Ali Bilge – Ömer Madra: "Bürokrasi ve yargıya siyasi rejim egemen ise ve üstelik bu rejim otokrasi ise bürokrasi elini kıpırdatamıyor"
Ali Bilge, fon skandalında fon kurucularından müdahale öncesi satış yapanlara kadar tüm para hareketlerinin MASAK ve SPK tarafından araştırılmasını istedi.
3 Ekim 2026

Ekonomist Ali Bilge, fon skandalında yalnızca yatırımcıların uğradığı zararın değil, fonların kuruluş sürecinin, kapalı dönemdeki ortakların, düzenleyici kurumların rolünün ve operasyon öncesinde pozisyonlarını kapatan yatırımcıların da araştırılması gerektiğini söyledi. Bilge, 455 bin civarında yatırımcının etkilendiğinin konuşulduğu olayın siyasi ve ekonomik sonuçlarının uzun süre devam edebileceğini savundu. SPK ve diğer düzenleyici kurumların neden daha önce müdahale etmediğinin açıklığa kavuşturulmasını isteyen Bilge, MASAK'ın bağımsız biçimde çalışması halinde para hareketlerinin izlenebileceğini belirtti.
Ekonomist Ali Bilge, Açık Radyo'da Ömer Madra ve Özdeş Özbay ile yaptığı değerlendirmede, Türkiye'de gündemin merkezine yerleşen fon skandalının görünen boyutundan daha geniş bir şekilde araştırılması gerektiğini söyledi.
Bilge'ye göre soruşturmanın yalnızca mevcut fon yöneticileri ve şirketlerle sınırlı kalmaması; fonların kuruluş aşamasından kapalı dönem yatırımcılarına, fonların portföylerine alınan hisselerden düzenleyici kurumların faaliyetlerine ve satış dalgası başlamadan önce pozisyonlarını kapatan yatırımcılara kadar uzanması gerekiyor.
Bilge, yaklaşık 455 bin yatırımcının olaydan etkilendiğinin ifade edildiğini hatırlatarak, düzenleyici kurumların bu büyüklükte bir sorunun ortaya çıkmasını neden engelleyemediğinin açıklanması gerektiğini savundu.
“Hâlâ istifa yok”
Bilge'nin üzerinde durduğu ilk konulardan biri siyasi ve bürokratik sorumluluk oldu.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yönetimlerinde istifa yaşanmadığını belirten Bilge, Hazine ve Maliye Bakanı'nın da görevinden ayrılmayacağını açıkladığını hatırlattı.
Bilge ayrıca iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuya ilişkin sessizliğine dikkat çekerek, soruşturmanın siyasi boyutunun genişleyip genişlemeyeceğinin önemli olduğunu söyledi.
Bilge'nin değerlendirmesinde temel soru şu: Soruşturma yalnızca doğrudan adı geçen kişi ve kurumlarla mı sınırlı kalacak, yoksa fonların siyasi, bürokratik ve ticari bağlantıları da incelenecek mi?
Murat Emir'in iddialarını gündeme getirdiler
Programda Ömer Madra, Yeni Parti Grup Başkan Vekili Murat Emir'in fon soruşturmasına ilişkin açıklamalarını da gündeme getirdi.
Emir'in açıklamalarında Yalova'daki bir tersanenin değerindeki olağanüstü yükseliş, şirket hisselerinin önemli bölümünün bazı fonların elinde bulunması ve şirket yönetimiyle siyasi çevreler arasındaki bağlantılara ilişkin çeşitli iddialar yer alıyor.
Ali Bilge, Emir'in açıklamalarının araştırılması gereken önemli noktalara işaret ettiğini söyledi.
Bilge ayrıca soruşturmada adı geçen Tezmen ailesinin geçmişinin ve şirketlerdeki ortaklık yapısının da incelenmesi gerektiğini savundu.
Bilge'nin dile getirdiği kişi ve siyasi bağlantılara ilişkin ifadeler iddia niteliğinde olup, soruşturmanın kesinleşmiş bulguları olarak değerlendirilmemeli.
