FT Yayın Kurulu: Ortadoğu yeniden şekilleniyor, Türkiye nerede duruyor?
FT'ye göre İran savaşı Ortadoğu ittifaklarını değiştiriyor. Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan anlaşması yeni bölgesel dengelerin habercisi.
19 Ağustos 2026

Financial Times yayın kuruluna göre ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Ortadoğu’daki ittifakları Washington ve Tel Aviv’in öngörmediği şekilde yeniden biçimlendiriyor. Körfez ülkeleri ABD’nin güvenlik garantilerini sorgularken, İsrail’e yönelik kaygılar da büyüyor. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan karşılıklı savunma anlaşması ise yeni bölgesel dengelerin en dikkat çekici işaretlerinden biri olarak görülüyor.
Altı ayda bitmeyen savaş Ortadoğu’yu değiştirdi
Financial Times yayın kurulunun “The FT View” başlığı altında yayımladığı değerlendirmeye göre ABD Başkanı Donald Trump, Arap müttefiklerinin tavsiyelerini dikkate almayarak İran'a saldırma kararı verdiğinde Ortadoğu'nun geleceği üzerine büyük bir kumar oynadı.
Trump'ın dört-beş hafta süreceğini öngördüğü operasyonun üzerinden yaklaşık altı ay geçti. Buna karşılık bölge hâlâ savaş ile barış arasında sıkışmış durumda ve ABD ile İsrail'in başlattığı çatışmanın sonuçlarıyla mücadele ediyor.
Arap ülkelerinin 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ciddi bir tehdit olarak gördüğü İran rejimi ise ayakta.
ABD ve İsrail bombardımanlarının ağır maliyetine rağmen Tahran saldırgan tutumunu sürdürüyor. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını korurken, “direniş ekseni” olarak tanımlanan bölgesel vekil güçleri zayıflamış olmalarına rağmen tehdit oluşturmaya devam ediyor.
FT'ye göre ortaya çıkan tablo, bölgesel liderlerin yeni gerçekliğe uyum sağlamaya başlamasıyla Ortadoğu'yu kalıcı sonuçlar yaratabilecek biçimde değiştiriyor.
Körfez ülkeleri ABD'nin güvenlik garantisini sorguluyor
Savaşın en önemli sonuçlarından biri, Körfez ülkelerinin ABD'ye temel güvenlik garantörü olarak ne ölçüde güvenebileceklerini yeniden değerlendirmeye başlamaları oldu.
İran savaş boyunca bölgedeki askeri üsleri, enerji tesislerini, havalimanlarını ve diğer altyapıyı hedef aldı.
FT'ye göre çatışma aynı zamanda Arap ve Müslüman ülkelerde İsrail'in kendisinin de bölgesel istikrarsızlık kaynağı olduğu yönündeki kaygıları güçlendirdi.
Birçok bölge lideri, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun İsrail'in ulusal çıkarlarını bölgesel istikrarın önüne koyarak Ortadoğu'yu İran savaşına sürüklediğini düşünüyor.
Bu algı, Washington ve Tel Aviv'in savaş öncesindeki hesapları açısından önemli sonuçlar doğuruyor.
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattı
Yeni dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan karşılıklı savunma anlaşması oldu.
Anlaşmanın İslam dünyasının en kutsal kenti Mekke'de imzalanması da sembolik açıdan önem taşıyor.
Üç Sünni ağırlıklı ülke anlaşmanın tamamen savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığını vurguluyor.
FT ise anlaşmayı, ABD'nin güvenilirliğine ilişkin soru işaretleri büyürken İran tehdidinin ve savaşın yarattığı istikrarsızlığın giderek daha fazla bölgesel güçler tarafından yönetilmesi gerektiğine ilişkin ortak anlayışın göstergesi olarak değerlendiriyor.
Anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan savunma mutabakatının üzerine inşa edildi.
