Avrupa'dan Erdoğan'a LGBTİ+ Tepkisi: Türkiye'de Hak İhlalleri ve Baskılar Büyüyor
Türkiye'deki LGBTİ+ operasyonları Avrupa'da tepki çekti. AB ve 450 kuruluş, tutuklamaların ve sansürün sona erdirilmesini istedi.
28 Ekim 2026

Türkiye'de eylül ayında LGBTİ+ örgütlerine ve aktivistlere yönelik düzenlenen geniş çaplı polis operasyonları Avrupa'da tepki topladı. “Ailem Güvende” adı verilen operasyonlarda 100'den fazla kişi gözaltına alınırken en az 83 kişi tutuklandı. Avrupa Birliği, Türkiye'ye temel hak ve özgürlüklere saygı gösterme çağrısında bulundu. Uluslararası insan hakları örgütleri ise Erdoğan yönetimini aile değerlerini gerekçe göstererek ayrımcılığı meşrulaştırmakla suçluyor. Eleştirilerin odağında yalnızca LGBTİ+ hakları değil, Türkiye'de giderek daralan ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve demokratik haklar da bulunuyor.
“Ailem Güvende” Operasyonu: 100'den Fazla Gözaltı, 83 Tutuklama
Türkiye'de LGBTİ+ topluluğuna yönelik baskılar, eylül ayında gerçekleştirilen geniş çaplı operasyonlarla yeni bir boyuta ulaştı.
12-14 Eylül tarihlerinde polis, LGBTİ+ toplum merkezlerini, dernekleri ve hak savunucularını hedef alan koordineli baskınlar düzenledi.
“Ailem Güvende” adı verilen operasyonlarda 100'den fazla kişi gözaltına alındı. Aktarılan bilgilere göre en az 83 kişi tutuklanırken 160'tan fazla kişi hakkında adli soruşturma başlatıldı.
Yetkililer operasyonların gerekçesi olarak müstehcenlik, fuhuş ve uyuşturucuyla bağlantılı suçlamaları gösterdi.
Ancak insan hakları kuruluşları, operasyonların kapsamı ve hedef alınan kişilerin faaliyetleri nedeniyle sürecin yalnızca adli suçlamalarla açıklanamayacağını savunuyor.
Operasyonlara karşı düzenlenen protestolarda da 100'den fazla kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin daha sonra serbest bırakıldığı bildirildi.
Baskınların ardından LGBTİ+ haklarını savunan kuruluşların internet siteleri, sosyal medya hesapları ve çeşitli yayınlara yönelik erişim engelleri de gündeme geldi.
Hak savunucularına göre bu gelişmeler, Türkiye'de LGBTİ+ bireylerin kamusal alandaki görünürlüğünü ve örgütlenme imkânlarını daha da sınırlandırıyor.
Avrupa Birliği: Türkiye Temel Haklara Saygı Göstermeli
Operasyonlar Avrupa Birliği'nin de tepkisini çekti.
Bir AB sözcüsü, Türkiye'deki son baskı dalgasını son derece endişe verici olarak nitelendirdi.
Sözcü, Türkiye'nin LGBTİ+ bireyler de dahil olmak üzere herkesin ifade, örgütlenme ve barışçıl toplantı özgürlüğüne saygı göstermesi gerektiğini vurguladı.
AB'nin bu konudaki tutumunun Türk makamlarına hem kamuoyu önünde hem de diplomatik kanallardan iletildiği belirtildi.
Birlik, Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlediğini açıklarken hukuki süreçlerde temel güvencelerin korunmasını, keyfî biçimde gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasını ve dayanaksız suçlamaların düşürülmesini istedi.
Avrupa Birliği'nin açıklaması, Türkiye'deki LGBTİ+ hakları tartışmasının artık yalnızca iç politika konusu olmadığını, Ankara'nın Avrupa ile ilişkilerinde de yeni bir gerilim alanına dönüştüğünü gösteriyor.