“Asıl araştırılması gereken içeriden bilgi meselesi”
Bilge'nin en fazla üzerinde durduğu konulardan biri, fonlara yönelik müdahale başlamadan önce pozisyonlarını kapatan yatırımcılar oldu.
Bazı yatırımcıların fonların tasfiye veya soruşturma kapsamına alınacağını önceden öğrenmiş olabileceğini öne süren Bilge, 28 Ağustos ile 17 Eylül arasındaki işlemlerin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini savundu.
Bilge, kimlerin yüksek fiyatlardan satış yaptığının, kimlerin parasını sistem dışına veya yurt dışına çıkardığının belirlenmesinin soruşturmanın temel unsurlarından biri olması gerektiğini söyledi.
Özellikle siyasi bağlantıları bulunan kişilere ilişkin kamuoyuna yansıyan iddiaların aydınlatılmasını isteyen Bilge, “İçeriden bilgi almak meselesi çok mühim. Böyle çıkanlar kimler ise onların da açıklanması gerekiyor” dedi.
Fon mekanizmasını nasıl anlattı?
Programda Özdeş Özbay'ın “Fonla borsada hisse alıp satmak arasındaki fark ne?” sorusuna yanıt veren Bilge, tartışılan mekanizmayı kendi değerlendirmesiyle anlattı.
Bilge'ye göre bazı düşük bilinirliğe sahip şirketlerin hisseleri önce yoğun alımlarla yükseldi. Daha sonra bu hisseleri portföylerine alan yatırım fonları oluşturuldu.
Hisse fiyatları yükseldikçe fonların değeri de yükseldi ve yüksek getiriyi gören yeni yatırımcılar hem fonlara hem de ilgili hisselere yöneldi.
Bilge, söz konusu yükselişlerin şirketlerin kârlılığından veya temel performansından kaynaklanmadığını, fiyatların yapay biçimde yükseltildiğini savundu.
Bu mekanizma devam ettikçe yüksek geçmiş getirilerin yeni yatırımcıları çektiğini ve yeni para girişlerinin fiyatları daha da yukarı taşıdığını belirtti.
“Kapalı dönemde kimler vardı?”
Bilge'ye göre araştırılması gereken en kritik alanlardan biri de fonların halka açılmadan önceki yapısı.
“Fonları kuranların bu operasyondaki payı, rolü önemli; isimlerinin açıklanması lazım” diyen Bilge, fonların kapalı olduğu dönemde yatırımcı ve ortakların kim olduğunun ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.
Bilge ayrıca fonların portföylerine hangi hisselerin, hangi fiyatlardan ve hangi tarihlerde alındığının da incelenmesini istedi.
Bu işlemlerin ardından fonlar halka açıldığında küçük yatırımcıların geçmişte oluşan yüksek getirileri görerek sisteme girdiğini savunan Bilge, yatırımcı profilinin de henüz yeterince bilinmediğine dikkat çekti.
Bilge'ye göre 455 bin yatırımcının tamamı büyük sermaye sahiplerinden oluşmuyor. Maaşından tasarruf edenlerden gayrimenkulünü satarak fonlara yatırım yapanlara kadar çok farklı yatırımcı grupları bulunabilir.
SPK'nın rolünü sorguladı
Bilge, fon piyasasındaki sorunların ortaya çıkmasında düzenleme ve denetim eksikliklerinin rolünün de araştırılması gerektiğini söyledi.
SPK'nın bazı fonların portföy yapısına ilişkin düzenlemelerde geç kaldığını savunan Bilge, bunun bir düzenleme hatası mı yoksa bilinçli biçimde göz yumma mı olduğunun ortaya çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Bilge, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in daha önce piyasadaki olağanüstü getiriler konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatarak, sorunun kamu kurumlarının bilgisi dahilinde ne zaman fark edildiğinin açıklanmasını istedi.
SPK'nın Ağustos 2026'da fonların içeriklerine ilişkin düzenlemeye gitmesinin ardından 17 Eylül'e kadar gerçekleşen işlemlerin özellikle önemli olduğunu savundu.
MASAK'a kritik rol biçti
Bilge, soruşturmanın genişletilmesi halinde Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyor.
