BM'den Küresel Isınma Alarmı: Dünya 2,8 Derecelik Sıcaklık Artışına Doğru Gidiyor
BM'nin son iklim raporuna göre mevcut politikalar dünyayı 2,8 derecelik ısınmaya götürüyor. Fosil yakıt emisyonları artarken 2035'e kadar yüzde 45 azaltım gerekiyor.
21 Ekim 2026

Birleşmiş Milletler'in (BM) son raporu, küresel iklim mücadelesinde hedeflerle gerçekler arasındaki uçurumun giderek büyüdüğünü ortaya koydu. Mevcut hükümet politikaları devam ederse dünya, sanayi öncesi döneme kıyasla 2,8 derecelik sıcaklık artışıyla karşı karşıya kalacak. Paris İklim Anlaşması'nın 1,5 derece hedefinin aşılması artık kaçınılmaz görülürken, fosil yakıt kaynaklı emisyonlar yükselmeye devam ediyor. ABD'de Donald Trump yönetimi döneminde kömür kullanımının yeniden artması dikkat çekerken, BM 2035'e kadar emisyonların yüzde 45 azaltılması gerektiği uyarısında bulundu.
BM: Mevcut politikalar dünyayı 2,8 derecelik ısınmaya götürüyor
Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) yayımladığı son rapor, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede ciddi bir ilerleme açığı bulunduğunu gösterdi.
Rapora göre ülkelerin mevcut enerji, sanayi ve çevre politikaları sürdürülürse küresel ortalama sıcaklık artışı uzun vadede sanayi öncesi seviyelerin 2,8 derece üzerine çıkacak.
Bu tahmin, 2015 yılında yaklaşık 200 ülkenin katılımıyla kabul edilen Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerinden oldukça uzak.
Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışının 2 derecenin oldukça altında tutulmasını ve mümkünse 1,5 dereceyle sınırlandırılmasını amaçlıyor.
Ancak BM'nin son değerlendirmesi, 1,5 derece sınırının hiç aşılmadan korunmasının artık mümkün olmadığını ortaya koyuyor.
Buna karşılık BM, bu eşiğin geçici olarak aşılmasının ardından sıcaklık artışının yeniden 1,5 derecenin altına çekilebileceği bir senaryonun hâlâ mümkün olduğunu belirtiyor.
Bunun için küresel emisyonların çok daha hızlı azaltılması ve atmosferden kalıcı karbondioksit uzaklaştırma kapasitesinin artırılması gerekiyor.
1,5 derece hedefi neden kaybediliyor?
Küresel iklim mücadelesindeki temel sorun, sera gazı emisyonlarının yeterince hızlı azaltılamaması.
Fosil yakıtların yakılması sonucunda ortaya çıkan karbondioksit, atmosferde birikerek gezegenin ısınmasına neden oluyor.
Kömür, petrol ve doğal gaz kullanımı devam ettikçe atmosferdeki sera gazı yoğunluğu da artıyor.
BM raporuna göre dünya, emisyonları azaltmak için gerekli adımları zamanında atamadı.
UNEP İcra Direktörü Inger Andersen, iklim politikalarında yıllardır yaşanan gecikmelerin 1,5 derece sınırını aşmadan koruma fırsatını ortadan kaldırdığını söyledi.
Ancak Andersen'e göre bu durum, iklim mücadelesinin sona erdiği anlamına gelmiyor.
Emisyonların hızla düşürülmesi ve atmosferden karbon uzaklaştırılması yoluyla sıcaklık artışının yeniden daha yönetilebilir seviyelere çekilebileceğini belirtti.
Buradaki temel kavram, iklim literatüründe overshoot olarak adlandırılan sıcaklık hedefinin geçici olarak aşılması.
Bu senaryoda küresel sıcaklık artışı önce 1,5 derecenin üzerine çıkıyor, ardından güçlü emisyon azaltımları ve karbon uzaklaştırma yöntemleriyle yüzyılın sonuna doğru yeniden bu seviyenin altına indirilmeye çalışılıyor.
Ancak sıcaklık artışının daha sonra düşürülmesi, aşım döneminde yaşanabilecek bütün çevresel zararların geri alınabileceği anlamına gelmiyor.
