FÖŞ yazdı: Politik kriz, ekonomiye şok, piyasalarda panik
5 Nisan 2025Türkiye’ye yatırım çekmek ve kredi notunun yükseltilmesi anlamında harika bir konjonktür yakalamıştık. Trump gümrük vergilerinde bize kıyak yaptı denilebilir. Önümüz yaz, TCMB güçlü TL politikasını en erken kış aylarına kadar sürdürebilir. Enerji fiyatları hızla düşüyor. Borsa, tahviller ucuz kalıyor. Enflasyonda yıl boyunca ciddi bir yavaşlama göreceğiz. Biraz daha hayal kurmayı sevenler için
- Trump’la dostluğun ABD’den doğrudan yatırıma dönüşmesi,
- Rusya’ya karşı mücadelede Türkiye’yi yanında tutmak isteyen AB’nin yenilenmiş Gümrük Birliği müzakereleri için yeşil ışık yakması; ve nihayetinde
- Ukrayna, Suriye ve belki Gazze’de yeniden inşanın yaratacağı ihracat fırsatları kolaylıkla yabancı yatırımcıya pazarlanabilirdi.
Ama, Erdoğan sabredemedi, zamanlamasını kimsenin anlamadığı aceleci hamlelerle İmamoğlu derdest edildi. Arkasından gelen dev protestolar da tüm dünyada aleyhimize yankılandı. Vatandaş, haklı olarak “aman neme lazım” diye dövize sığındı. Bir çuval incir böyle berbat edilir işte. Bu gelişmeleri yorumlayan sayısız meslektaşım politik krizin Mehmet Şimşek’in yönettiği Ekonomik İstikrar Programı’nın da sonunu getirdiğini, ve bizi ekonomik krizin beklediğini iddia ediyor. Kesinlikle katılmıyorum. Türkiye’de olan biteni değil, ekonomi ve piyasalarda olacakları öngörmek için üçlü bir sınıflandırma şart:
Politik kriz
Erdoğan-FETÖ dalaşından bu yana en kötüsü. Daha da kötüye gidecek. Adım gibi biliyorum, Erdoğan fırsat bulduğunda CHP ve İstanbul’a kayyım atayacak. Sokak gösterileri sürerse, güvenlik güçleri daha vahşi şiddet kullanacaklar. Neyse, politik krizin erişeceği boyutları ayrı bir makaleye saklayayım, ama o konuda tüm ekonomist meslektaşlarımla hem fikirim: Türkiye her gün yeni bir sarsıntı ile başlayacak güne.
Ekonomik şok
Politik krizin ekonomide güven şoku yaratacağı kesin. Ama bunun boyutlarını ve süresini henüz hesaplayamayız. Şu kadarı kesin: Bu ortamda iş dünyası sabit sermaye yatırımı yapmaz. Gerisi biraz spekülasyon. BELKİ, hanehalkı da “durun ne oluyoruz?” diye konut, oto gibi harcamaları geciktirir. Bu senaryonun üstünde çalışalım biraz, çünkü bir önceki cümle iç talebin yavaşlaması anlamını taşır. Bu da enflasyonist baskıları hafifletir. Gördünüz mü? Siyasi açıdan ufkumuzu karartan bu politik dinamik, muhakkak ekonomide kötü sonuçlar doğurur diyemiyoruz.
Tersi de olabilir. Eğer yaz aylarında da dev sokak gösterileri sürerse, Erdoğan halkın öfkesini yatıştırmak için asgari ücret ve emekli maaşlarına ara-yıl zamları emrini verebilir. TCMB’nin de ne yapacağı kesin değil. Politik krizin başlamasından bu yana Erdoğan, Şimşek ve Karahan’ın sürekli öne sürdüğü gibi, politik şokların kur ve enflasyon üstünde etkisini bertaraf etmek için “bağımsız” TCMB Nisan ve Haziran toplantılarında parasal gevşemeye ara verebilir. Bu enflasyonla mücadelede mütevazi de olsa bir fark yaratır.
