BM Uzmanlarından Türkiye’ye Çağrı: Hak Savunucularının Kriminalize Edilmesine Son Verin
Birleşmiş Milletler uzmanları, Türkiye’de insan hakları savunucuları ve avukatlara yönelik cezai süreçlerin sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, özellikle terörle mücadele yasalarının geniş yorumlanarak ifade özgürlüğü ve savunma hakkını kısıtladığına dikkat çekildi.
1 Nisan 2026

Birleşmiş Milletler uzmanları, Türkiye’de insan hakları savunucuları ve avukatlara yönelik cezai süreçlerin sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, özellikle terörle mücadele yasalarının geniş yorumlanarak ifade özgürlüğü ve savunma hakkını kısıtladığına dikkat çekildi.
“Hak Savunucularının Kriminalize Edilmesi Durmalı”
Birleşmiş Milletler’e bağlı bağımsız uzmanlar, Türkiye’de insan hakları savunucuları ve avukatlara yönelik devam eden yargı süreçlerine ilişkin endişelerini dile getirdi.
Uzmanlar yaptıkları açıklamada: “İnsan hakları savunucularına yöneltilen suçlamalar çoğunlukla terörle mücadele yasalarına dayanıyor” ifadelerini kullanarak, özellikle İnsan Hakları Derneği (İHD) üyelerinin hedef alındığını vurguladı.
İHD Üyelerine Yönelik Davalar Gündemde
Açıklamada, İHD üyesi Hatice Onaran’ın durumu örnek gösterildi. Onaran, 2024 yılında “terörizmin finansmanı” suçlamasıyla mahkûm edildi.
Suçlama, cezaevi kuralları çerçevesinde: Maddi durumu yetersiz Sağlık sorunları yaşayan mahkumlara küçük miktarlarda destek sağlamasına dayanıyordu.
Onaran, dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı ve Şubat 2026’da sağlık gerekçesiyle geçici olarak tahliye edildi.
Avukatlara Yönelik Suçlamalar
BM uzmanları, avukatlara yönelik davalara da dikkat çekti.
İHD avukatları: Osman Süzen Suna Bilgin hakkında “silahlı örgüt üyeliği” suçlamasıyla dava açıldı.
Bilgin, Aralık ayında: 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı Süzen ise tüm suçlamalardan beraat etti.
Uzmanlar, Bilgin’in mahkûmiyetinin mesleki faaliyetleriyle bağlantılı olabileceğine dikkat çekti.
Benzer Davalar ve Yeni Soruşturmalar
Son dönemde benzer suçlamalarla yeni davalar açıldığı da vurgulandı.
Tuğba Kahraman Mehmet Acettin hakkında da benzer dosyalar kapsamında işlem başlatıldı.
Ayrıca İHD üyesi İsmail Boyraz hakkında: 2024’te bir öğretmen sendikası protestosuna katıldığı gerekçesiyle “izinsiz gösteriye katılım” soruşturması yürütülüyor Polis Müdahalesi ve Baskı İddiaları Açıklamada, insan hakları avukatı Sabri Güngen’in maruz kaldığı olaylara da yer verildi.
2025 Mart’ında gözaltındaki müvekkilini görüntülerken polis müdahalesine uğradı Daha sonra bir savcı tarafından sözlü tacize ve yeniden polis şiddetine maruz kaldı Uzmanlar, bu tür olayların savunma mesleğinin güvenliği açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti.
Türkiye’ye Uluslararası Hukuk Çağrısı
BM uzmanları, Türkiye hükümetine uluslararası insan hakları hukukuna tam uyum çağrısı yaptı.
Özellikle şu başlıklar öne çıkarıldı: Terör tanımının açık ve dar kapsamlı olması Hukukun temel ilkelerine uygunluk (orantılılık, gereklilik, ayrımcılık yasağı) Keyfi gözaltı ve yargılamaların önlenmesi Uzmanlar ayrıca: İfade özgürlüğü Toplantı ve örgütlenme hakkı gibi temel hakların kısıtlanmaması gerektiğini vurguladı.
“Terör Yasaları Kötüye Kullanılmamalı” Açıklamada, terörle mücadele yasalarının keyfi şekilde kullanılmasının ciddi sonuçlar doğurabileceği belirtildi.
BM uzmanlarına göre: Bu yasalar, hak savunucularını hedef almak için kullanılmamalı Demokratik hakları sınırlayan araçlara dönüşmemeli Önceki Uyarılar ve Süreklilik BM uzmanları, Türkiye’ye yönelik benzer uyarıların daha önce de yapıldığını hatırlattı.
2020 ve 2023 yıllarında resmi yazışmalar gerçekleştirildi İHD ile ilgili dosyalar 2021 ve 2022’de de gündeme geldi Son davaların ise: Mahkum hakları İşkence iddiaları Kürt meselesine barışçıl çözüm çağrıları ile bağlantılı olduğu ifade edildi.
Genel Değerlendirme BM uzmanlarının açıklaması, Türkiye’de insan hakları alanındaki tartışmaların uluslararası boyut kazandığını gösteriyor.
Öne çıkan mesajlar: Hukuki süreçlerde seçicilik iddiaları Terör yasalarının geniş yorumu Savunma hakkına yönelik baskılar Uzmanlar, bu gelişmelerin hem hukukun üstünlüğü hem de temel haklar açısından dikkatle ele alınması gerektiğini vurguluyor.