2035'e kadar emisyonların yüzde 45 azaltılması gerekiyor
BM raporunun en çarpıcı bulgularından biri, iklim hedeflerine ulaşmak için gerekli emisyon azaltımıyla ülkelerin mevcut taahhütleri arasındaki fark.
Rapora göre sıcaklık artışını yüzyılın sonuna kadar yeniden 1,5 derecenin altına çekebilecek bir yol izlenmesi için 2035 yılına kadar küresel emisyonların yüzde 45 azaltılması gerekiyor.
Oysa ülkelerin mevcut ulusal iklim planlarında aynı dönem için öngörülen azaltım yalnızca yüzde 11 ile yüzde 15 arasında.
Başka bir ifadeyle, gereken azaltım mevcut taahhütlerin yaklaşık üç ila dört katı büyüklüğünde.
Bu fark, küresel iklim politikalarının mevcut haliyle hedeflere ulaşmak için yeterli olmadığını gösteriyor.
Üstelik yalnızca emisyonların azaltılması da yeterli olmayabilir.
Rapora göre sıcaklık artışını yeniden 1,5 derecenin altına çekmek için atmosferden kalıcı olarak karbondioksit uzaklaştıran teknolojilerin ve yöntemlerin de çok daha geniş ölçekte kullanılması gerekecek.
Ancak BM, bu yöntemlerin ciddi ekonomik, toplumsal ve teknolojik güçlüklerle karşı karşıya olduğunu vurguluyor.
Dolayısıyla gelecekte karbon uzaklaştırma kapasitesinin artacağı beklentisi, bugünkü emisyon azaltımlarının ertelenmesi için güvenilir bir gerekçe oluşturmuyor.
ABD'de Trump döneminde kömür yeniden yükselişte
Raporda dikkat çeken ülkelerin başında ABD geliyor.
Donald Trump yönetiminin enerji politikaları altında, elektrik talebindeki artışı karşılamak amacıyla kömürden elektrik üretiminin yeniden yükseldiği belirtiliyor.
Bu gelişme, ABD'nin son on yıldaki genel eğilimiyle ters düşüyor.
Amerikan enerji sektöründe kömür kullanımının uzun süre gerilemesinin ardından yaşanan toparlanma, enerji kaynaklı emisyonların artmasına katkıda bulundu.
BM raporuna göre ABD, gelişmiş ekonomiler arasında enerji kaynaklı emisyonlardaki belirgin yükselişiyle öne çıktı.
Trump yönetiminin Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme kararı da küresel iklim hedefleri açısından olumsuz bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
BM, ABD'nin anlaşmadan çekilmesinin ardından ülkeler tarafından sunulan yeni ulusal iklim hedeflerinin, beklenen küresel emisyonlar ve sıcaklık artışı üzerinde neredeyse sıfır düzeyinde iyileşme sağladığını belirtti.
Bu tablo, dünyanın en büyük ekonomilerinden birinin iklim politikalarındaki yön değişikliğinin uluslararası çabaları nasıl etkileyebileceğini gösteriyor.
Çin ve Endonezya'da emisyonlar arttı, Hindistan ve AB'de geriledi
BM'nin değerlendirmesinde ülkeler arasında farklı eğilimler dikkat çekiyor.
Rapora göre enerji kaynaklı emisyonlar ABD'nin yanı sıra Çin ve Endonezya'da da yükseldi.
Buna karşılık Hindistan ve Avrupa Birliği'nde emisyonlar geriledi.
Bu farklılaşma, küresel enerji dönüşümünün ülkeler arasında aynı hızda ilerlemediğini gösteriyor.
Elektrik talebindeki artış, enerji üretiminde kullanılan kaynakların dağılımı ve yenilenebilir enerji yatırımlarının büyüklüğü, emisyon eğilimleri üzerinde belirleyici rol oynuyor.
Özellikle elektrik tüketiminin hızla arttığı ekonomilerde yeni talebin kömür ve doğal gaz yerine düşük karbonlu kaynaklarla karşılanması önem taşıyor.
Ancak küresel ölçekte fosil yakıt kullanımının yeterince hızlı azaltılamaması, yenilenebilir enerjideki ilerlemelerin toplam emisyonları düşürmeye yetmediğini gösteriyor.
