ABD’de Müslüman Siyasetçilerin Yükselişi ve "Abdul" Reçetesi: Kimlikten Popülist Sol Dalgaya
ABD siyasetinde Müslüman ve Arap kökenli aktörler, uzun yıllardır devam eden "savunmacı ve azınlık" çizgisinden çıkarak sistemin merkezine ve geniş halk kitlelerine hitap eden ana akım bir aktöre dönüşüyor. Kasım 2026 seçimlerinde Michigan’dan Senato’ya girmesi beklenen Abdurrahman Abdüsseyyid ( İng. Yazılışı "Abdul El-Sayed”) ile New York Belediye Başkanlığı yarışında öne çıkan Zahran Mamdani gibi isimler, bu yeni dönemin simgeleri olarak dikkat çekiyor.
18 Ağustos 2026

ABD siyasetinde Müslüman ve Arap kökenli aktörler, uzun yıllardır devam eden "savunmacı ve azınlık" çizgisinden çıkarak sistemin merkezine ve geniş halk kitlelerine hitap eden ana akım bir aktöre dönüşüyor. Kasım 2026 seçimlerinde Michigan’dan Senato’ya girmesi beklenen Abdurrahman Abdüsseyyid ( İng. Yazılışı "Abdul El-Sayed”) ile New York Belediye Başkanlığı yarışında öne çıkan Zahran Mamdani gibi isimler, bu yeni dönemin simgeleri olarak dikkat çekiyor.
11 Eylül sonrası dönemde Müslüman toplumu daha çok İslamofobi ile mücadele, hak savunuculuğu ve imaj düzeltme odaklı "savunmacı" bir siyaset izlerken; Abdul El-Sayed, Zahran Mamdani, Rashida Tlaib ve Ilhan Omar gibi yeni nesil siyasetçiler bu kalıbı kırdı.
Yeni nesil siyasetçiler artık kendilerini sadece Müslüman bir azınlığın temsilcisi olarak görmüyor. Bunun yerine, ortalama Amerikalı ("Average Joe") beyaz seçmeni de kapsayan; yüksek kiralar, pahalı sağlık sistemi, yaşam maliyetleri ve lobilerin siyasi nüfuzuna karşı çıkan geniş bir sosyo-ekonomik programla öne çıkıyorlar.
Ayrıca kimliklerini gizlemeden, ekonomik adalet ve popülist sol ilkeleri merkeze koyarak geniş kitleleri arkalarında topluyorlar.
Demografik ve Sosyo-Ekonomik Gerçeklik
ABD'deki Arap ve Müslüman toplumlar birbiriyle kesişse de özdeş değil. ABD'de yaklaşık 3,5 milyon Müslüman yaşıyor. Bu nüfus etnik açıdan oldukça kozmopolit; Asyalılar (%24-30), Beyazlar (%20-30), Siyahiler (%20-28), Araplar (%12-20) ve Latinlerden oluşuyor. Arap kökenli Amerikalıların %95’i büyük şehirlerde (Michigan, New York, Kaliforniya, Teksas) yoğunlaşıyor.
Eğitim seviyeleri yüksek (Müslümanların %44'ü üniversite mezunu) ve girişimcilik oranları yerli halkın iki katından fazla. Cami ve toplum merkezleri, sadece ibadet yeri değil; sivil katılımı, sosyal ağları ve siyasi bilinci artıran kurumsal yapılar olarak işlev görüyor.
2024 Demokrat Parti ön seçimlerinde Michigan merkezli başlayan "Kararsızlar" hareketi, Müslüman ve Arap seçmenin Demokrat Parti'ye olan otomatik desteğini sonlandırdı.
Biden-Harris yönetiminin Gazze politikalarına tepki olarak doğan hareket, Demokrat Parti’nin geleneksel çizgisini sarsarak sol kanadın güçlenmesine zemin hazırladı.
Kamala Harris’in 2024 seçimlerinde Michigan’daki kalesi Dearborn’da oyların büyük kısmını kaybetmesi, "seçmenin partiye koşulsuz biat etmeyeceği" mesajını net şekilde verdi. Gazze ve Filistin meselesi, gençler ve sol kanat nezdinde bir "siyasi samimiyet ve ahlak testi" haline dönüştü.
İsrail Lobisi (AIPAC) ve Parti Yerleşkesine Karşı Zafer
Abdul El-Sayed’in Michigan Senato ön seçimlerinde, İsrail lobisi AIPAC’in rakibi Haley Stevens lehine harcadığı 30 milyon dolardan fazla paraya ve Demokrat Parti kurmaylarının baskısına rağmen zafer kazanması, siyasi dengelerin değiştiğini gösterdi.
El-Sayed; dış yardımların koşulsuz verilmesine karşı çıkıp, ABD vergi mükelleflerinin parasının dış savaşlar yerine içerdeki sağlık, eğitim ve altyapı hizmetlerine harcanmasını savundu.
Bu söylem, Demokrat Parti içindeki Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez (AOC) hattındaki popülist sol dalganın Michigan gibi kilit bir "salıncak eyalette" (swing state) başarıya ulaşabileceğini kanıtladı.
Ortaya çıkan tablo, Donald Trump’ın aşırı sağ popülist hareketine (MAGA) karşı, sol tarafta kapsayıcı ve tabandan gelen yeni bir sol popülist hareketin güçlendiğini gösteriyor. Trump hareketi muhafazakar Christian/beyaz seçmeni göçmen karşıtlığı üzerinden konsolide ederken El-Sayed ve Mamdani gibi isimlerin temsil ettiği sol kanat ise işçi ile milyarder, kiracı ile gayrimenkul zengini, hasta ile sigorta şirketi arasındaki sınıfsal çelişkiyi öne çıkararak Müslüman, göçmen, genç ve dar gelirli seçmenleri aynı platformda birleştiriyor.
Özetle; Abdul El-Sayed'in başarısı, ABD siyasetinde Müslüman kimliğinin artık bir "seçim yükü" veya "dar bir azınlık etiketi" olmaktan çıkıp; sistemik yolsuzluklara, lobiciliğe ve ekonomik eşitsizliğe karşı yürütülen ulusal çapta dönüşüm hareketinin öncü gücü haline geldiğini kanıtlıyor.