450 Kuruluştan Ortak Çağrı: Ayrımcılığa Son Verin
Türkiye'deki operasyonlar uluslararası sivil toplum kuruluşlarını da harekete geçirdi.
Dünya genelinden 450 kuruluşun imzaladığı ortak açıklamada LGBTİ+ hareketinin kriminalize edilmesine son verilmesi istendi.
Kuruluşlar, tutuklu bulunan kişilerin serbest bırakılması, polis baskınlarının ve sansür uygulamalarının durdurulması çağrısında bulundu.
Açıklamada özellikle kadınların, çocukların ve aile kavramının LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcılığı meşrulaştırmak amacıyla kullanılmasına karşı çıkıldı.
İmzacılar, LGBTİ+ kuruluşlarının tehdit ve yıldırma olmadan özgürce ve güvenli biçimde faaliyet gösterebilmesinin güvence altına alınmasını talep etti.
Fransa'daki LGBTİ+ Federasyonu ise Türkiye'de yaşananları kitlesel bir gözaltı ve baskı kampanyası olarak tanımladı.
Federasyon, insanların kimlikleri veya sevdikleri kişiler nedeniyle hedef alınmasının temel özgürlükleri aşındırdığı görüşünü dile getirdi.
Kuruluş, Fransa hükümetinden Türkiye'deki operasyonları açıkça kınamasını, Ankara'dan açıklama istemesini ve baskılara rağmen faaliyetlerini sürdüren insan hakları savunucularına destek vermesini talep etti.
“Ailem Güvende”: Aileyi Kimden Koruyorlar?
Operasyonun “Ailem Güvende” adıyla yürütülmesi, insan hakları savunucularının eleştirilerinin merkezinde yer alıyor.
Kaos GL dergisinin editörlüğünü de yapan gazeteci Yıldız Tar, bu ismin hükümetin LGBTİ+ karşıtı söylemini açık biçimde yansıttığını savunuyor.
Tar'a göre LGBTİ+ bireylerin aile kurumuna tehdit oluşturduğunu gösteren herhangi bir bilimsel veri veya kanıt bulunmuyor.
Gazeteci, Türkiye'de ailelerin karşı karşıya olduğu asıl sorunların yaygın yoksullaşma, ekonomik sömürü ve özellikle kadınlar ile çocukların yaşadığı güçlükler olduğunu belirtiyor.
Tar, hükümetin muhalefetten ve toplumdan baskı gördüğü dönemlerde LGBTİ+ karşıtı söylemleri gündemi değiştirmek veya muhafazakâr seçmen desteğini güçlendirmek amacıyla kullandığını ileri sürüyor.
Bu değerlendirme, Erdoğan yönetiminin aile politikalarıyla insan hakları arasındaki ilişkiye yönelik daha geniş bir tartışmanın parçası.
Hükümet LGBTİ+ karşıtı politikalarını geleneksel aile değerlerinin korunması çerçevesinde savunurken insan hakları örgütleri, aile kavramının belirli toplumsal grupların haklarını sınırlandırmak için kullanılmasına itiraz ediyor.
Eleştirmenlere göre devletin aileyi koruma yükümlülüğü, bireylerin temel haklarının ihlal edilmesini haklı gösteremez.
İstanbul Sözleşmesi'nden Onur Yürüyüşü Yasaklarına
Erdoğan yönetiminin LGBTİ+ topluluğuna yönelik yaklaşımı yeni değil.
Türkiye'de İstanbul Onur Yürüyüşü 2015 yılından bu yana çeşitli gerekçelerle yasaklanıyor.
Polis müdahaleleri, gözaltılar ve etkinlik yasakları, LGBTİ+ hakları konusunda faaliyet gösteren kuruluşların uzun süredir gündeminde bulunuyor.
Türkiye'nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi de benzer tartışmalara yol açmıştı.
Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadeleyi amaçlayan sözleşmeden çıkış kararını savunan çevreler, metnin aile değerleri üzerindeki etkilerine ilişkin itirazlarını dile getirmişti.
Kadın hakları ve LGBTİ+ örgütleri ise bu gerekçeleri reddederek sözleşmeden çekilmenin şiddetle mücadelede önemli bir gerileme olduğunu savunmuştu.
Eylül 2026 operasyonları, bu uzun süredir devam eden siyasi ve toplumsal gerilimin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.
Fransa'daki Türk Toplumundan Uyarı: Baskılar Yayılıyor
Fransa'da faaliyet gösteren Türkiye Kökenli Yurttaşlar Meclisi'nin (ACORT) Genel Koordinatörü Ümit Metin de operasyonlara tepki gösterdi.
Metin, Türkiye'de 2013 yılındaki Gezi protestolarından bu yana muhalif kesimlere yönelik baskıların giderek yoğunlaştığını savundu.
İstanbul Onur Yürüyüşü'nün ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü gösterilerinin yasaklanmasını bu sürecin örnekleri arasında gösterdi.
Metin'e göre geçmişte özellikle Kürt siyasi hareketine yönelik uygulanan baskıcı yöntemler, zaman içinde toplumun diğer kesimlerine de yayıldı.
ACORT temsilcisi, LGBTİ+ karşıtı söylemin ekonomik sorunlar karşısında muhafazakâr seçmen tabanını harekete geçirme amacı taşıdığını düşünüyor.
Metin ayrıca operasyonların zamanlamasını Erdoğan'ın siyasi geleceğiyle ilişkilendiriyor.
2028 cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken Erdoğan'ın yeniden aday olma ihtimali tartışılıyor.
Metin, iktidarın toplumsal kutuplaşmayı artıran söylemlerle siyasi desteğini korumaya çalıştığını öne sürüyor.
Bununla birlikte bu yorumlar, operasyonların siyasi amaçla planlandığına ilişkin kanıtlanmış bulgular değil, hak savunucularının ve muhalif çevrelerin değerlendirmeleri olarak görülmeli.
Avrupa'nın Sessizliği de Eleştiriliyor
Türkiye'deki operasyonlar yalnızca Ankara'ya değil, Avrupa hükümetlerine yönelik eleştirileri de artırdı.
ACORT, özellikle Fransa'nın Türkiye'deki insan hakları ihlallerine karşı yeterince güçlü bir tutum sergilemediğini savunuyor.
Ümit Metin, Avrupa ülkelerinin Türkiye ile ekonomik ve siyasi ilişkilerinin insan hakları konusundaki tepkilerini sınırladığını ileri sürdü.
Metin, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik yaklaşımında göç politikasının belirleyici rol oynadığını belirterek 2015'te başlayan AB-Türkiye göç iş birliği sürecine dikkat çekti.
ACORT, Türkiye'deki baskıcı ortamın yeni göç hareketlerine yol açabileceği uyarısında bulunarak Fransa hükümetini buna uygun politikalar geliştirmeye çağırdı.
Bu eleştiriler, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile ilişkilerinde insan hakları, göç yönetimi ve stratejik çıkarlar arasında nasıl bir denge kurduğu sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Gazeteciler de Hedefte: T24'e Erişim Engeli
Eylül ayındaki operasyonların basın özgürlüğü açısından da sonuçları oldu.
Haberde aktarılan bilgilere göre gazeteci Tuğba Tekerek, Kaos GL ile bağlantılı yedi kişiyle birlikte gözaltına alındı ve tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.
Tekerek, yayımladığı açık mektupta kendisinin bir haber nedeniyle hedef alındığını ve Kaos GL'nin Instagram hesabını yönettiği iddiasıyla suçlandığını belirtti.
Gazeteci, söz konusu iddiayı reddederek hakkında somut kanıt bulunmadığını savundu.
Operasyonlar kapsamında muhalif haber sitesi T24'e de erişim engeli getirildiği bildirildi.