Küresel emisyonlardaki sınırlı düşüş kalıcı olmadı
BM'nin açıkladığı son verilere göre küresel sera gazı emisyonları geçen yıl, 2024'e kıyasla 0,1 gigaton azaldı.
Bu sınırlı gerilemede, orman yangınlarından kaynaklanan emisyonların bir miktar düşmesi de etkili oldu.
Ancak BM, söz konusu azalmanın küresel emisyonların kalıcı bir düşüş eğilimine girdiğini söylemek için yeterli olmadığını vurguladı.
Hatta emisyonların zirveye ulaşıp yatay seyre geçtiğini söylemek bile mümkün değil.
Çünkü fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan emisyonlar aynı dönemde artmaya devam etti.
Üstelik bu artışın hızı, son on yıldaki ortalama yükseliş eğilimine yakın gerçekleşti.
Bu ayrım son derece önemli.
Toplam sera gazı emisyonlarında tek bir yıl görülen küçük bir düşüş, enerji sisteminin fosil yakıtlardan kalıcı biçimde uzaklaşmaya başladığı anlamına gelmiyor.
Kalıcı bir dönüşüm için özellikle elektrik üretimi, ulaşım ve sanayide fosil yakıt kullanımının sürekli ve belirgin biçimde azaltılması gerekiyor.
Üç farklı senaryo: 2,8, 2,7 ve 2,6 derece
BM raporu, hükümetlerin mevcut politikaları ile açıkladıkları iklim hedeflerinin uygulanması durumunda ortaya çıkabilecek üç farklı sıcaklık senaryosu sunuyor.
Mevcut hükümet politikaları sürdürülürse: Küresel sıcaklık artışı 2,8 dereceye ulaşıyor.
Ülkelerin koşulsuz iklim taahhütleri yerine getirilirse: Sıcaklık artışı 2,7 dereceye geriliyor.
Finansal ve diğer desteklere bağlı koşullu taahhütler de uygulanırsa: Sıcaklık artışı 2,6 dereceyle sınırlanabiliyor.
Bu rakamlar, ülkelerin açıkladığı hedeflerle fiilen uyguladığı politikalar arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Ancak daha da önemlisi, bütün mevcut taahhütlerin uygulanması halinde bile dünyanın Paris Anlaşması'nın 1,5 derece hedefinden oldukça uzak kalması.
BM'ye göre mevcut hükümet politikalarına dayalı 2,8 derecelik tahmin önceki rapora göre değişmedi.
Buna karşılık ülkelerin koşullu ve koşulsuz taahhütlerine dayalı sıcaklık tahminleri önceki değerlendirmeye kıyasla kötüleşti.
Bu durum, yeni iklim hedeflerinin küresel ısınmanın beklenen boyutunu azaltmakta yetersiz kaldığına işaret ediyor.
Olumlu gelişme: Güneş enerjisi beklentilerden hızlı büyüdü
BM raporu bütünüyle olumsuz bir tablo çizmiyor.
Raporda, yenilenebilir elektrik üretim kapasitesinin ve özellikle güneş enerjisi yatırımlarının Paris Anlaşması'nın kabul edildiği dönemde öngörülenden çok daha hızlı büyüdüğü vurgulanıyor.
Bu gelişme, enerji dönüşümünün teknik ve ekonomik açıdan önemli ilerlemeler kaydettiğini gösteriyor.
Güneş panellerinin yaygınlaşması ve yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyüme, elektrik üretiminde fosil yakıtlara bağımlılığı azaltabilecek önemli araçlar.
Ancak yeni yenilenebilir enerji kapasitesinin hızla artması, fosil yakıtlardan kaynaklanan emisyonların otomatik olarak düşeceği anlamına gelmiyor.
Elektrik talebi yenilenebilir üretimden daha hızlı yükselirse kömür ve doğal gaz santralleri çalışmaya devam edebiliyor.
ABD'de artan elektrik talebinin kömür üretimindeki toparlanmaya katkıda bulunması, bu sorunun somut örneklerinden biri.
Bu nedenle enerji dönüşümünün başarısı yalnızca kaç megavat yenilenebilir kapasite kurulduğuyla değil, fosil yakıt kullanımının ne ölçüde azaltıldığıyla da ölçülmeli.