Türkiye açısından yeni yapı önemli savunma sanayii anlaşmalarının önünü açabilir. Pakistan, Riyad'dan daha fazla mali destek sağlayabilir. Suudi Arabistan açısından ise anlaşma, İran veya bölgesel vekillerinden gelebilecek yeni saldırılara karşı en azından sembolik olarak caydırıcılığın güçlendirilmesini sağlıyor.
Bu ihtiyaç, Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan ile yaklaşık on yıldır süren çatışmayı yeniden canlandırmasıyla daha da önem kazanıyor.
FT: Bu henüz askeri bir blok değil
Bununla birlikte FT, Mekke anlaşmasının gerçek askeri kapasitesinin abartılmaması gerektiğini savunuyor.
Türkiye veya Pakistan'ın Suudi Arabistan'ı savunmak için İran'la savaşa girmeye acele etmesi beklenmiyor. Benzer şekilde Riyad'ın Keşmir'e asker göndermesi de gerçekçi bir senaryo değil.
Anlaşmanın İran veya Husilerin saldırılarını tek başına caydırması da garanti değil.
Üstelik bölge ülkelerinin stratejik seçeneklerini çeşitlendirme arayışlarına rağmen ABD öngörülebilir gelecekte Arap dünyasının en önemli savunma ortağı olmayı sürdürecek.
Bu nedenle anlaşmanın bugünkü önemi askeri kapasitesinden ziyade taşıdığı siyasi ve stratejik mesajda yatıyor.
Yeni fay hatları ortaya çıkıyor
FT'ye göre henüz Ortadoğu'da birbirine karşı kurulmuş iki ayrı bloktan söz etmek için erken.
Ancak Mekke anlaşması bölgedeki değişen fay hatlarını görünür hale getiriyor.
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlüsünün öncelikli güvenlik endişesi İran olsa da, üç ülkenin yeni yapıyı aynı zamanda İsrail'e karşı potansiyel bir denge unsuru olarak değerlendirmesi mümkün.
İsrail'in geçen eylül ayında Katar'daki bir Hamas ofisine düzenlediği saldırının Ankara, Riyad ve İslamabad arasındaki işbirliğini hızlandırdığı belirtiliyor.
Diğer tarafta ise Abraham Anlaşmaları çevresinde oluşan farklı bir yapı bulunuyor.
Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ile giderek belirginleşen görüş ayrılıkları yaşarken geleneksel Arap ortaklarından daha bağımsız bir dış politika izliyor ve İsrail ile ilişkilerini derinleştiriyor.
Ancak bölgesel dengeler son derece hareketli. Birçok Arap ve Müslüman ülke iki taraftan birini seçmekten kaçınabilir. Örneğin Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlüsüne yakın bir çizgide bulunan Mısır, Mekke'deki savunma anlaşmasına katılmadı.
Savaş Abraham Anlaşmaları'nı genişletmek yerine yeni dengeler yarattı
FT'nin değerlendirmesinde dikkat çektiği temel sonuçlardan biri de ABD ve İsrail'in savaş öncesindeki beklentileri ile ortaya çıkan tablo arasındaki fark.
Eğer Trump ve Netanyahu, İran'la savaşın bölge ülkelerini İsrail'e yaklaştıracağını ve Abraham Anlaşmaları'nın genişlemesinin önünü açacağını düşündüyse, FT'ye göre sonuçtan hayal kırıklığına uğramaları muhtemel.
Savaş gerçekten de Ortadoğu'yu yeniden şekillendiriyor.
Ancak ortaya çıkmaya başlayan yeni düzen, İsrail'in çevresinde daha geniş bir bölgesel ittifak yaratmak yerine, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi güçlerin kendi güvenlik yapılarını oluşturduğu; Körfez ülkelerinin ABD'ye bağımlılıklarını sorguladığı ve İsrail'in bölgesel rolüne yönelik kaygıların arttığı daha karmaşık bir dengeye doğru ilerliyor.
Financial Times yayın kurulunun vardığı sonuç ise net: İran savaşı Ortadoğu'yu değiştirecek, ancak bu değişim Washington ve Tel Aviv'in amaçladığı veya öngördüğü yönde olmayabilir.