Politik şokun ekonomiye tam olarak nasıl yansıyacağını kestiremememizin dışsal nedenleri de var: Birincisi, hem enflasyon hem de cari açığa kayda değer ölçüde ilaç olacak boyutta düşüyor enerji fiyatları. Bence, yıl boyunca Brent $65-70/varil arasında seyrederek, ekonomik anlamda ferahlama sağlayacak. En önemlisi ise turist akımları. Erdoğan’ın despotik rejiminin yabancıların Türkiye’ye seyahat algısını ne ölçüde bozacağını bilmiyoruz. Herhalde, bazıları rezervasyonları iptal eder. Ama, sokaklarda kanlı çatışmalar yaşanmazsa, çoğu aldırış etmeyecektir. “Bilemediklerimizi” ayrı koyarsam, politik krizin en azından bahar, yaz ve güz aylarında ekonomiye sınırlı etkisi olacağını öngörürüm.
Piyasa paniği
Siyasette o kadar vahim olaylar yaşanıyor ki, piyasaların sinir krizi geçirmesi gayet doğal. Ama, herkes dövize dönsün, Borsa’dan, TL’den kaçsın denebilir mi? Bu soruya cevap vermek çok önemli, çünkü bu tezi savunuyorsak, piyasalardan ekonomiye negatif etkileşim yaşanır.
Ekonomi bahsinde bir çok soruya cevap veremem. Bence hiç bir ekonomist vermez. Ama, piyasalarda paniğin kalıcı olmayacağına %100’de yüz eminim. Sebebi da gayet basit: Güçlü TL politikası. TCMB kaba hesapla $25 milyara yakın rezerv kaybetti. Ama, nerdeyse bütün sıcak para da kaçtı. Türkiye bu politik depreme sistemde $100 milyar yabancı pozisyonla yakalansaydı, TCMB kur üstünde kontrolü kaybedebilirdi. Ama, öyle değil işte. Vatandaş yaz boyunca TL değil döviz tutsa dahi, TCMB kuru istediği gibi güder. Nedeni de gayet basit.
Politik krize tepki olarak TL’den dövize dönmekle, bankadan paraları çekmek arasında büyük fark var. Berat Albayrak ve “Nas” döneminde gördük. Para sistemde kaldıkça, döviz veya TL cinsinden tutulması fark yaratmıyor. Bankalar fazla dövizi TCMB’ye swaplıyor, o da gerektiğinde kura müdahale ediyor. Ben vatandaşın bankalardan parasını çekip kasasına kaçıracağı bir senaryo göremiyorum. Yukarda izah ettim, tam emin değilim, ama muhtemelen düşük enerji fiyatları döviz çıkışını kayda değer ölçüde yavaşlatırken, turist akımları da TCMB’nin kasasını yeniden dolduracak.
Denklemi bu yolla çözersek, yakında fırsatçı yabancı fonların Türkiye’ye üşüşebileceğini kestirmek güç olmaz. Vatandaş da bu yüksek enflasyon ortamında bir-iki ay dövizde bekler, sonra yine TL’ye geçer. Çünkü dövizde kalmanın maliyeti çok ağır.
Nihayetinde, politik krizle ekonomik şoklar arasında çok önemli bir denge sağlayıcı ya da bozucu etkisi olan piyasalar yakında yatışır.
Tüm söylediklerim, Kasım’a kadar geçerlidir. Kışın turist gelirleri biterken, halen hiç kestirilemeyecek bir caddede yol alan dünya konjonktürü aleyhimize gelişebilir. Ya da içerdeki politik krize, Barış Süreci’nin başarısızlıkla sonuçlanması, Suriye’de İsrail’le çatışma ve nihayetinde Trump’la bozuşma gibi dışsal şoklar da eklenebilir. Ama, ortalama mevduat vadesinin 1.5 ay olduğu bir ülkede, Kasım çok uzak bir ufuk.