Türkiye'nin 1991 yılında Mali Eylem Görev Gücü'ne (FATF) katıldığını, MASAK'ın ise 1996 yılında kurulduğunu hatırlatan Bilge, kurumun para hareketlerini incelemek açısından önemli teknik kapasiteye sahip olduğunu söyledi.
“Siyasi baskı olmaz ise bildiğim kadarıyla MASAK'ın teknik kapasitesi ve algoritmaları, çalışma esasları bunların hepsini tek tek ortaya çıkarır” diyen Bilge, SPK ve Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun verileriyle birlikte hareket edilmesi halinde para hareketlerinin izlenebileceğini savundu.
Bilge ayrıca fonların kara para aklama amacıyla kullanılıp kullanılmadığının da araştırılması gerektiğini söyledi. Bu noktadaki ifadeleri de bir tespit değil, araştırılması gerektiğini düşündüğü bir olasılık olarak dile getirdi.
20 milyar dolar gerçekten yatırımcıların kaybettiği para mı?
Bilge, kamuoyunda dile getirilen 20 milyar dolarlık büyüklüğün doğru yorumlanması gerektiği konusunda da uyardı.
Bu rakamın yatırımcıların fonlara yatırdığı toplam nakit miktarı anlamına gelmediğini belirtti.
Bilge'ye göre 20 milyar dolarlık rakam, 17 Eylül'deki yüksek fiyatlar üzerinden hisse ve fon varlıklarının toplam piyasa değerine ilişkin bir hesaplamayı ifade ediyor.
Dolayısıyla fonların gerçek ve nakde çevrilebilir varlıklarının bunun çok altında olması mümkün.
“Yatırımcı bu kadar para yatırmadı” diyen Bilge, fonların en yüksek piyasa değerinin yatırımcılara geri ödenebilecek gerçek varlık miktarıyla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.
Bu nedenle de müdahaleden hemen önce yüksek fiyatlardan satış yapan yatırımcıların kim olduğunun belirlenmesini özellikle önemli buluyor.
Tasfiye sürecinde ne olacak?
Bilge'ye göre bundan sonraki temel mesele fonların gerçek varlıklarının hesaplanması olacak.
Öncelikle portföylerde bulunan varlıkların gerçek piyasa değerleri belirlenecek, ardından nakde dönüştürülebilecek varlıkların büyüklüğü ortaya çıkacak.
Bilge, fonların son açıklanan değerlerinin önemli bölümünün şişirilmiş fiyatlardan oluştuğunu savunduğu için, tasfiye sonucunda elde edilecek varlıkların yatırımcıların taleplerini karşılamaya yetmeyebileceğini düşünüyor.
Böyle bir durumda zararın kim tarafından karşılanacağı sorusu gündeme gelecek.
Bilge, geçmişte yaşanan banker krizlerine atıfta bulunarak devletin veya kamu bankalarının devreye girmesi halinde nihai maliyetin kamu maliyesine ve dolayısıyla vergi mükelleflerine yansıyabileceğini öne sürdü.
Ancak bunun nasıl gerçekleşeceğine ilişkin henüz açıklanmış kesin bir mekanizma bulunmuyor.
Bankerler krizini hatırlattı
Bilge, Türkiye'nin geçmişte de finansal sistemde büyük çaplı tasfiye süreçleri yaşadığını hatırlattı.
1980'li yıllardaki banker krizine değinen Bilge, dönemin ardından tasfiye kurullarının uzun yıllar çalıştığını ve yatırımcıların zararlarının ancak kısmen ve uzun süre içinde karşılanabildiğini anlattı.
Bu nedenle mevcut fon sorununun çözümünün de kısa sürede tamamlanmasının kolay olmayabileceğini düşünüyor.
Bilge, özellikle fonların likit olmayan veya piyasa fiyatı sert biçimde düşen hisselere yoğunlaşmış olması halinde tasfiye değerlerinin kâğıt üzerindeki eski fon değerlerinin çok altında kalabileceği görüşünde.
“Borsaya güven ciddi zarar gördü”
Bilge, olayın yalnızca fon yatırımcılarını değil, Borsa İstanbul'un genel güvenilirliğini de etkileyebileceğini savundu.
