken yerli üreticilerin pazar payını azaltabilir.

Bunun sonucunda sanayi istihdamında kayıplar yaşanması ve korumacı ticaret politikalarının güçlenmesi riski bulunuyor.

Dolayısıyla bugün enflasyonu sınırlayan Çin ihracatı, yarın ticaret savaşlarını ve siyasi gerilimleri daha da artırabilir.

IMF'den hükümetlere kemer sıkma çağrısı

Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu bir başka sorun, kamu borçlarının finansman maliyetinin yükselmesi.

Enflasyonun dirençli seyretmesi ve tahvil faizlerinin artması, hükümetlerin bütçe açıklarını finanse etmesini zorlaştırıyor.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva ve İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, hükümetlerin mali disipline daha fazla önem vermesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Bu yaklaşım, kamu harcamalarının sınırlandırılmasını veya vergilerin artırılmasını gerektirebilir.

Ancak siyasi gerçekler ekonomi yönetimlerinin işini zorlaştırıyor.

Seçmenler, hayat pahalılığı ve ekonomik güvensizlik karşısında hükümetlerden daha fazla destek bekliyor.

Yeni bir kemer sıkma dönemine yönelik toplumsal istek ise oldukça sınırlı.

Hükümetlerin bütçe açıklarını azaltmak amacıyla sert önlemler alması, ciddi siyasi tepkilerle karşılaşabilir.

Dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu temel çelişkilerden biri burada ortaya çıkıyor: Tahvil piyasaları mali disiplin isterken seçmenler daha fazla kamu harcaması talep ediyor.

Küreselleşme geriliyor, devletlerin hareket alanı daralıyor

Uluslararası tedarik zincirlerinin kırılganlaşması, ülkeleri stratejik sektörlerde kendi kendine yeterliliği artırmaya yöneltiyor.

Enerji, gıda, savunma ve sanayi üretiminde dışa bağımlılığın azaltılması giderek daha önemli hale geliyor.

Ancak devletlerin bu hedefleri gerçekleştirebilecek mali ve kurumsal kapasitesi sınırlı.

Hindistan ve Fransa'daki öğrenci protestoları, hükümetler üzerindeki toplumsal baskıların arttığını gösteriyor.

Vatandaşlar devletlerden daha fazla müdahale ve ekonomik güvence beklerken, hükümetlerin kullanabileceği politika araçları daralıyor.

Küreselleşmenin gerilediği bir dönemde ülkeler arasında daha güçlü iş birliğine ihtiyaç duyuluyor.

Ne var ki uluslararası kurumlar bu ihtiyacı karşılamakta zorlanıyor.

Dünya Ticaret Örgütü, korumacılığın yükseldiği ortamda etkisini büyük ölçüde kaybetmiş durumda.

IMF ve Dünya Bankası ise Trump yönetiminin öngörülemez politikalarına karşı yeterince güçlü bir tutum almakta isteksiz davranmakla eleştiriliyor.

Bretton Woods sistemi kuruluş ilkelerinden uzaklaştı mı?

Küresel ekonomik düzenin sorunları yalnızca Trump yönetiminden kaynaklanmıyor.

Eski Birleşmiş Milletler yetkilisi Richard Kozul-Wright, gelecek ay yayımlanacak çalışmasında IMF ve Dünya Bankası'nın kuruluş ilkelerinden uzaklaştığını savunuyor.

1944 Bretton Woods Konferansı'nda oluşturulan bu kurumların arkasında, devletlerin ekonomik kalkınmada aktif rol üstlenmesi gerektiği düşüncesi bulunuyordu.

Bu yaklaşımın temel unsurları arasında kamu müdahalesi, sanayi politikaları, tam istihdam ve yoksul ülkelerin kalkınmasının desteklenmesi yer alıyordu.

Kozul-Wright'a göre IMF ve Dünya Bankası sonraki yıllarda farklı bir ekonomik gündeme yöneldi.

Sermayenin uluslararası hareketliliğini kolaylaştıran, özel sektör kârlarını koruyan ve hükümetlerin ekonomik politika alanını daraltan uygulamalar öne çıktı.

Kozul-Wright, bu dönüşümün artan gelir eşitsizliği, borç sorunları ve ekonomik güvensizliğe katkıda bulunduğunu ileri sürüyor.

Bu eleştiri, mevcut uluslararası ekonomik düzenin yalnızca reform ihtiyacıyla değil, kuruluş felsefesinden uzaklaşmasıyla da karşı karşıya olduğu görüşüne dayanıyor.