BM Genel Sekreteri: Her gecikme dönüşü zorlaştırıyor
BM Genel Sekreteri António Guterres, raporun yayımlanmasının ardından iklim mücadelesinde zamanın giderek daraldığı uyarısında bulundu.
Guterres, emisyon azaltımlarında yaşanan her gecikmenin sıcaklık artışını yeniden kontrol altına almayı daha da zorlaştırdığını belirtti.
Ancak 1,5 derece sınırının geçici olarak aşılmasının iklim mücadelesinden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı.
BM'nin mesajı açık: Küresel sıcaklık artışını sınırlamak için hâlâ seçenekler bulunuyor, ancak bunların uygulanması giderek daha güçlü ve hızlı politikalar gerektiriyor.
Mevcut iklim planlarının öngördüğü yüzde 11-15'lik emisyon azaltımıyla gerekli görülen yüzde 45'lik azaltım arasındaki fark kapatılmadıkça, sıcaklık hedeflerinin gerçekleştirilmesi mümkün görünmüyor.
ANALİZ: İklim hedefleriyle enerji politikaları arasındaki çelişki büyüyor
BM raporunun ortaya koyduğu temel sorun, hükümetlerin uzun vadeli iklim hedefleriyle kısa vadeli enerji tercihleri arasındaki uyumsuzluk.
Bir yandan yenilenebilir enerji kapasitesi hızla büyüyor ve ülkeler emisyon azaltım taahhütleri açıklıyor.
Diğer yandan artan elektrik talebi ve enerji güvenliği kaygıları, fosil yakıt kullanımının sürmesine neden oluyor.
Özellikle küresel jeopolitik gerilimlerin yükseldiği bir dönemde enerji güvenliği, hükümetlerin öncelikleri arasında daha fazla yer tutuyor.
Ancak fosil yakıtlara dayalı üretimin sürmesi, iklim hedeflerine ulaşmak için ilerleyen yıllarda çok daha sert emisyon azaltımları yapılmasını gerektirebilir.
Bu da enerji sistemlerinin dönüşüm maliyetlerini artırabilir.
Raporun dikkat çektiği bir diğer sorun, karbon uzaklaştırma teknolojilerine duyulan ihtiyaç.
Sıcaklık artışının 1,5 dereceyi aşmasının ardından yeniden bu seviyenin altına çekilmesi, yalnızca emisyonların düşürülmesine değil, atmosferdeki karbondioksitin kalıcı biçimde azaltılmasına da bağlı olacak.
Ancak söz konusu teknolojilerin yeterli ölçeğe ulaşıp ulaşamayacağı henüz kesin değil.
Dolayısıyla bugünkü emisyon azaltımlarının gelecekteki teknolojik gelişmelere güvenilerek ertelenmesi önemli riskler taşıyor.
Sonuç: 1,5 derece hedefi aşılacak, ancak daha kötü senaryolar önlenebilir
BM'nin son raporu, küresel iklim mücadelesinin kritik bir aşamaya geldiğini gösteriyor.
Mevcut hükümet politikaları, dünyayı 2,8 derecelik uzun vadeli sıcaklık artışına götürüyor.
Ülkelerin mevcut iklim taahhütleri tam olarak uygulansa bile bu rakam ancak 2,6 dereceye kadar düşebiliyor.
Buna karşılık 1,5 derece sınırının aşılmasının ardından sıcaklık artışını yeniden bu seviyenin altına çekebilmek için 2035'e kadar emisyonların yüzde 45 azaltılması gerekiyor.
Fosil yakıt kaynaklı emisyonların yükselmeye devam etmesi, bu hedefe ulaşmanın ne kadar güç olduğunu ortaya koyuyor.
Yenilenebilir enerjideki hızlı büyüme ise dönüşümün mümkün olduğuna ilişkin önemli bir işaret.
BM'nin uyarısının özü şu: Dünya 1,5 derece sınırını aşmadan koruma fırsatını kaybetmiş olabilir. Ancak sıcaklık artışının ne kadar yükseleceği ve bu seviyede ne kadar kalacağı, önümüzdeki yıllarda alınacak kararlara bağlı.
FT
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