Mahkeme kararına gerekçe olarak sitenin son bir yılda yayımladığı 118 haberin LGBTİ+ propagandası oluşturabileceği iddiası gösterildi.
Basın özgürlüğü örgütleri, bu tür uygulamaların yalnızca belirli bir topluluğun haklarını değil, kamuoyunun haber alma özgürlüğünü de etkilediğine dikkat çekiyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler'in (RSF) aktarılan verilerine göre Türkiye'de 2016-2026 döneminde gazetecilere yönelik 174 hapis vakası kaydedildi.
İnsan hakları savunucuları, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle açılan soruşturmaların ve yayınlara getirilen erişim engellerinin demokratik denetim mekanizmalarını zayıflattığını belirtiyor.
LGBTİ+ Operasyonları ve Muhalefete Yönelik Baskılar
Uluslararası insan hakları kuruluşları, LGBTİ+ topluluğuna yönelik operasyonları Türkiye'de siyasi muhalefete ve bağımsız medyaya yönelik daha geniş baskı ortamının bir parçası olarak değerlendiriyor.
Bu çerçevede İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Mart 2025'ten bu yana tutuklu bulunması da gündeme getiriliyor.
Erdoğan'ın en önemli siyasi rakiplerinden biri olarak görülen İmamoğlu hakkındaki yargı süreçleri, Türkiye'de hukukun üstünlüğü ve siyasi rekabetin koşullarına ilişkin tartışmaları derinleştirdi.
İmamoğlu ve muhalefet, kendisine yöneltilen suçlamaların siyasi amaç taşıdığını savunurken hükümet yargının bağımsız hareket ettiğini belirtiyor.
İnsan hakları kuruluşları ise LGBTİ+ aktivistlerine, gazetecilere ve muhalif siyasetçilere yönelik uygulamaların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini öne sürüyor.
Bu kuruluşlara göre ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve barışçıl gösteri hakkına yönelik sınırlamalar, farklı toplumsal kesimleri etkileyen ortak bir demokratik sorun oluşturuyor.
Sonuç: Aileyi Korumak Temel Hakları Sınırlamanın Gerekçesi Olabilir mi?
Türkiye'de eylül ayında gerçekleştirilen LGBTİ+ operasyonları, uluslararası alanda yeni bir insan hakları tartışması başlattı.
Avrupa Birliği temel haklara saygı gösterilmesini isterken 450 sivil toplum kuruluşu gözaltıların, tutuklamaların ve sansür uygulamalarının sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Türkiye'deki yetkililer operasyonları adli suçlamalarla gerekçelendiriyor. Ancak insan hakları savunucuları, uygulamaların kapsamı ve hedef alınan kuruluşlar nedeniyle temel özgürlüklerin ihlal edildiğini savunuyor.
Tartışmanın merkezinde devletin aileyi koruma iddiasıyla bireylerin ifade, örgütlenme ve barışçıl gösteri hakları arasında nasıl bir ilişki kurulacağı sorusu bulunuyor.
Aileyi korumak, insanların kimlikleri veya özel yaşamları nedeniyle ayrımcılığa uğramasını meşrulaştırmaz. Suç iddiaları varsa bunların bireysel delillerle ve adil yargılama ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
LGBTİ+ bireylerin temel haklarının korunması ise herhangi bir siyasi görüşün benimsenmesine değil, hukuk önünde eşitlik ilkesine dayanır.
Avrupa'dan yükselen eleştiriler, Erdoğan yönetiminin LGBTİ+ politikalarının Türkiye'nin uluslararası insan hakları gündemindeki yerini daha da tartışmalı hale getirdiğini gösteriyor.
Türkiye açısından asıl mesele, devletin kimi koruduğunu ilan etmesinden çok, temel hak ve özgürlükleri herkes için güvence altına alıp almadığı.
VOX EUROPE
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