Fon skandalını 17-25 Aralık 2013 döneminin piyasalara etkisiyle karşılaştıran Bilge, o dönemde Borsa İstanbul'un yaklaşık yüzde 20 değer kaybettiğini hatırlattı.
Mevcut süreçte ise piyasa değerinde yaklaşık 50 milyar dolarlık erime yaşandığını öne sürdü.
Bilge'ye göre en önemli uzun vadeli risk, yerli ve yabancı yatırımcının Türkiye sermaye piyasalarına duyduğu güvenin zayıflaması.
Yabancı yatırımcıların hukuk, düzenleme ve denetim mekanizmalarının güvenilirliğine önem verdiğini belirten Bilge, fon skandalının Türkiye'nin dış kaynak bulma maliyetini de artırabileceğini savundu.
“455 bin yatırımcının siyasi etkisi de olur”
Bilge, olayın ekonomik sonuçlarının yanında siyasi etkilerinin de olacağını düşünüyor.
Yaklaşık 455 bin yatırımcının doğrudan etkilenmesinin aileleriyle birlikte düşünüldüğünde çok daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşabileceğini belirtti.
Bu nedenle soruşturmanın nasıl yürütüldüğü, yatırımcıların zararlarının nasıl karşılandığı ve siyasi sorumluluğun nasıl ele alındığının seçmen davranışını etkileyebileceğini savundu.
Programda Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in de konuya ilişkin iktidarı sert biçimde eleştirdiği hatırlatıldı.
Bilge ise soruşturmanın siyasi boyutunun ne kadar genişleyeceğinin sürecin en önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Bilge'den sistem eleştirisi
Ali Bilge değerlendirmesinin son bölümünde tartışmayı mevcut yönetim sistemine taşıdı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin bürokrasinin ve bağımsız kurumların çalışma biçimini olumsuz etkilediğini savunan Bilge, siyasi otoritenin kurumlar üzerindeki ağırlığının düzenleyici kuruluşların zamanında hareket etmesini zorlaştırdığını ileri sürdü.
Özdeş Özbay'ın, siyasi bağlantıları bulunan kişilerin varlığının bürokratların müdahale etmekten çekinmesine neden olmuş olabileceği yorumuna Bilge de katıldı.
Bilge görüşünü şu sözlerle özetledi:
“Eğer bürokrasi ve yargıya siyasi rejim egemen ise, üstelik bu rejim otokrasi ise bürokrasi elini kıpırdatamıyor.”
MASAK, SPK ve Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun bağımsız biçimde çalışması halinde olayın mali boyutunun ortaya çıkarılabileceğini savunan Bilge, asıl meselenin bu kurumlara gerekli hareket alanının sağlanıp sağlanmayacağı olduğunu söyledi.
Ekonominin kırılgan olduğu dönemde yeni maliyet
Bilge, fon skandalının Türkiye ekonomisinin zaten yüksek faiz, yüksek enflasyon, cari denge sorunları ve küresel savaşların yarattığı şoklarla mücadele ettiği bir dönemde ortaya çıktığını hatırlattı.
Türkiye'nin dış finansmana ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Bilge, sermaye piyasalarına duyulan güvenin bozulmasının dış kaynak maliyetini yükseltebileceğini düşünüyor.
Ayrıca bu tür karmaşık finansal davaların teknik bilgi gerektirdiğine dikkat çekerek yargı sisteminin de yeterli uzmanlığa sahip olup olmadığı konusunda kaygılarını dile getirdi.
Bilge'ye göre bundan sonraki süreçte yanıtlanması gereken temel sorular değişmiyor:
Fonları kimler kurdu, kapalı dönemde kimler yatırım yaptı, hangi hisseler hangi işlemlerle yükseltildi, müdahale öncesinde kimler satış yaptı, para nereye gitti ve düzenleyici kurumlar neden daha önce harekete geçmedi?
Bu soruların yanıtları, fon skandalının gerçek ekonomik büyüklüğünün ve siyasi-bürokratik boyutunun ortaya çıkarılmasında belirleyici olacak.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