IMF programlarında başarı kimin açısından ölçülüyor?

IMF'nin mali yardım programlarına ilişkin eleştiriler de aynı tartışmanın parçası.

Fon'dan finansman desteği isteyen ülkeler genellikle vergi artışları ve kamu harcaması kesintileri içeren programları kabul etmek zorunda kalıyor.

Söz konusu mali önlemlerin önemli bölümü programın ilk yıllarında uygulanıyor.

Aktarılan değerlendirmeye göre önlemlerin yaklaşık yarısı ilk yıl, üçte ikisi ise ilk iki yıl içinde hayata geçiriliyor.

IMF, bu yaklaşımın programların başarı ihtimalini artırdığını savunuyor.

Ancak başarı ölçütünün ne olduğu tartışmalı.

Bir ülkenin üç yıl içinde yeni bir IMF programına ihtiyaç duymaması, ekonomik istikrar açısından olumlu bir gösterge olabilir.

Bununla birlikte aynı dönemde vatandaşların yaşam standartlarının yükseldiği veya yoksulluğun azaldığı anlamına gelmez.

Eleştirmenlere göre IMF programlarının başarısı yalnızca finansal istikrar ve borç ödeme kapasitesi üzerinden değil, sosyal ve ekonomik sonuçlar üzerinden de değerlendirilmelidir.

Yeni bir ekonomik düzen mümkün mü?

Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu sorunlara yönelik alternatif öneriler arasında Bretton Woods sisteminin başlangıçtaki kalkınmacı yaklaşımına geri dönülmesi bulunuyor.

Bu çerçevede hükümetlere kendi ekonomik ihtiyaçlarına uygun politikalar geliştirmek için daha geniş hareket alanı tanınması savunuluyor.

Kamu yatırımlarının artırılması, sanayi politikalarının güçlendirilmesi, yoksul ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine destek verilmesi ve borç krizlerinin daha kapsamlı biçimde ele alınması öneriliyor.

İklim değişikliğinin ekonomik sonuçlarıyla mücadele için yeni bir Marshall Planı oluşturulması da gündeme getirilen fikirlerden biri.

Ancak mevcut uluslararası siyasi ortamda bu ölçekte bir dönüşümün yakın zamanda gerçekleşmesi zor görünüyor.

ABD ile Çin arasındaki rekabet, artan korumacılık ve bölgesel savaşlar, küresel ekonomik iş birliğini güçlendirmek yerine zayıflatıyor.

ANALİZ: Küresel ekonomi krizi atlattı mı, yoksa yalnızca erteledi mi?

Dünya ekonomisinin 2026 yılında gösterdiği direnç küçümsenmemeli.

İran savaşının yarattığı enerji şoku, yüksek enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve ticaret gerilimlerine rağmen küresel büyümenin sürmesi önemli bir başarı.

Ancak bu dayanıklılığı sağlayan unsurların kalıcılığı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.

Petrol stokları sonsuza kadar kullanılamaz.

Yapay zekâ yatırımlarının aynı hızla devam edeceği ve beklenen getirileri sağlayacağı garanti değil.

Çin'in ucuz ihracatı ise Batı ekonomilerindeki sanayi ve istihdam sorunlarını derinleştirerek yeni ticaret engellerine yol açabilir.

Üstelik hükümetler, mali disiplin ihtiyacı ile toplumsal talepler arasında giderek daha fazla sıkışıyor.

IMF'nin küresel ekonominin dayanıklılık sınırlarının yakında test edilebileceği yönündeki uyarısı bu nedenle ciddiye alınmalı.

Orta Doğu'da barış sağlanması ve petrol fiyatlarının gerilemesi, küresel ekonomi açısından önemli bir rahatlama yaratabilir.

Ancak savaşın uzaması halinde enerji fiyatları, enflasyon ve finansman maliyetleri üzerindeki baskı devam edecek.

Sonuç olarak, dünya ekonomisinin bugüne kadar kapsamlı bir krize sürüklenmemiş olması, tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Aksine, mevcut büyüme performansı giderek daha kırılgan desteklere dayanıyor.

Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu tablo, kalıcı biçimde önlenmiş bir krizden çok, ertelenmiş bir krize benziyor.

Belki de yaşadığımız dönem büyük fırtınadan önceki son sessizlik.

The Guardian

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

 Bize e-mail atın:  istanbulanalytics@gmail com

 Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş